7 Mart 2011 Pazartesi

Tam Sermaye Hareketsizliği

Uluslararası sermaye akımlarının dış denge açısından taşıdığı öneme daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Eğer sermaye akımlarının, ulusal faiz oranlarındaki değişmelere karşı tümden duyarsızlığını (tam sermaye hareketsizliği) kabul edersek, dış denge doğrusu dik bir doğru biçiminde olmaktadır.

Bu durumda dış denge veya ödemeler bilânçosu, yalnızca ticaret bilânçosuna bağlı olmaktadır. Ticaret bilânçosu dengesini (X=M) sağlayan tek bir milli gelir düzeyi vardır. Aşağıdaki grafikte bunun Yk olduğu varsayımı yapılmış ve dış denge, bu noktadan çizilen dik bir doğru ile gösterilmiştir. Dış denge doğrusunun altındaki gelir düzeylerinde ithalat ihracattan küçük olmaktadır, yani dış ödemelerde bir fazla söz konusudur. Bunun üstündeki gelir düzeylerinde ise tersine, ithalat ihracatı aştığı için bir dış açık bulunmaktadır.

Grafik bizlere potansiyel iç ve dış dengesizlik durumlarını göstermektedir. I nolu alanda işsizlik ile birlikte bir dış ödeme fazlası vardır. Burada iç ve dış denge amaçları birbiri ile uyumlu olmaktadır. Çünkü genişletici yönde para ve maliye politikaları izlemek ile dış dengeyi bozma endişesi olmadan, milli gelir düzeyi yükseltilebilecektir. III nolu alanda ise aşırı talep (enflasyon) ile birlikte dış ödeme açığı vardır. Dolayısıyla amaçlar yine uyumlu olmaktadır. Daraltıcı para ve maliye politikası ile toplam harcamalar (parasal milli gelir) kısılacak ve dış denge de bu politikalardan olumlu olarak etkilenecektir.

Üstteki incelemelerden çıkarılabilecek bir diğer önemli sonuç ise şudur; dış denge doğrusunun dik, yani faiz farklılığına bağlı sermaye akımlarının sıfır olduğu durumlarda, yalnız para ve maliye politikaları ile iç ve dış dengenin aynı anda sağlanması belki de imkanlar dahilinde değildir. Çünkü iç ve dış denge doğruları birbirine paralel oldukları için kesişmezler. Herhangi bir anda ekonomi ya iç ya da dış denge doğrularının birisinin üzerinde bulunabilir ama, ikisinde birden bulunamaz.

Bu çelişki durumu nedeniyle akla gelen ilk soru, ekonomide iç ve dış dengenin eş zamanlı olarak nasıl sağlanabileceğidir. Bunun çözümü, önceki yazılarımızda incelediğimiz harcama değiştirici politikalarla (para ve maliye politikası), harcama kaydırıcı politikaların (döviz kuru ayarlamaları ve doğrudan kontroller) bileşimlerinin bir arada uygulanmasıdır. Genellikle harcama kaydırıcı politikalar dış denge doğrusunu kaydırmaktadırlar. Bu yüzden, uygun bir harcama kaydırıcı politika ile dış denge doğrusu, iç denge doğrusu ile çakışacak şekilde hareket ettirilir ve böylece iç ve dış denge arasındaki olası bir çelişkinin önüne geçilebilmektedir. Ondan sonra iç dengeyi sağlayan her para ve maliye politikası bileşimi aynı zamanda dış dengeyi de gerçekleştirecektir.

Genel Ekonomik Denge

Ekonominin genel dengesi önceki yazılarımızda temel olarak değinildiği gibi, aynı anda iç ve dış dengenin sağlanmasını ifade etmektedir. Daha net ifade etmek gerekirse, genel denge; mal piyasasının para piyasasının ve dış ödemeler bilânçosunun aynı anda dengede olması demektir. Bunu IS eğrisi, LM eğrisi ve ÖB eğrisinin kesiştiği nokta olarak gösterebiliriz. (sözü edilen eğriler hakkında ayrıntılı bilgi almak için üzerlerine tıklayabilirsiniz)

