14 Ekim 2011 Cuma

Saint Simon (1760-1825)

Fransız sosyalizminin kurucusudur ve Paris'te doğmuştur.

Toplumu; çaba, üretim, eylem ve yaratma olarak görür.

Düşünce tarihinde, toplumun bilimi olarak gördüğü sosyolojinin düşünce babası olarak tanınan Fransız filozof ve iktisatçı.

Temel eserleri: De la Reorganisation de la Societe europenne [Avrupa Topluluğunun Yeniden Örgütlenmesi Üzerine], Du Systeme industriel [Sanayi Sistemine Dair], Cateschisme des Industriels [Sanayicilerin İlmihali].

Saint-Simon Hakkında Önemli Bilgiler
- Sanayi toplum kavramını ilk ortaya atan kişi
- Pozitivisttir aynı zamanda feodal ve askeri toplumlardan sanayi toplumlarına doğru gelişme gösterdiğini belirtmesi üzerine evrimcidir
- Hem sosyolist hem muhafazakar bakış açısına sahiptir
- İlk sosyalist, İlk sosyolog
- Toplumsal değişmedeki problemlerin muhatabının sosyal fizik olduğunu söyler

Weber Otorite Çeşitleri

WEBER'e GÖRE OTORİTE TİPLERİ

3 çeşit otorite tipi belirlemiştir.

1- Geleneksel Otorite Toplumdaki meşruiyetlerini gelenekten göreneklerden ve inançlardan alan otoriteyi ifade etmektedir.
2- Karizmatik Otorite Meşruiyetini liderin olağanüstü olduğuna inanılan otoriteyi ifade eder.
3- Yasal-Akılcı Otorite Rasyonel aklın belirlediği yasalarla yetkileri sınırlandırılmış otoriteyi ifade eder.

Nicel ve Nitel Araştırma Teknikleri

NİCEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
- Pozitivist yaklaşıma dayanan araştırma yöntemidir
- Araştırmaların başına yapılmış olan hipotezlerin sınanmasına dayalı yapılır
- Araştırmacılar nesneldir
- Tümden gelim
- Sosyal olgular arasında neden sonuç ilişkisi ortaya konmaya çalışır
- Standartlaştırılmış teknikler kullanılır
- Kavramlar kesin ölçülebilir değişkenler haline dönüştürülebilir

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
- Tümevarım ilkesi benimsenmiştir
- Hipotezle başlamaz
- Sosyal olguları içinde bulundukları sosyal bağlam içinde değerlendiren yöntemdir
- Keşfedicidirler, küçük örneklem gruplardan veri toplarlar
- Standartlaştırılmış veri toplama araçları kullanılmaz
- Veriler yapılandırılmamış görüşme, odak grup görüşmesi yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış gözlem yaşam öyküsü örnek olay ve doküman incelenmesi gibi veri toplama yöntemleriyle elde edilir

Sosyolojide Yaklaşımlar

POZİTİVİST YAKLAŞIM:
- Emprik, Sistematik, Teorik
- Tek bir bilimsel yöntem vardır bütün bilimler bu yöntemi kullanır sadece konuları değişiktir.
- Gerçekliğin insanlardan bağımsız olduğunu ve keşfedilmeyi beklediğini savunur.
- Toplumsal dünyayı incelemek için doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerin kullanılmasını gerektiğini savunur
- Sadece görünen olguları ve ilişkileri sosyolojinin konusu yapar
- Toplumsal gerçeklik bilinebilir
- Yöntem olarak nicel yöntem kullanılır.
- Toplumsal gerçekliği fiziksel gerçeklikler gibi bireylerin öznelikler dışında var olanlarla sınırlı tutarlar
- Sadece ileriye yönelik kestirmeler yapabilirler.
- İnsanların rasyonel hareket ettiklerini düşünürler.
- Kökleri Auguste Comte ve Durkheim e dayanır.
- Bilimselliğin temelini hipotezlere dayatır.


YORUMLAYICI YAKLAŞIM:
- Emprik, Sistematik , Teorik
- Toplumsal gerçekliği bireylerin ona verdiği anlamda aramaya çalışır
- Araştırmadaki amacı toplumsal eylemi anlatmaktır
- İncelenen toplumsal eylemin bağlamına bakılır
- Nitel araştırma yöntemini kullanır
- Nedensel açıklamayı değil derinlemesine betimlemeyi anlamayı ve yorumlamayı amaçlar
- Kökleri Alman Dilth ye ve Max Weber‘e dayanır


ELEŞTİREL YAKLAŞIM:
- Emprik, Sistematik, Teorik
- Toplumsal gerçekliği görünür toplumsal ilişkilerin arkasında saklı olduğunu düşünür.
- Toplumsal ilişkiyi dönüştürmeyi amaçlar
- İnsanların düzen tarafından aldatıldıklarını değişime uğradıklarını savunur
- Kökleri Karl Marx ve Sigmun Frued’a dayanır.


