faktör donatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faktör donatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2010 Salı

Heckscher-Ohlin Teorisinden Çıkan Teoremler

Bunları dört ayrı temel hipotez şeklinde ifade edebiliriz.

1- Faktör donatımı teoremi
2- Faktör fiyatları eşitliği teoremi
3- Stolper-Samuelson gelir dağılımı teoremi
4- Rybczynski teoremi

Faktör donatımını ayrı olarak başka bir yazımızda açıklanmıştı. Kısaca, her ülke zengin olarak sahip olduğu faktörü yoğun biçimde kullanan malların üretiminde karşılaştırmalı üstünlük elde eder.


Faktör fiyatları eşitliği teoremi ise, serbest ticaretin ülkeler arasındaki faktör fiyatlarını eşitleyeceğini söyler ve bu bakımdan uluslarası serbest faktör hareketliliği ile aynı sonucu doğurur.

Dış ticarete başlayınca dünyada mal fiyatlarının eşitleneceğini biliyoruz. (tek fiyat kanunu) Buna bağlı olarak uluslarası faktör hareketi olmadan, ülkeler arasındaki faktör fiyatlarının nasıl eşitleneceği üzerinde durulur.

Klasik iktisatçılar üretim faktörlerini ülke içinde tam hareketli (perfect mobility), ülkeler arasında tam hareketsiz (immobile) varsayılmış. Uluslarası işgücü akımları serbest kabul edilseydi, ücret eşitliği sağlanabilecektir.

Fakat, asıl konuya dönersek, yani mal ticareti yoluyla nasıl ücret eşitliği sağlanacağına bakmalıyız.

Bu noktada basit bir örnek üzerinde durursak, Türkiye'nin emek-yoğun tekstil üretiminde uzmanlaşmaya gittiği varsayılırsa, işgücü talebi artacaktır ve bunun neticesinde ücretlerin artması beklenecektir. Tam tersine Almanya gibi sermaye yoğun bir üretimde uzmanlaşanlar için ise işgücü için ücretler azalacaktır.

Sonuç olarak, ülkenin zengin sahip olduğu faktörlerin fiyatı yükselecek, kıt faktörlerin bedeli ise düşürek, ülkeler arasında faktör fiyatlarının eşitlenmesine sebep olacaktır. Tabii ki bu varsayımın üretimde birbirine benzer teknolojik gelişime sahip ve üretim faktörlerinin homojen olmaması içine katmadığından günümüzdeki ülkeler arasındaki ücret farklarını açıklaması mümkün değildir.

Ama özellikle sanayileşmiş ve serbest ticaretin olduğu ülkelerde bunun gerçekleştiğini görmekteyiz. Avrupa Birliğine yeni giren üyelerin karşılaştığı temel dönüşümlerden birisi de budur.



Stolper-Samuelson teoremi de, serbest ticaretin ülkenin bol olarak sahip olduğu faktörün reel gelirini yükselteceğini ve kıt faktörün gelirini ise düşüreceğini ortaya koymaktadır.

Dış Ticaretin ülke halkının yaşam düzeyinin yükselteceği görüşünü savunan Klasiklere karşı olarak, bunun ihracat yapan sektörlerin lehine olduğunu ama bu bağlamda, kıt kaynakların reel gelirini yükseltmenin korumacılık ile mümkün olacağı üzerinde durmaktadır.

Fakat, kazanç-zarar durumuna bakılınca dış ticaretin engellendiği durumlarda ülke için toplam gelirde azalmanın olacağı kesindir. Ülkelerin içinde söz konusu sektörlerin baskısı veya çeşitli politikalara dayalı korumacılık yapılabilir, tabii ki bunun toplumun tümünün ödeyeceği bir maliyet barındırdığını bilmek gerekmektedir.



Rybczynski teoremine göre ise, tam çalışma koşulları altında, yalnız bir faktörün arzı artınca, bu faktörü yoğun olarak kullanan malın üretiminin genişleyeceğini öne sürerek, arzı sabit kalan faktörü yoğun olarak kullanan malın üretiminin ise mutlak olarak daralacağını göstermektedir.