Aşağıdaki grafikte genel denge noktası E olmaktadır.
Bu noktanın temsil ettiği Y0 gelir düzeyi ile i0 faiz oranı tüm piyasalarda dengeyi sağlayan bileşimi göstermektedir. Bu noktada iç denge sağlanmıştır, çünkü mal piyasasında toplam üretim toplam talebe, para piyasasında da para arzı para talebine tam olarak eşitlenmektedir. Dış denge de gerçekleşmiştir, çünkü sermaye bilânçosu fazlası (açığı) ticaret bilânçosu açığı (fazlası) ile karşılanmış ve ödemeler dengesi sıfıra eşitlenmiştir.

Belirtilmesi gerekir ki, dış denge eğrisinin her zaman IS ve LM eğrilerinin kesiştiği noktadan geçme zorunluluğu yoktur. Bu durumda ise gelir dengesinin sağlandığı milli düzeyinde ya bir dış ya da bir dış fazla bulunuyor demektir. Bu durumu grafikteki varsayımsal örneğiyle Ö'B' doğrusu olarak görebilmekteyiz. Gösterilen durumunda, ödemeler bilânçosunda bir açık bulunacaktır.

Ancak IS ve LM eğrilerinin kesiştiği nokta yani denge gelir düzeyi de, her zaman tam çalışma düzeyinde bulunmayabilmektedir. O taktirde ekonomide iç denge de sağlanmamış demektir.

İç ve Dış Denge
Açık bir ekonomide makro ekonomi politikasının en önemli amacı iç ve dış dengenin birlikte sağlanmasıdır.

İç denge, milli gelirin tam çalışma düzeyinde dengede olması, dolayısıyla ekonomide bir işsizlik veya enflasyon durumunun bulunmaması demektir. Buna göre aşağıdaki grafikte gösterildiği gibi iç denge tam çalışma düzeyinden çizilen dik bir doğru olarak gösterilebilmektedir.

Grafikte tam çalışma milli gelirinin Y1 olduğu kabul edilerek iç denge doğrusu çizilmiştir. Milli gelir dengesinin (IS ve LM eğrilerinin kesiştiği noktanın) Y1 nin altındaki gelir düzeylerinde sağlanması, ekonomide işsizlik durumunun bulunduğunu göstermektedir. Y1 in üzerindeki düzeylerde ise ekonomi aşırı çalışma (over-employment) durumundadır.

Dış Denge ise ödemeler bilânçosunun denk olmasını ya da dış ticaret bilânçosu ile sermaye bilânçosu toplamlarının sıfıra eşitlenmesini ifade etmektedir.

Dış Ekonomik Denge

Dış denge ile anlatılmak istenen ödemeler bilânçosunda bir açık veya fazlanın bulunmamasıdır. Bu da ülkenin dış dünya gelirlerinin dış dünya giderlerine eşitlenmesi olarak ifade edilebilmektedir.

Ödemeler Bilânçosu hakkındaki yazımızda bahsettiğimiz gibi ödemeler bilânçosunda bazı temel hesap grupları mevcuttur. Bunlar cari işlemler hesabı ile sermaye hesabı ve resmi rezervler hesabından oluşmaktadır. Ödemeler Bilânçosu dengesinin sağlanabilmesi için, eğer cari işlemler bilânçosundaki bir açık varsa (fazlanın) sermaye bilânçosundaki bir fazlalıkla (açıklıkla) karşılanması gerekmektedir. Net rezerv değişmeleri ancak bu durumda sıfır olmaktadır. Bu yüzden dış denge şartını şöyle ifade edebiliriz.

ÖB = Cari İşlemler Bilânçosu + Sermaye Bilânçosu = 0

İncelemede kolaylık sağlamak amacıyla hizmetleri ve tek taraflı transferleri bir yana bırakırsak cari işlemler dengesi mal ithalat ve ihracatı arasındaki farka eşit olacaktır ki, bu da bilinen dış ticaret dengesi tanımını ifade etmektedir.

Genel olarak dış dengeyi oluşturan bu iki alt bilânçoya daha yakından bakalım ve bunları etkileyen faktörleri inceleyelim.

