max weber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
max weber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2012 Cumartesi

Weber Eleştirisi

Weber modeline ilişkin değerlendirmeler, başlıca şu noktalarda toplanabilir.

Weber, bürokrasiyi “ideal tip” olarak ele almıştır. Bu nedenle Weber’in bürokrasi kavramı, bütün mevcut bürokrasilerin özelliğini taşımamakta ve hepsini temsil etmemektedir. Mükemmel bir bürokratikleşme bütünüyle gerçekleşmeyeceğine göre, Weber’in tanımladığı bürokrasi tipine uyan bir örgüt biçimi de bulunmayacak demektir. Böylece Weber’in modeli, “sosyal realiteyi” tam olarak yansıtmayan metodolojik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bununla beraber Weber’in bürokrasi analizi, ampirik araştırmalar için bir model niteliğinde görülebilir. Ve günümüz örgütlerinin bu modele ne ölçüde uydukları değerlendirilebilir. Modern örgütlerdeki bürokratik davranış biçimi, Weber’in düşündüğünden oldukça farklıdır. Sanıldığı gibi bürokrasi, rasyonel olarak işlememektedir. Üst düzey yöneticilerin çoğu, teknik yetenekten yoksundur. Bürokraside keyfi olarak konulmuş kurallar bulunmaktadır. Bürokratik örgütlerde informel (gayri resmi) yapı, formel (resmi – biçimsel) yapının yerini almakta ya da onu alt üst etmektedir.

Weber’in analizi, yalnızca formel bürokratik örgütleri kapsamaktadır. Örgütlerin formel yapısı, yasalar ve idari düzenlemelerle tanımlanmakta ve belirlenmektedir. Weber bürokratik örgütlerin içindeki informel ilişkileri ve uygulamaları dikkate almamıştır. Ona göre, resmen belirlenmiş kural ve ilişkilerden sapma, istisnai ve bireysel durumlarla ilgilidir. Oysa, daha sonra yapılan araştırmalar bu yaklaşımın yanlış olduğunu göstermektedir.

Weber’e göre formel yapıdan sapma, idari verimliliğe zarar verir. Oysa, örgütlerdeki bir takım gayri resmi ilişkiler ve uygulamalar, genellikle verimli çalışmaya katkı sağlamaktadır. Weber, bürokrasiyi, içinde çalışanlardan bağımsız ve soyut bir yapı olarak ele almıştır. Bu yüzden, resmi bir yapı olan bürokratik örgüt ile çalışanlar arasındaki psikolojik çalışmalara değinmemiştir.

Weber, İşbölümüne dayalı uzmanlığın, resmi hiyerarşik otoriteyi etkisiz hale getirebileceğinin farkına varamamıştır. Üst düzeydeki resmi otorite, uygulamada teknik konularda uzman olan astlara bağımlı hale gelmektedir. Günümüzde otoritenin en önemli kaynaklarından biri, uzmanlık ya da bilgidir. Çünkü bilgi, resmi otoriteden daha güçlü etkiye sahiptir.

Weber’in ideal tip bürokrasi analizi, günümüz otoritelerinin pek azında kullanılabilir. Çünkü bu analiz, toplumlar arasındaki geniş kültürel farklılıkları dikkate almamıştır. Bürokrasi, içinde bulunduğu çevreden soyutlanarak incelenemez; o toplumun kültürel, siyasal, ekonomik, sosyal ve tarihi özelliklerinin ya da şartlarının izlerini taşır.

Weber’e göre örgütlerdeki etkinliği sağlamak için, işlemlerin resmi kurallara sıkı bir şekilde bağlı kalınarak yürütülmesi gerekir. Kurallara katı bir şekilde bağlılığın, kuşkusuz bazı olumlu sonuçları olsa da, olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Her şeyden önce, ayrıntılı kurallar ve resmi işlemlerin bunlara aynen uydurulması gayretleri, memurların girişim gücünü ve takdir yetkilerini sınırlamakta ve dolaysıyla yönetimin, değişen şartlara uyum sağlamasını engelleyebilmektedir.

Bürokraside kurallar, zaman içinde kemikleşir ve değişen şartlara karşı bir direnç oluşturur. Ancak bürokrasi dışından bir otorite, onu yeni şartlara uyduracak reformlar başlatabilir. Öte yandan, ayrıntılı kurallar, çalışanların kendi kendilerini disipline etme yeteneğini geliştirmediği gibi, iyi yönetim geleneklerinin oluşmasını da önleyebilir. Bu nedenle etkin yönetim metodu, kişilerin kendi kendilerini disipline etme yeteneğini geliştirici ve çalışmaları motive edici nitelikte olmalıdır.