Sosyoloji (Toplum Bilim)

SOSYOLOJİNİN DOĞUŞU
Bilim olarak sosyoloji yaklaşık 200 yıl önce ortaya çıkmıştır. Fransız devrimi ve Endüstri devrimi sonrasında büyük değişimler meydana gelmiştir. Sosyolojinin ortaya çıkmasındaki en büyük etken bu değişimlerdir.

İlk sosyolojik analizler nelerin neden değiştiğini ortaya koyma ve gelecekte toplum yapısının nasıl olacağını tahmin eden analizlerdir.

Auguste COMTE toplumun bilimsel olarak incelenmesini sosyoloji olarak adlandıran ilk kişidir. (sosyolojinin isim babasıdır)

Sosyoloji hem bir bilim hem bir disiplindir. Doğa bilimlerinin kullandığı yöntemlerle cevap bulma çabası sosyolojiyi doğurmuştur.

Psikoloji: Bireysel davranışı incelediği için
Antropoloji: Sadece kültür üzerinde durduğu için
Ekonomi ve Siyaset: Sadece toplumsal kurumu inceledikleri için
Tarih: Olguların belirli dönemdeki hallerini incelediği için

sosyolojiden farklıdır. Sosyoloji diğer disiplin alanlarından diğer disiplin alanları da sosyolojiden faydalanır ilişki içindedirler.

Toplum bilimi ya da sosyoloji; toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilimdir. Toplumsal (sosyolojik) araştırmalar sokakta karşılaşan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden küresel sosyal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar bireylerin veya birlik, grup ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.

Sociology kelimesi, Yunanca “bilim” anlamına gelen “logy” eki ve Latince’de, genel anlamda insanı işaret eden, üye, arkadaş veya dost anlamındaki, “socius” kelimesinden gelen “socio-” kökünden oluşur.

Sosyoloji Ders Notları (TANIMLAR)

SOSYOLOJİK DÜŞÜNMENİN BİREYE SAĞLAYACAĞI ÖZELLİKLER
- Toplumsal sorunları görebilme
- Daha farklı bir dünya olabileceğini görmek
- Bildiklerimizi yeniden inceleme
- Kesin doğruları çözümleme ve sorgulama alışkanlığı kazanma

Toplumsal Yapı: Toplumu oluşturan temel gruplardan ve toplumsal kurumlardan meydana gelen kalıcı, sürekli ve örgütlü ilişkilere denir.

Statü: Diğer insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve bize karşı davranışlarını belirleyen şey statümüzdür. Verilmiş ve edinilmiş statüler vardır.

Toplumsal Rol: Toplum her statüdeki insanın belirli bir şekilde davranmasını bekler ve bu davranışlar ROL olarak adlandırılır. Bireyin rollerinden biri yada bazıları diğer yollarla uyuşmadığı zaman ROL ÇATIŞMASI olur.

Norm: Normlar belirli durumlarda insanların nasıl davranması gerektiğini konusunda yaptırımı olan beklentilerdir. Normlar değerlere dayalı olarak geliştirilen kurallardır.

Toplum: Toplum bireylerin toplamı demek değil belirli bir kültürü ve bir takım toplumsal kurumları paylaşan insanlar arasındaki ilişkilerdir. Toplum ve ulus birbirinden farklı kavramlardır. Ulus resmi olarak tanınmayı içeren ve varsayılan bir birlikteliktir.

TOPLUM TİPLERİ
- Avcı ve Toplayıcı toplumlar
- Tarım toplumları
- Kırsal toplumlar
- Modern toplumlar
- Bilgi toplumu
- Modernlik öncesi toplumlar

Toplumsal Değişme: Toplumun kültürel yapısal ekolojik veya demografik özelliklerindeki değişmeyi ifade eder.

Toplumsal Kurum: Toplumun yapısı ve temel değerlerinin korunması bakımından nispeten sürekli kurallar topluluğudur. Kurum ve toplumsal kurum farklı şeylerdir örneğin sağlık ocağı hastaneler birer kurumdur sağlıkla ilgili kurumların bütünü ise bir toplumsal kurum olan sağlık kurumudur.

Toplumsal Olgu: Bireyin dışında bulunan ve sahip oldukları zorlama gücü sayesinde kendilerini bireye kabul ettiren davranış düşünme ve hissetme biçimleridir.

Değer: Toplum yada sosyal bir grup tarafından önemli görülen inanç ve ideallerdir.