Dış Ticaret Dengesi
Dış ticaret dengesi basit olarak ihracat ve ithalatı kapsamaktadır. İhracat ülkemizin milli gelirinden (Y) bağımsız olmaktadır. Fakat ihracatımız, yabancı ülkelerin ithalatı olduğu için, onların milli gelirine bağlı bir (Yf) fonksiyon olmaktadır. Diğer taraftan ihracat, reel döviz kurundan (R) da etkilenmektedir. Reel kur, bilindiği gibi, nominal döviz kurunun (yabancı para birimi başına ulusal para miktarı) (E) iç fiyat artışları (p) ile dış fiyat artışları (pf) oranına göre düzeltilmesinden elde edilmektedir. Yani;

R = E x (pf / p)

Reel kurdaki bir yükselme ihracatı arttırıcı bir etki doğuracaktır. Çünkü bu durumda dış fiyatlar iç fiyatlarında daha hızlı artmakta olduğu için, ülkenin rekabetçi gücü de yükselmektedir. Tersine, reel kurdaki bir düşme de ihracatı azaltmaktadır.

İthalatı etkileyen faktörler de, ülkenin milli geliri ile reel döviz kurudur. İthalatla milli gelir arasında doğru orantılı (ithalat fonksiyonu) ve ithalatla reel kur arasında ise ters orantılı bir ilişki söz konusudur. İthalat ile reel kur arasında sözü edilen ters ilişkinin nedenleri açıktır. Reel kurda bir yükselme, dış fiyatların iç fiyatlardan daha hızlı arttığını, dolayısıyla ithalatın ulusal para cinsinden pahalılaştığını ifade etmektedir. Bu da ithalat hacmini düşürmektedir. Bunun tersine, reel kurdaki bir düşme de ithalatın ucuzlaması anlamına geldiği için yabancı mallara talebi arttırıcı etki yapmaktadır.

Bu açıklamaları basit matematiksel fonksiyonlar olarak aşağıdaki gibi ifade edebiliriz.

X – M = X(Yf, R) – M(Y, R)

Sermaye Bilânçosu
Ödemeler bilânçosu yalnızca ülkenin mal (ve hizmet) ticaretini kapsamamakta, bunun yanında uluslararası mali değerlerin alım satımı, yani sermaye akımları da önemli bir yer tutmaktadır. Günümüzün önemli özelliklerinden birisi de sermaye piyasaları arasında görülen sıkı ilişki veya bütünleşme ileri boyutlara ulaşmıştır. Bu nedene bağlı olarak söylenebilir ki, New York Sermaye Piyasası ile Avrupa ya da Japon piyasalarında benzer mali değerlerin getiri oranları da birbirlerine oldukça yaklaşık düzeylerdedir.

Mali yönden bütünleşmiş bir dünyada, uluslararası sermaye akımlarını etkileyen temel faktörün ülkeler arasındaki faiz oranları farklılıkları olduğunu kabul edebiliriz. Dünya faiz oranının (if) sabit olduğunu düşünürsek, yurtiçi faizlerin (i) yükseltilmesi, yabancı servet sahiplerinin yerli menkul değer alımlarını özendirecektir. Yani, sözü edilen durum ülkeye daha büyük hacimde yabancı sermaye girmesine ve böylece de sermaye bilânçosunun iyileşmesine neden olmaktadır. Yurtiçi faizlerin düşürülmesi durumunda ise bu mekanizma tersine işlemektedir. Ülkedeki servet sahiplerinin yabancı menkul alımları artacak ve sermaye dengesi olumsuz yönde etkilenecektir. O halde, özetle sermaye bilânçosu (SB), iç ve dış faiz oranları farkına bağlı olup aşağıdaki şekilde gösterilebilir.