Örnek vermek gerekirse, Türkiye emek zengin bir ülke, tekstil emek-yoğun ve motor sermaye-yoğun mallar olarak kabul edildiği bir durumda, hem emek hem sermaye tam çalışma halindeyken, sermaye arzı sabit kalırken, emek stoku arttığını varsayalım. Artan emek doğaldır ki emek-yoğun tekstil kesiminde çalıştırılacaktır. Böylece tekstilde üretim artmış olacaktır. Ancak ne kadar emek-yoğun bir endüstri olsa da her üretim için bir miktar sermaye bir miktar emek gerekli olacağı açıktır. Söz konusu emeğin çalıştırılması için harcanacak sermaye, diğer üretim için kullanılan sermayeden aktarılması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak, tekstil üretimindeki bu artışın karşılığı olarak, motor endüstrisinde bir daralma meydana gelecektir.

Rybczynski teoremini aşağıdaki grafikte görebilmekteyiz.

Grafikte görüldüğü gibi, Başlangıçta üretim dengesi Eo noktasındadır. Emekteki artışa istinaden üretim olanakları eğrisi dışa doğru genişleyerek, yeni üretim dengesini E1 noktasına taşımıştır. (dış ticaret hadleri FF=F'F' değişmediği kabul edilmiştir.)

Sonuç olarak, emek faktöründeki artış nedeniyle tekstil üretimi T0 dan T1 genişlemiş, makine üretimi ise M0 dan M1 e düşmüştür.

Kısaca tekrar etmek gerekirse, Rybczynski teoreminde, iki mallı ve iki faktörlü bir modelin tam çalışma koşullarında olduğu varsayımı altında, sadece bir faktörün arzı arttırılırsa, onu yoğun olarak kullanan malın üretimi doğal olarak genişleyecektir, ama bu genişleme neticesinde diğer sektörün kullandığı faktörden de aktarım yapılması gerekeceğinden, diğer malın üretimi ise daralacaktır.

Rybczynski teoremi iktisadi büyümenin dış ticaret üzerindeki etkilerinin incelenmesi konusunda büyük önem taşıyan bir araçtır.

Faktör Donatımı (Heckscher-Ohlin) Teorisi Analitik Kanıtlanması

Faktör donatımı teorisinin temel önermesi, Üretim olanakları (dönüşüm) eğrisi ve toplumsal kayıtsızlık eğrileri ile kanıtlanabilir.

Teoride, Faktör donatımlarının ülkeler arasında farklı, fakat üretim teknolojilerinin aynı olduğu varsayılır.

Buna göre, iki ülkeye ait üretim olanakları eğrileri grafikte görülmektedir.


Görüldüğü üzere, AA Almanya'nın, TT de Türkiye'nin dönüşüm eğrileridir. Almanya sermayeye bol olarak sahip bulunduğu ve motor üretimi de sermaye yoğun olduğu için, üretim olanakları eğrisi motor ekseni yönünde daha uzundur. Aynı şekilde, emeğe zengin olarak sahip Türkiye'nin üretim olanakları eğrisi de tekstil yönünde dışa doğru daha genişlemiştir.

Teoriye bağlı önemli bir varsayım, *talep koşullarının ülkeler arasında birbirine benzer oluşudur. Bu varsayıma bağlı olarak, çizilen bir kayıtsızlık eğrisi iki ülke için de ortak olabilmektedir. *Grafikteki kayıtsızlık eğrileri hem Türkiye'ye, hem Almanya'ya ait olmaktadır.

Dış Ticarete başlamadan önce, Almanya'nın denge noktası DA ve iç fiyat oranı FA, Türkiye'nin denge noktası DT ve iç fiyat oranı FT'dir.

Buradan görüldüğü gibi, FA doğrusu FT ye göre daha dik konumdadır.
Bunun anlamı, Almanya'da Türkiye'ye oranla motorun daha ucuz, ve Türkiye'de Almanya'ya göre tekstilin daha ucuz mallar olduklarını gösterir.

Heckscher-Ohlin teorisinin temel önermesi olan her ülke zengin olarak sahip olduğu mallarda karşılaştırmalı üstünlüğü elde edecektir. Bu sonuca ulaşırken talep koşullarının benzerliği varsayımı önem taşımaktadır. Çünkü talep benzerliği nedeniyle üretim maliyetleri yapısına uygun bir uzmanlaşma ortaya çıkmaktadır.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Faktör Donatımı (Heckscher-Ohlin) Teorisi

Klasik Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisine göre, yurtiçi üretim maliyetleri farklı olduğu sürece, ülkeler karlı dış ticaret yapabilirler ve yurtiçi üretim maliyetlerindeki farklılıklar da uluslarası emek verimliliğindeki farkların bir sonucudur.