Genele olarak bütün bürokrasiler muhafazakârdır. Hangi parti iktidarda olursa olsun, bürokrasinin muhafâzakar tutumundan dolayı, reformcu programını uygulamakta güçlük çeker. Bürokrasinin bu davranışına “bürokratik konservatizm” denilir.

Weber’in yasal – rasyonel bürokrasisi, Batıdaki kurumsal gelişmeler göz önünde tutularak ortaya konulmuş ve daha çok sanayi toplumu için geçerli bir modeldir. Formel, aşırı kuralcı, katı hiyerarşik ve merkeziyetçi olan bu model, günümüz toplumlarının şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Bu nedenle 1980’den sonra çok yönlü, yoğun ve özünü değiştirecek eleştirilere muhatap olmuş ve dolaysıyla yeni bir yapılanma süreci içine girmiştir.

Bürokrasinin Olumlu Olumsuz Yönleri (Weber)

Bürokratik Örgütlenmenin Olumlu Yönleri

Weber’e göre, bürokratik örgütlerin gelişim nedeni, onların, öteki örgütlenme biçimlerine olan teknik üstünlüklerinden kaynaklanmaktadır. Bu teknik üstünlükleri, Weber, doğruluk, hız, kesinlik, dosya bilgisi, süreklilik, gizlilik, birlik, tam bağımsızlık, sürtüşmenin, maddi ve beşeri maliyetlerin azaltılması olarak sıralar

Weber karmaşıklaşan ve çeşitlenen yönetim işlerinin, fahri görevlilerle çözülemeyeceğini, bunların ancak tam gün mesai yapan profesyonel bürokratlarla daha hızlı, düşük maliyetli ve az hatalı olarak yürütülebileceğini vurgular

İşin “nesnel” biçimde yürütülmesi, her şeyden önce, “hesaplanabilir kurallar” a göre ve “kişilere göre değişmeyen” bir biçimde yürütülmesi demektir. Weber, bu iki temel ilkenin, aynı zamanda kapitalizmin de benimsediği prensipler olduğunu vurgular.

Weber’e göre rasyonel bir yasal sistemin uygulanmasının temelini atan da bürokrasidir.

Bürokratik Örgütlenmenin Olumsuz Yönleri

Weber, bürokrasinin potansiyel olarak bazı olumsuz sonuçlarına da işaret etmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir :

a) Bürokrasiler; bilgileri tekelleri altına almak ve başkalarına karşı onu gizlemek eğilimindedirler. Bürokratik yönetim her zaman için “gizli oturumlar” yönetimi olmak eğilimindedir. “Resmi sır” kavramı, bürokrasinin özgül buluşudur. Bürokrasi, doğal olarak, bilgisi zayıf, dolaysıyla güçsüz bir parlamentoyu yeğler.

b) Bürokrasi, ortadan kaldırılması güç yapılardandır; önemli bir güç kaynağıdır ve değişime karşı direnme eğilimindedir. Weber’e göre, “Bürokrasi bir kez tam kurulduktan sonra artık ortadan kaldırılması en zor olan sosyal yapıdır.

c) Kurulu bürokrasilerin demokrasiye karşı tutumları biraz karışıktır. Bir yandan bürokratikleşme, kitle demokrasisine eşlik etme eğilimindedir. Fakat diğer bir yandan bürokrasiler, kamu oyuna karşı duyarlı olma ve sorumluluk taşıma konusunda istekli değildirler. Ayrıca, demokrasi, yönetici ve bürokratlara karşı yönetilenleri aynı seviyeye getirmek için çalışırken, bürokrasi, yapısı gereği oldukça otokratik bir pozisyon kazanabilir.

Öte yandan, işe alma ve terfilerde yüksek okul diploması gibi daha iyi eğitim ölçülerini uygulamak, demokrasiyle çelişebilir. Bürokrasinin gelişmesi, gerçek fırsat eşitliğini yok eder ve plütokratik (zenginlerin egemen olduğu) bir rejime yol açar. Bürokrasi, sarsılması olanaksız hale gelen sürekli bir statü elde etmiştir.

Bununla beraber, bürokratik aygıtın sürekliliği ve teknik üstünlüğü, demokratik süreç için bir tehlike meydana getirse de demokrasinin yok edilmesi ve bürokratın diktatörlüğü sonuçlarını otomatik olarak ortaya çıkarmaz. Weber’e göre bürokratik mekanizma, ona nasıl hakim olunacağını bilen herkes için kolayca işler hale getirilebilir. Seçkinci demokrasi kuramcıları arasında değerlendirilen Weber, demokrasinin gerekleri ile bürokrasinin gereklerinin farklılığı üzerinde durur. Bürokrasi, iş güvencesini, düzenli yükselmeyi ve emeklilik haklarını sağlamaya çalışır; işe almayı, objektif, gayri şahsi ve genel kriterlere göre yapar.