SB = f(i-if)

Yabancı menkullerin yerli menkullerle ikame edilmesi, ya da sınır ötesi sermaye akımlarının ulusal faiz değişmelerine tepkisi konusunda üç farklı varsayım yapılabilmektedir.

a. Tam Sermaye Hareketliliği (perfect mobility):
Tam sermaye hareketliliği durumunda faizlerdeki en ufak bir değişmenin sınırsız sermaye akımlarına yol açacağı varsayılmaktadır. Diğer bir açıdan belirtmek gerekirse bu durumda, yerli menkullerle yabancı menkuller arasında hiçbir fark yoktur. Bu yüzden ikisi birbiri yerine tam olarak ikame edilebilme özelliğine sahiptirler. Ayrıca önemli bir diğer nokta da, bu durumun doğal sonucu uluslararası piyasalarda geçerli faiz oranının el alınan ufak ülkede de geçerli olması zorunluluğudur.

b. Tam Sermaye Hareketsizliği (perfect immobility):
Bu durumda, ulusal sermaye piyasasının uluslararası mali merkezlerden tamamen soyutlanmış olduğu varsayımı söz konusudur. Bu nedenle, yurtiçi faizler, dış dünyaya göre ne oranda değiştirilirse değiştirilsin, içe veya dışa doğru herhangi bir sermaye akımı ortaya çıkmamaktadır, yani sermaye bilânçosu üzerindeki etkiler daima sıfır olmaktadır.

c. Sınırlı Sermaye Hareketliliği (imperfect mobility):
Yerli menkullerle yabancı menkuller arasında sınırlı ölçüde bir ikame vardır. O bakımdan ulusal faiz oranlarının yükseltilmesi ile ülkeye bir miktar yabancı sermaye girişi sağlanmakta ve sermaye bilânçosu bundan olumlu yönde etkilenmektedir. Tersi durumda ise, faizlerin düşürülmesi de bir miktar sermayenin ülkeyi terk etmesine ve sermaye bilânçosunun bozulmasına neden olmaktadır.

Belirtilmesi gerekir ki, günümüzde dünya sermaye piyasalarında görülen küreselleşme eğilimine karşılık, halen tam bir uluslararası sermaye hareketliliğinden söz edilememektedir. Aslında, portfolyo teorisinden hatırlanacağı gibi, portfolyonun yerli ve yabancı menkullerle çeşitlendirilmesi gereği de sermaye hareketliliğini kısıtlayıcı bir etki yapmaktadır.

Özetle, uluslararası sermaye akımlarının sınırlılığını kabul edersek o taktirde sermaye bilânçosu, yukarıda ifade edildiği gibi iç ve dış faiz farkının bir fonksiyonu olacaktır. Bu da bir ülke yetkililerine, örneğin faiz oranlarını yükseltip sermaye bilânçosu açıklarını karşılama ve böylece genel dış ödemeler dengesini sağlama fırsatı vermektedir.

Bu nedenle, dikkat edilmesi gereken önemli nokta, ticaret bilançosu dengesizlikleri giderilirken, genel dış dengeyi sağlamanın nasıl gerçekleştirileceğidir. Bu konunun çözümü yeniden gelir düzeyleri ve faiz oranlarına bağlı olmaktadır. İkisi de öyle olmalıdır ki, milli gelirin doğurduğu ticaret bilânçosu açığı, faiz oranının uyardığı net sermaye bilânçosu fazlasıyla dengelenebilsin. Bu özelliği taşıyan pek çok nokta mevcuttur. Bunu aşağıdaki grafikte, E0 ve E1 olarak görebilmekteyiz. Tüm sözü edilen noktaların birleştirilmesi ile dış denge doğrusunu elde edebiliriz.
Dış denge doğrusu eksenler arasındaki alanı ikiye ayırmaktadır. Doğrunun altında ve sağında kalan bölümde dış denge için gelir düzeyi çok yüksek olmakta veya faiz oranı düşük tutulmaktadır. Bu nedenle bu alan dış açıkları temsil etmektedir. Eğrinin üstünde ve solunda kalan bölümde ise, tersine dış denge için milli gelir çok düşük kalmakta ve faiz oranları gereğinden fazla yüksek tutulmaktadır. Bu nedenle bu bölgede de dış ödeme fazlalıkları gösterilmektedir.