Bu analizler ile uluslarası ticaretin gerçek nedeni açıklanmış olmaz. Çünkü, uluslarası emek verimliliğindeki farklılık doğuran etkenler üzerinde durulmamaktadır. Oysa yurtiçi fiyat farklılığının nedenleri tatmin edici bir biçimde açıklanmadıkça Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi'nin yeterli bir çözüme kavuşturulduğu söylenemez.

Bu eksikliği gidermek adına, Ricardo'dan bir asır sonra ortaya atılan bir açıklama, faktör donatımı teorisi'dir. (factor endowment theory)

İsveçli İktisatçı Eli Heckscher (1879-1952), yazdığı faktör oranları teorisi (factor proportions theory) makalesinde bunu ilk defa dile getirmiştir. Yaklaşık on yıl sonra yine başka bir İsveçli bir İktisatçı ve Heckscher'in öğrencisi olan Bertil Ohlin tarafından yeniden ele alınarak, bu görüşlere daha net açıklık getirilmiş ve karşılaştırmalı üstünlükler teorisine değişik bir yorum getiren ve onun ayrılmaz bir parçası olan faktör donatımı teorisi ekonomi bilimine kazandırılmıştır.

TEORİDEN ÇIKARTILAN TEMEL SONUÇ

Basit ve rasyonel bir düşünceye dayanan bu teori, bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahipse, üretimi o faktörü yoğun biçimde gerektiren mallarda karşılaştırmalı üstünlük elde etmesi, yani onları ucuza üretmesi ve o alanlarda uzmanlaşmasına dayanmaktadır.

Bir ülke emeğe göreceli olarak daha bol biçimde sahiptir, böyle bir ülkede doğal olarak emek-yoğun mallar daha ucuza üretilir. Bunun gibi sermaye faktörüne zengin olarak sahip bulunan ülkelerin de sermaye-yoğun malları daha ucuza üretmeleri beklenir.

Heckscher-Ohlin Teorisi'nin dayandığı iki ana varsayım şunlardır;

a) Ülkeler faktör donatımları açısından farklıdır. (Emek-yoğun ve Sermaye-yoğun)

b) Mallar faktör yoğunlukları ya da nisbi faktör oranları bakımından da farklılık gösterirler. (Bazı mallar emeğe, bazı mallar sermayeye dayalı)

Diğer varsayımlar,

c) Bir malın üretim fonksiyonu bütün ülkelerde aynıdır. (Emek-yoğun ise her yerde aynı)
d) Üretimde ölçeğe göre sabit verim koşulları geçerlidir.
e) Ülkelerin talep koşulları birbirinin benzeridir.

TEORİDEKİ KAVRAMLARIN AÇIKLANMASI

Faktör donatımı

Heckscher-Ohlin modelinin temel varsayımlarından birisi ülkelerin faktör donatımı bakımından birbirinden farklı olmalarıdır.

Faktör donatımı ise iki ayrı şekilde tanımlanabilir: Fiziki ve Ekonomik tanımlama.

Birinci yaklaşımda faktör bolluğu kavramı arz yönüyle ele alınır.
Üretim faktörlerinin fiziki miktarları veya faktör stoku ile açıklanır.

Bu açıdan faktör donatımını belirlemek sermaye stoku / emek stoku oranları karşılaştırılması ile yapılmaktadır.

Aşağıdaki eşitsizliğe göre Almanya sermaye, Türkiye de işgücü bakımından daha zengin ülkelerdir.

Tüm emek ve sermaye arzını toplayarak faktör stokunu ölçmek pratik bakımdan bazı güçlükler doğurmaktadır. Çok çeşitli özelliklere sahip emek türlerinin ortak paydaya göre ifade edilmesi gibi sorunlar söz konusu olur.

İkinci yaklaşım olarak Ekonomik bakımdan faktör donatımı faktör fiyatları ile açıklanır. Diğer bir deyişle, bu kıstas hem arz, hem talep güçlerine dayanmaktadır. Göreceli olarak zengin biçimde sahip olduğu faktörün fiyatı daha ucuz olacaktır. Dolayısıyla iki ülkedeki göreceli faktör bedelleri karşılaştırılarak bu ülkelerin faktör donatımı özellikleri konusunda bir sonuca varılabilir.

Aşağıdaki şekilde gösterilebilir.

Görüleceği gibi bu yaklaşım ülkeler arasındaki rant/ücret oranlarının karşılaştırılmasına dayanır. Yukardaki eşitsizlikte, Almanya'da sermayenin göreceli fiyatının Türkiye'den daha düşük olması, bu ülkenin sermayeye, Türkiye'nin emeğe daha zengin olarak sahip bulunması demektir.