Toplumsallaşma: Toplumun kültürünü öğrendikleri etkileşim sürecidir.

C.Wright Mills tarafından geliştirilen sosyolojik imgelem hem tarihi hem biyografiyi hem de toplumun bunlar içindeki ilişkilerini kavramaktadır.

Sosyoloji makro düzeyde toplumsal kurumların yada toplumların yapısını, Mikro düzeyde grupları gruplar arasındaki etkileşimi ve toplumsal rolleri inceler

Mikrososyoloji: Yüz yüze etkileşim halindeki gündelik davranışların incelenmesine mikrososyoloji denir.

Makrososyoloji: Siyasal sistem yada ekonomik düzen gibi büyük ölçekli toplumsal düzenlerin çözümlenmesine ise makrososyoloji denir.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bireyin Önemi

"Kendine yardım edene Allah da yardım eder" sözü yaşanmış tecrübelerden gelen bir neticenin dışa vurumudur.

Kendi kendine yardım etme isteği, pek çok kişi için gerçek gelişimin tamamlanmasının yanında insanlardaki gayret ve bu maksatla kullanılan kuvvetin kaynağını oluşturmaktadır.

Yalnızca insanın içinden gelen yardım, insanların tam manasıyla kendi kendine yardım etmesini sağlayabilmektedir.

İnsanlar kendi açılarından baktıklarında ne kadar çok başkaları tarafından yönlendirilmeye mahkum edilirse yani bireysellikten uzaklaşırsa, o kadar hayatta yalnız kalmaktadırlar. Bu yalnızlık insanların kendilerini ifade etmekten yoksun bırakılmalarıdır.

En iyi kurumların bile insana gerçek manada bir yardımda bulunmaları söz konusu değildir. Söz konusu kurumların yapabileceği tek şey, insanları kendilerini geliştirmek ve bireysel olarak gelişmek anlamında bireyi özgür bırakmaları olmaktadır.

Ancak, insanlar tarih boyunca ve günümüzde halen huzur ve kişisel gelişimi kendi davranışlarında aramak yerine, bu kurumlarda aramayı tercih etmişlerdir.

En iyi şekilde düzenlenen kanunlar, insanların sadece fikri veya fiziksel olarak emeklerinin karşılığını görmeleri konusunda yardımcı olabilmektedir. Fakat bir kanun ne kadar mükemmel olursa olsun; tembel bir insanı çalışkan, bir müsrif insanı tutumlu ve bir sarhoşu ayık yapamaz. Bu tarz değişimler yalnızca insanın bireysel girişimi ve şahsi fedakarlıkla mümkün olabilmektedir.

Bir devlet bile temelde kendini oluşturan bireylerden oluşmaktadır. Devlet içinde bulundurduğu milletten daha ileri seviyede ise eninde sonunda milletin seviyesine inmeye mecbur olacaktır. Milletin seviyesinden aşağıda olan bir devlet ise, aynı şekilde milletin seviyesine çıkmak zorunda olacaktır.

Bir milletin idare şekli de, halkının cahil veya eğitimli olmasına bağlı olarak belirlenmektedir. "Herkes hakkettiği şekilde yönetilir" sözü bu durumu ifade eden güzel bir sözdür.

Medeniyet de kendisini oluşturan insanların tümünün erkek, kadın ve çocukların bireysel gelişimlerinden başka bir şey değildir.

Bir milletin ilerlemesi veya gerilemesi, bireylerin hangi yönde değişim gösterme eğiliminde olmalarına bağlı olmaktadır. Toplumların yükselmesi için kanunları değiştirmek, kurumları düzenlemek yeterli değildir. Söz konusu gelişim, insanların kendilerini ıslah etmeleri ve yetiştirmeleri için onlara ne kadar fırsat verildiğine bağlı olmaktadır.

Sosyal çöküntüler, insanların kötü hayatının topluma yansıması olmaktadır. Her ne kadar devletler bu çöküntüleri kanun yoluyla yoketmeye çalışsa da, bireysel hayat ve karakterler düzeltilmedikçe bu sosyal çöküntüler değişik formlarda tekrar filizlenirler.

En büyük köle bir despot tarafından yönetilen değil, kendi manevi cehaletinin, çıkarcılığın ve ahlaksızlığın esiri olan insanlardır. Özgürlük sadece devlete dayandıkça ne kadar değişiklik yapılırsa yapılsın bir hayal perdesinin şekillerinin yer değiştirmesinden farklı olmayacaktır. Bu yüzden özgürlüğün temelleri bireyin karakteri üzerine dayanmalıdır. Bu durum aynı zamanda sosyal güvenlik ve milli gelişimin de anahtarı olmaktadır.