Dış denge doğrusunun eğimi sermaye akımlarının faiz oranları karşısındaki tepkisine bağlı olmaktadır. Bu duyarlılık (sermayenin faiz esnekliği) ne kadar yüksek olursa, eğri o derece yatıklaşmaktadır (eğimi azalır) İki aşırı durumu ele alırsak, sermaye akımlarının sonsuz olması durumunda, dış denge eğrisi yatay eksene paralel, sıfır olması durumunda ise dik bir doğru şeklinde olmaktadır.

İç Ekonomik Denge

Bir ekonomide iç dengenin gerçekleşmesi için, mal piyasası ile para piyasasında aynı anda dengenin sağlanmış olması gerekir. O halde, önce bu iki piyasada denge koşulları üzerinde durulmalıdır.

Makro ekonomik analizlerde mal ve para piyasalarındaki dengenin IS ve LM eğrileri ile gösterilmesi gelenek olmuştur. O nedenle analizlere kısaca IS ve LM eğrilerinin elde edilişini açıklayarak başlamak gereklidir.

Aşağıdaki bağlantılardan sözü edilen eğriler hakkındaki detaylı bilgilendirmelere ulaşabilirsiniz.

IS Mal Piyasası Denge Eğrisi

IS (Investment-Saving : Yatırım-Tasarruf) eğrisi, mal piyasası dengesini sağlayan faiz oranı ve milli gelir düzeyi bileşimlerini göstermektedir. O nedenle, buna “mal piyasası denge eğrisi” de denilebilmektedir. Eğrinin elde edilmesinde, milli gelir ve faiz oranları dışındaki tüm faktörler (örneğin fiyatlar) sabit tutulmaktadır.

Mal piyasasında denge, toplam mal ve hizmetler üretiminin (ulusal hasıla) planlanan harcamalar toplamına (toplam talep) eşitlenmesiyle sağlanmaktadır. Bu durum ise harcama akımından ayrılan toplam sızıntıların, harcamalara yapılan toplam katılımlara eşitlenmesini gerektirir. Eğer kamu kesimini (hükümet harcamaları ve vergileri) hesaba katmazsak, sızıntılar, tasarruflarla (S) ithalattan (M) oluşmaktadır. Bunların ikisi de milli gelirin pozitif birer fonksiyonudur. Katılımlar ise yatırım harcamaları (I) ve ihracatı (X) içermektedir.

Yatırımlar ülkedeki faiz oranının (i) azalan bir fonksiyonu (uyarılmış yatırımlar), ihracat da karşı ülkelerin milli gelirinin artan bir fonksiyonudur. Yani her ikisi de ele aldığımız ülkenin milli gelirinden bağımsız olmaktadır. Bu duruma göre, milli gelirin denge koşulu aşağıdaki gibi olacaktır.

S(Y) + M(Y) = I(i) + X

S(Y): tasarruf fonksiyonu
M(Y): ithalat fonksiyonu
I(i): yatırım fonksiyonu

Birincisi tasarrufun milli gelire bağlılığını,
İkincisi ithalatın milli gelire bağlılığını,
Üçüncüsü de yatırımların faiz oranına bağlılığını ifade etmektedir.

Toplam sızıntıların toplam katılımlara eşitlenmesiyle, toplam harcamalar da toplam üretim düzeyine ulaşmış, yani milli gelir dengesi sağlanmış olacaktır.

Bu sözü edilen konuları grafik üzerinde gösterebiliriz.

İlk durumda faiz oranı i0 iken yatırım harcamalarının I0 ve ihracat hacminin X0 olduğunu kabul edelim. Bu faktörler milli gelirden bağımsız oldukları için yatay eksene çizilen paralel doğrular ile temsil edilmektedirler. İkisinin de dikey toplamından oluşan I0(i0) doğrusu, toplam katılımları göstermektedir.

Gerek tasarruflar, gerekse ithalat milli gelirin artan fonksiyonları oldukları için bunlardan oluşan S(Y) + M(Y) toplam sızıntı doğrusu da pozitif eğimli olacaktır. Milli gelir veya mal piyasası dengesi, bu iki doğrunun kesiştiği E0 noktasına denk gelen Y0 düzeyinde gerçekleşmektedir.