Weber’e göre demokrasi, bürokrasinin bu “statü” özelliğine tepki gösterir. Çünkü demokrasi, atanmış görevlilerin yerine, seçimle gelen görevlileri koymak, görevden uzaklaştırmalarda ise, disiplin yönetmeliklerinin yerine seçimi geçirmek ister.

Weber - Bürokraside Memurun Özellikleri

Weber’e göre memur kavramı, çok çeşitli mesleklerde çalışanları içine almaktadır. Orduda görevli subaylar, devlet dairelerinde çalışanlar, din adamları ve fabrika yöneticileri hep memur sayılmaktadır. Memur, zamanının büyük bir kısmını dairede geçiren, yazılı talimatları yorumlayan ve uygulayan kişidir. Onun terminolojisinde memur, atama ile iş başına gelen görevlidir.

Weber’e göre bürokratik memur, şu özellikleri taşımaktadır

  1. Memuriyet bir meslektir. Memurun görevi onun yegane işidir. Memurun işi normal durumlarda emekli oluncaya kadar devam eder. Özel sektörde çalışan bir işçinin tersine, memurun iş güvencesi vardır. Bununla beraber, istediğinde her an görevinden ayrılabilir.
  2. Memur, kurum ya da yönetici karşısında kişisel olarak hürdür, köle değildir. Onun ödevi, yasalarla belirlenen gayri şahsi görevleri yerine getirmektir.
  3. Memurların işe alınması, mesleki ehliyete göre yapılır.Memur, bir sözleşmeye göre, yüksek bir yetkili tarafından atanır.Memur, aylık maaşa ve genellikle de emeklilik hakkına sahiptir. Maaş, onun hiyerarşideki pozisyonuna ve kıdemine göre tespit edilir.
  4. İdare içinde bir kariyer sistemi bulunmaktır. Memur, bu kariyer sistemi sayesinde göreve başladığı basamaktan daha üst makamlara göre yükselebilir. Yükseltme, kıdem, liyakat ve üstlerin değerlendirmelerine göre yapılır.
  5. Memurun yaptığı iş ve bu işle ilgili araç ve kaynaklar, kendinin malı değildir.
  6. İster özel bir büroda, ister bir devlet dairesinde çalışsın, çağdaş memur, yönetilenlere kıyasla farklı bir sosyal itibar kazanmak ister ve genellikle de bunu elde eder.
  7. Memur, iyi düzenlenmiş bir disiplin ve kontrol sistemine tabidir.

Otorite Türleri (Weber)

Weber, örgüt içindeki ilişkileri incelerken, otorite ile güç kavramı arasında bir ayrım yapar. Eğer bir kişi, sosyal bir ilişkide, kendi idaresini başkasının direnmesine rağmen yerine getirtebiliyorsa, güce sahip demektir. Otorite ise, gücün özel bir biçimidir. Bir emir başkasına itaat görevi yüklüyorsa, bu otoritedir. Otorite “meşruluk” esasına dayanır.

Görüldüğü gibi, Weber’in otorite analizinde “meşruluk” ve “idari aygıt” olmak üzere iki unsur bulunmaktadır. Meşruluk ve idari aygıt, Weber’in otorite tipinin inşasında iki önemli kriterdir. Weber, üç farklı meşruluk tipinden söz etmiştir. Her bir meşruluk tipi, belirli bir idari aygıt tipine denk düşer.

a) Geleneksel Otorite

Eskiden beri var olagelen geleneklere uygun olarak oluşan bir otorite biçimidir. Geleneksel otorite, liyakate değil de irsiyet ve statüye dayanmaktadır. Bu otorite biçimi, “patrimonyal” ve “feodal” olmak üzere iki şekilde kendini gösterir. Geleneksel otoritenin patrimonyal biçiminde, idari aygıtta çalışan personel, ücret ve bahşiş bakımından genellikle efendilerine kişisel bakımdan bağımlı olan (hizmetçiler, akrabalar ve gözdeler gibi) tebaadan oluşur.

Öte yandan, feodal biçimdeki otorite aygıtında çalışanlar, efendiye karşı önemli özerkliğe sahiptir. Feodal görevliler, efendiye kişisel olarak bağımlı değildir. Efendi ile aralarında bir sadakat yemini çerçevesinde, feodal görevliler, kendilerine, ayrılmış alanlarda bağımsız yetki kullanırlar; genellikle kendi özel mülkleri vardır; varlıkları ve gelirleri için üstlerine bağımlı değildirler. Weber’e göre eski bürokrasiler geleneksel otoritenin özel bir biçimi olarak patrimonyal örgütlerdir. Patrimonyal otorite biçimi, modernlik öncesi dönemde, daha çok doğu toplumlarında görülen bir tiptir.

