5 Temmuz 2011 Salı

Bretton Woods Sistemi Neden Yıkıldı?

Önceki yazımızda anlatıldığı gibi (tıklayarak ulaşabilirsiniz) 1944 yılında ortaya çıkarılan ve sabit kurlara dayanan Bretton Woods Sistemi, 1973 yılında gelişmiş ülke paralarının dalgalanmaya bırakılmasıyla yıkılmıştır.

Ancak sistem 1960’ların ortalarına kadar herhangi bir aksaklık yaşamadan işleyişini sürdürmüştür. Almanya ve Japonya gibi ülkeler de bu sistemde o meşhur kalkınmalarını gerçekleştirmişlerdir.

Önemli nokta bu sistemin neden 1970 lerde yıkıldığının irdelenmesidir.

Bretton Woods sisteminin temel aksaklıkları beş temel grupta toplanabilir. Olması gereken uluslararası para sistemini bilebilmek için bu yanlışları iyi incelemek gereklidir.

Dış Denkleşme Sorunu
Bretton Woods Sistemi, altın standardı veya dalgalı kur sistemlerinde olduğu gibi otomatik bir denkleşme mekanizmasına da dayanmıyordu. Denkleşme sorunu, hükümetlerin alacağı kararlara bırakılmıştı. Başlıca kur ayarlamaları, açık veren ülkenin devalüasyon, fazla veren ülkenin de revalüasyon yapması şeklinde olmaktaydı. Fakat sistem sabit kur modeli olduğu için, çok sır kur ayarlaması da yapılamazdı. Devalüasyona en son çare olarak başvurulacak, öncesinde para ve maliye politikası gibi yurtiçi önlemler denenmesi öngörülüyordu.

Bretton Woods Sistemi’nin sabit kur özelliği, uygulamada döviz kurlarına adeta bir dokunulmazlık kazandırmıştı. Kamuoyu, devalüasyonu hükümetlerin uyguladığı ekonomik ve mali politikaların bir göstergesi olarak değerlendiriyordu. Bu nedenle, hükümetler de bu aracı olabildiğince kullanmaktan kaçınıyorlar ve bir takım yapay önlemler de dış açıkları baskı altına alma yoluna gitmişlerdir.

Devalüasyon etkin bir biçimde kullanılamayınca geriye, daraltıcı para ve maliye politikası ile dış ticaret ve kambiyo kısıtlamaları gibi önlemler kalmaktaydı. Dış ticaret ve kambiyo denetimleri, serbest ticaret mantığına ters düşüyordu. Para ve maliye politikası ile toplam harcamaları değiştirerek dış denkleşmeyi sağlamak da kendine özgü zorlukları mevcuttu.

Örneğin; dış ticaret kesiminin ulusal ekonomi içindeki payı göreceli olarak küçük olan ülkelerde , bir dış açığını kapamak için toplam harcamaların çok büyük ölçülerde kısılması gereklidir ki, bu da ülkedeki işsizlik sorununu inanılmaz boyutlarda arttıracaktır. Kısaca, istikrar yönünde ekonominin içinde bulunduğu durum, dış dengeyi sağlamak amacıyla toplam harcamaların kısılmasına olanak vermediği durumlar söz konusu olabilmektedir.

Tüm bunlardan ayrı olarak, Bretton Woods Sistemi uluslararası denkleşme yükünü, açık veren ülkelerin sırtına yüklemektedir. Buna karşılık dış fazla veren ülkeler açısından dış rezerv biriktirmenin bir üst sınırı yoktur. Dolayısıyla dış fazla veren ülkeyi denkleşmeye zorlayan böyle bir mekanizma bulunmamaktadır. Bu da denkleşmenin yükü açısından açık veren ülkelerle dış fazlaya sahip ülkeler arasında eşitsizlik bulunması demektir.

Likidite Sorunu
Sabit kur rejimlerinde dış açıkları finanse etmek için uluslararası rezervlere gerek duyulmaktadır. Çünkü açık veren ülkede döviz talebinin döviz arzını aşması karşısında kur yükselme eğilimi gösterecek, bunu önlemek için de merkez bankasının piyasaya müdahale edip döviz satması gerekecektir.

Bütün ülkelerin bulundurdukları dış rezervlerin toplamına uluslararası likidite adı verilmektedir. Bretton Woods Sistemi’nin temel rezerv araçları, altın ve Amerikan Doları idi. Ancak, altın, üretiminin yetersizliği ve sanayideki yaygın kullanış alanları nedeniyle, giderek büyüyen uluslararası likidite ihtiyacına cevap verecek durumda değildi. O bakımdan likidite ihtiyacı, zorunlu olarak, Amerikan Doları ile karşılanmıştır. Bu da sistemin en arızalı yönlerinden birini oluşturmaktaydı. Çünkü uluslararası likiditenin elde edilmesi, bir ülkenin dış ödeme açığı vermesi gibi istikrarsız ve uluslararası denetimden uzak bir kaynağa bağlanmış olmaktaydı.

Diğer yandan, Amerika’nın dış ödeme açıkları likidite artışı sağlarken, ayrıca dolara olan güveni sarsmıştır. Sonuç olarak, dünya çapında istikrarsızlıklar ortaya çıkmıştır.