Faktör yoğunluğu göreceli bir kavramdır. Türkiye ABD'ye göre emek zengin bir ülke ise, ABD Türkiye'ye göre sermaye bol konumunda bulunması biçiminde yorumlanır.

Faktör fiyatları faktör donatımına ters olabilir, bunun sebebi söz konusu mala karşı talebin yüksek olması sebebiyle sermaye yoğun bir ülkede sermayenin piyasa fiyatı yükselebilir. Sonuç olarak diğer ülkeye göre göreceli üstünlüğünü kaybedebilir.


Faktör Yoğunluğu

Bir malın üretiminden kullanılan girdilerle elde edilen ürün arasındaki teknik ilişkiye üretim fonksiyonu (production function) adı verilir.

Geometrik olarak da eş ürün eğrileri (iso-quant curves) ile gösterilir.

Eş ürün eğrisi, teknolojinin koyduğu sınırlandırmalar altında bir maldan aynı miktarı üretmek için kullanılması gereken emek ve sermaye bileşimlerini gösteren bir eğri olduğu söylenebilir.

Aşağıdaki grafikte esnek teknoloji koşullarında, tekstil ve motorun eş ürün eğrileri gösterilmiştir.

Grafikte gördüğümüz kadarıyla, faktör fiyatları oranı FF olması durumunda,
motor
daki sermaye/emek oranı OM nin eğimine,
tekstildeki sermaye/emek oranı OD nin eğimine,
OM
nin OD ye dik olması,
FF gibi veri bir faktör fiyatları oranının motorun tekstile göre daha sermaye-yoğun, veya tekstilin daha emek-yoğun olduğunu açıkça göstermektedir.

Faktör fiyatları değiştikçe normal olarak, ucuzlayan faktör pahalılaşan faktörün yerine kullanılacaktır.

Grafikte görüldüğü gibi faktör fiyatları FF den F1F1=F2F2 e yükselince (sermaye ucuzlaması)
sermaye-emek yoğunlukları motorda OM1 e, tekstilde ise OD1 e yükselmiştir.
Her iki malında üretimi daha fazla sermaye-yoğun duruma gelmiştir.
Bunun anlamı,
maliyet azaltımı gereğince pahalı faktör yerine ucuzun kullanılmasını ifade eder.

Basit bir örnek vermek gerekirse, işçi fiyatları çok fazla artarsa, makinenin kullanımı artış gösterir. Aksine, makine fiyatları artarsa, üretimde insan gücüne yönelim daha fazla olacaktır.

Heckscher-Ohlin Teorisinin temel sonucuna ulaşmak maksadıyla varolması gereken koşullardan birisi de, faktör fiyatları değiştiğinde malların faktör yoğunluklarının tersine dönmemesidir. (factor reversal)

Yukarda varsayıma bağlantılı olarak bir malın üretiminde faktör yoğunluğu ne kadar değişirse değişsin bir mal emek-yoğun ise sermaye-yoğun hale gelmemelidir.

Bu amaçla grafiğe göz atarsak, faktör yoğunluğunun tersine dönmemesi için iki malın eş ürün eğrilerinin sadece bir noktada kesişmesi gerekir. Yukardaki grafikte gördüğümüz Motor ve Tekstilin eş ürün eğrilerinin kesiştiği nokta S noktasıdır.

Fakat, eğer söz konusu durumun gerçekleştiği bir grafiğe bakmak gerekirse, bunu aşağıda çizilmiş olan grafiğimizde görebilmekteyiz. Çünkü, eş ürün eğrilerinin K ve L gibi iki noktada kesiştiğini görmekteyiz.

Grafikten çıkarılan en önemli sonuç, faktör fiyatlarının F1F1 olması durumunda, sermaye emek yoğunluğu motorda OM1, tekstilde OT1 doğrularıyla temsil edilir. Motor daha sermaye-yoğun yöntemlerle üretilir.

Faktör fiyatlarının F2F2 olacak biçimde değişmesi durumunda, (emeğin ucuzlaması) sermaye yoğunlukları motorda OM2 ye, tekstilde OT2 ye düşmektedir. Bu değişiklik sonrası motor emek-yoğun, tekstil ise sermaye-yoğun bir mal durumuna gelmektedir.

Özetle, Faktör donatımı teorisinin öngördüğü sonuçların oluşması için malların faktör yoğunlukları burada görüldüğü şekilde tersine dönmemelidir.