Asıl önemli konu, alttaki grafik ile üstteki grafiğin bir izdüşümü görünümüne sahip olmasıdır. Alttaki grafikte dikey eksen şimdi faiz oranlarını göstermektedir. Bu yüzden ilk durumdaki faiz oranı i0 ı bu grafik üzerinde gösterirsek, bunu karşılayan denge geliri Y0 olacaktır. Böylece mal piyasasında denge sağlayan bir faiz oranı ve gelir düzeyi bileşimi elde edilmiş olmaktadır. Bu bileşimi temsil eden nokta E0 dır. Bu doğrultuda aynı yöntem izlenerek başka noktalarda belirlenebilmektedir.

Faiz oranı örneğin i1 gibi daha düşük bir düzeye indiğini düşünürsek, faiz oranının düşmesi, yatırımın maliyetini azaltacak (kârlılığı arttıracak) ve yatırımları özendirecektir. Buna göre, yatırım hacmindeki genişlemeden sonra toplam katılım doğrusu, I1(i1) + X0 gibi daha yüksek bir düzeye çıkacaktır. Milli gelirin yeni denge noktası da E1 olacaktır. Yani denge geliri Y1 düzeyine yükselmiş olacaktır. Mal piyasasında dengeyi sağlayan i1 faiz oranı ve Y1 gelir düzeyi alttaki grafikte E1 noktası ile gösterilmiştir.

Bu şekilde sonsuz denge noktası elde edilebilmektedir. Örneğin, üçüncü bir durum olarak, faiz oranının başlangıçtaki i0 ın üzerine, yani i2 gibi bir düzeye çıktığını düşünürsek, mal piyasasında yeni denge noktası E2 olacaktır. Bu da alttaki grafikte i2 ve Y2 bileşimlerini göstermektedir. O halde E0, E1, E2 vs gibi noktalar alttaki grafikte i2 ve Y2 bileşimlerini göstermektedir. O halde E0, E1, E2 gibi noktalar alttaki grafikte, mal piyasasında dengeyi temsil etmektedirler.

Bütün bu noktaların birleştirilmesi bize IS eğrisini vermektedir.
Bu eğri üzerindeki her nokta mal piyasasında dengeyi sağlayan faiz oranı ve milli gelir düzeyi bileşimlerini göstermektedir.

Grafikten görüldüğü gibi, IS eğrisi, negatif eğimli bir doğru olmaktadır. Bunun nedeni faiz oranlarındaki düşüşlerin yatırım harcamalarını arttırması nedeniyle toplam harcamaları ve denge milli gelir düzeyini genişletici bir etkinin söz konusu olmasıdır. Faizlerdeki yükselme durumunda ise şüphesiz bu etkilerin tersi gerçekleşecektir. IS eğrisinin diklik derecesi yatırım harcamalarının faiz oranına ne ölçüde tepki vereceğine bağlı bulunduğu için doğal olarak çoğaltan katsayısına bağlı olmaktadır.

Unutulmaması gereken bir diğer nokta da, IS eğrisinin yurtiçi fiyat düzeyinin ve döviz kurunun sabit olması varsayımları altında çizilmiş olduğudur. Fiyat düzeyindeki bir değişme, ulusal malların fiyatlarını yabancı mallara oranla değiştirecektir.

Örneğin *fiyatların yükseldiğini kabul ettiğimizde (faiz oranları sabit), bu durumda, yatırım ve tasarruf miktarı değişmeyecek, fakat ulusal mallar yabancıların mallarına göre pahalılaşacaktır. Bu da ihracatın azalması ve ithalatın artması sonucunu doğuracaktır. Sonuç olarak grafikte I+X doğrusu aşağı yönde S+M doğrusu ise yukarıya doğru kayacaktır ve milli gelir düşecektir. Faiz oranı sabit kalırken gelir azaldığı için IS eğrisi sola doğru yer değiştirecektir. Fiyatlardaki bir düşme ise, yerli malları ucuzlatarak yukarıda sözü edilenlerin tersi bir sonuç doğuracaktır.