Güvensizlik Sorunu
Bretton Woods Sistemi, yazımızın üst kısmında belirtildiği gibi uygulamaların sürdürülebilir olup olmayacağı konusunda güvensizlik doğurmaktaydı. Bu yüzden, spekülasyonu adeta körükleyen bir sistemdi. Spekülasyon hem döviz piyasalarında hem de altın piyasalarında kendini göstermekteydi.

Sistemin temelinin altına dayalı olması, ABD’nin sınırsız dış açıkları vermesi nedeniyle bir gün gelip ABD’nin yabancı merkez bankalarına tanıdığı dolar altın konvertibilitesini sürdüremeyeceği beklentisi ortaya çıkmıştır. Bu durum resmi altın fiyatlarındaki olası bir yükselişten yararlanmak üzere altın spekülatörlerini yoğun bir satın alma faaliyetine yöneltmişti.

Aynı şekilde sistemin özünü oluşturan sabit parite modeli, döviz spekülasyonları için uygun bir ortam yaratıyordu. Artan dış açıklar karşısında ülkenin hala eski sürdürmeye çalışmasının er geç başarısız olacağı biliniyor, böyle olunca da yoğun spekülatif kaçışlar ortaya çıkabiliyordu. Bu da olası bir devalüasyon kaçınılmaz ve daha derin hale getiriyordu.

Özetle, sistemin temelinde yatan sabit kur uygulaması, doğurduğu güvensizlik nedeniyle adeta spekülasyonu teşvik eden bir mekanizma özelliği taşıyordu.

Emisyon Kazançları Sorunu
Altın ve gümüş gibi, para olarak kullanılan madenlerin üretimi için, diğer mallarda olduğu gibi, değişen ölçülerde reel üretim faktörlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yani, madeni paraların bir “reel üretim maliyeti”, bir de “paralık değeri” (üzerinde yazılı olan değer) bulunmaktadır. Altın standardının uygulandığı dönemlerde altın madenin üretim maliyetinden yüksek olan paralık değeri farkı, bu paraları çıkartan ülkelerin kral ve hükümdarlarına gidiyordu. (bu yüzden buna seignorage hakkı denilmektedir)

Günümüzde kağıt para standardı geçerlidir, kağıt paraların üretim maliyeti yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla, merkez bankalarının para basması, net olarak basılan paranın değerine yakın miktarda mal ve hizmeti temsil etmektedir. Seignorage hakkı bugünkü toplumlar için de söz konusudur. Yalnız bu haktan hükümdar veya herhangi bir kurum değil, bütün toplum yararlanmaktadır. Kağıt para rejiminde seignorage yerine emisyon kazançları terimini kullanmak daha doğru olmaktadır.

Bretton Woods sisteminde seignorage veya emisyon kazançları sorunu, ABD’nin rezerv para ülkesi olarak elde ettiği ayrıcalıklarla ilgili olmaktadır. Kısaca, dolar basmanın sıfıra yakın maliyeti ile bu dolarları kullanarak elde edilen yabancı mal ve hizmetlerin değeri arasındaki fark, bir anlamda ABD’nin seignorage kazancı oluyordu.

ABD’nin bu karşılık sorumluluğu ise, önceleri yabancı merkez bankaları tarafından kendisine sunulan dolarları altına çevirmekten ibaretti. 1960 lardan sonra bu yükümlülükte fiilen sona ermiştir. Bugünde devam eden sorumluluğu ise yabancıların elinde bulunan dolarlar ABD’nin bu ülkelere karşı borçlarını temsil etmesidir. Bu durum ABD için bir tür faizsiz kredi açılması gibi özellik taşımaktadır.

Bretton Woods sistemi yıkılmadan önce ABD’ye sağladığı ayrıcalıkları nedeniyle öteki ülkeler tarafından büyük eleştiriler almıştır.

Az Gelişmiş Ülkelerin Kalkınma Sorunları
Bretton Woods Sistemi, az gelişmiş ülkelerin kalkınma gereksinimlerini karşılayamamıştır. Sistemin temel felsefesi olan serbest ticaret ve sınırsız konvertibilite, o dönemlerde çoğu gelişmekte olan ülkenin ekonomik gerçeklerine ters düşmekteydi. Yani sistemin az gelişmiş ülkelere yeterli ölçüde reel kaynak transferi sağladığı söylenemez.

2 yorum:

  1. bretton woods sisteminin 1950lerde uygulanmaya çalışıldığı turkiye de başarısız oluşunun sebebi ülkenin tarıma dayalı ekonomisi midir? sanayileşmede başarısızlık sistemin ürünü müdür yoksa sistemin başarısızlığı sanayileşmenin gerçekleştirilememesi ile mi ilgilidir? almanya, japonya gibi b.woods sistemi ile hızlı gelişimlerini sağlamış olan ülkeler göz önünde bulundurulursa sanayileşme burdaki kilit nokta mıdır?
    konuyla ilgili beni bilgilendirebilirseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
  2. Aslında doğru bir mantık çerçevesindesin biz ülke olarak ithal ikameci modeli kullanırkende aynı sorunlar mevcuttu

    YanıtlaSil