Weber bu geleneksel otorite içinde, “gerentokrasi”, “patriyarkalizm” ve “patrimonyalizm” arasında bir ayrım yapar.

Gerentokrasi: Grubu temsil eden ve onun kutsal geleneklerini bilen yaşlıların yönetimidir. Gerentokratik topluluğun üyeleri, yaşlılara, geleneksel statüleri dolayısıyla saygı gösterirler.

Patriyarkalizm: Otoritenin, belirli bir kalıtımsal kural gereğince iş başına gelen ve öncelikli olarak grup adına hareket eden kişi tarafından uygulanmasıdır. Köken itibariyle patriyarkalizm kavramı, ev halkı şefinin otoritesini ifade eder. Aynı çatı altında yaşayan ev halkının ihtiyaçlarını karşılamak için aralarında oluşturdukları ilişkilere bağlı bir otorite biçimidir. Patriyarkal şefin, zamanla artan mal varlığını yönetmek için, fertlerine tarla, ev, duvar ve benzeri şeyler vermesiyle merkezi otoritesinde dağılma meydana gelir. Şefin merkezi otoritesinin dağılması sonucu, “patrimonyal otorite” ortaya çıkar.

Patrimonyalizm: Tamamen şahsa bağlı idari personelin ve özellikle askeri gücün gelişmesine dayanır. Toplumun ya da grubun mensupları otorite karşısında tebaadır.

Patrimonyal otorite, geleneksel sınırlamalardan uzaklaştığı ve keyfi uygulamalara yöneldiğinde sistem, “sultanizm”e (despotizm) dönüşür.

Neo – patrimonyal bürokrasi kavramı, modernleşme sürecine yönetici elitin öncülüğünde giren, fakat batının hukuki – rasyonel bürokrasi modeline öz itibariyle alamayan ama bazı biçimsel yönlerini aktarmayı başaran, geleneksel ile modernliği birlikte barındıran gelişmekte olan ülkelerin bürokrasileri için kullanılmaktadır.


b) Karizmatik Otorite

Bir kişiye karşı güvene, onun kahramanlığına veya üstün niteliklerine duyulan inançtan kaynaklanan otorite biçimidir. Bu otorite, geleneklere tamamen zıt bir doğrultuda gelişebilir. Önemli olan kişinin, sihir, kahramanlık ya da diğer olağanüstü yetenekleri ile karizmaya (tanrı vergisi kişiliğe) sahip olduğu hakkında bir “inanç” uyandırmasıdır.

c) Yasal Otorite

Yasal otorite, yasalara dayanan güç ve egemenliktir. Bu, yasaların geçerliliğine ve rasyonel kurallara dayanan işlevsel “yetki”ye inanmaya bağlıdır. Yasalarca korunmuş ödevlerin yerine getirilmesinde itaat esastır. Weber, bu otorite tipine bir de “rasyonellik” eklemiştir. Bu otorite tipinde halk, kanunlara, onların karizmatik ya da geleneksel liderler tarafından yapıldığından değil, fakat, yöneten ve yönetilenler tarafından uygun ve doğru olarak kabul edilen bir prosedüre göre yapıldığına inandığı için uyarlar.

Bu yönetim tipinde, Feodal örnekten farklı olarak, idarenin araçları (idari görevleri yerine getirmek için gerekli kaynaklar vb.) bürokrata ait değildir. Memurun makamı satılamaz, irsi olarak çocuklarına ve başkasına geçmez, hiçbir şekilde özel mülkü ile bütünleşmez. Özel mülkle resmi servet arasındaki bu katı ayırım, yasal bürokrasi tipinin temel bir niteliğidir ve bu nitelik onu, feodal ve patrimonyal yönetim tipinden ayırır.

Weber’e göre bu otorite tipleri, gerçek hayatta “saf” bir biçimde ortaya çıkmaz.


Özet olarak belirtmek gerekir ki, sözü edilen bu üç otorite ile tarihteki ve sosyal hayattaki bütün otorite biçimlerini açıklamak yeterli değildir. Sosyal hayatta, benimsemeye, güvene, uzmanlığa, bilgiye, paraya, başarıya ya da performansa dayalı çeşitli otorite tipleri bulunmaktadır.

14 Ekim 2011 Cuma

Weber Otorite Çeşitleri

WEBER'e GÖRE OTORİTE TİPLERİ

3 çeşit otorite tipi belirlemiştir.

1- Geleneksel Otorite Toplumdaki meşruiyetlerini gelenekten göreneklerden ve inançlardan alan otoriteyi ifade etmektedir.
2- Karizmatik Otorite Meşruiyetini liderin olağanüstü olduğuna inanılan otoriteyi ifade eder.
3- Yasal-Akılcı Otorite Rasyonel aklın belirlediği yasalarla yetkileri sınırlandırılmış otoriteyi ifade eder.