LM Para Piyasası Denge Eğrisi

LM eğrisi, reel para talebini reel para arzına eşitleyen faiz oranları ile milli gelir düzeyi bileşimlerini gösteren bir doğru olmaktadır. LM eğrisi (doğrusu) boyunca, para piyasasında denge sağlanmıştır. Bu bakımdan LM eğrisi yerine “para talebi ve arzı” eğrisi (Liquidity Demand and Money Supply) de denilmektedir.

Üstteki tanımlamada geçen para talebi ve para arzı kavramlarını kısaca açıklamak gerekirse şunları söyleyebiliriz. *Bireyler harcamalarını finanse etmek üzere servetlerinin bir kısmını yanlarında nakit para şeklinde tutarlar. Hazır para tutmanın yararı, paranın likiditesinin tam olması, diğer bir deyişle, istendiği an kullanıma hazır bulunmasıdır. Oysa tahvil vb. gibi öteki servet biçimlerinde likidite özelliği daha düşüktür. Bunların harcamada kullanılabilmesi için, önce paraya çevrilmeleri gerekmektedir.

Doğal olarak bireylerin para talebi nominal değil, reel bir taleptir. Diğer bir ifade ile, bireyler harcamalarında kullanılmak üzere belli bir reel satınalma gücünü yanlarında tutmak isterler. Fiyatlar ne kadar yükselirse tutmak istedikleri bu miktarın parasal tutarı (nominal para talebi) o kadar artmakta, fiyatlar düşünce de o kadar azalmaktadır.

Önceki yazılarımızda irdelediğimiz gibi, reel para talebi ilk olarak gelire bağlı olmaktadır. Gelir düzeyi arttıkça bulundurulmak istenen reel para miktarı da artmaktadır. İkinci olarak, reel para talebi faiz oranından etkilenmektedir. Ancak faizle para talebi arasındaki ilişki ters yönlü olmaktadır. Faiz oranı yükseldikçe para tutmanın maliyeti artmış olmaktadır. Dolayısıyla parasal fonlar tahvil ve banka mevduatı gibi kaynaklara yatırılarak bir faiz geliri elde edilmekte ve nakit olarak tutulan fonlar azalmaktadır. Tersine, faiz oranı düştüğünde ise maliyeti azaldığı için daha fazla nakit para tutulmak istenecektir.

Para talebi eğrisi aşağıdaki grafiğin sol tarafında gösterilmiştir.

Dikey eksende faiz oranlarının, yatay eksende reel para miktarının (nominal para miktarının fiyatlara bölünmesi) gösterildiği bu diyagramda reel para talebi L0(Y0) gibi negatif eğimli bir eğri durumundadır. Bu bize gelir Y0 düzeyinde sabitken reel para talebinin, faiz oranı arttıkça düştüğünü, faiz oranı azaldıkça yükseldiğini ifade etmektedir.

Para arzı ise merkez bankası tarafından belirlenir. Belli bir para arzı (Mo) fiyatlar genel düzeyine (P) bölünerek reel para arzı bulunur. Bu şekilde elde edilen para arzı, faiz oranına bağlı olmadığı için çizilen dik bir doğru ile gösterilmiştir.

Para piyasasında denge, reel para talebinin reel para arzına eşitlenmesiyle sağlanmaktadır. Grafiğe göre ilk denge noktası E0 dır. Bu dengeyi sağlayan faiz oranı ise i0 dır.

İkinci grafikte de dikey eksen faiz oranlarını göstermektedir, fakat yatay eksende bu kez milli gelir düzeyleri belirtilmektedir. Bu yüzden E0 noktası dengeyi sağlayan i0 faiz oranı ile Y0 gelir düzeyi bileşimini belirtmektedir.

Gelirin Y1 e yükselmesinin ne gibi etkide bulunacağını gözden geçirelim. Yüksek gelir düzeyi, her faiz oranında reel para talebinin de artışına neden olmaktadır. Dolayısıyla reel para talebi eğrisi L1(Y1) biçiminde sağa doğru kaymaktadır. Bu yüksek gelir düzeyinde para piyasasında denge sağlayacak faiz oranı i1 e çıkmaktadır. Buna göre para piyasasının yeni denge noktası E1 olmaktadır. Farklı gelir düzeyleri için aynı işlemi tekrarlayarak çok sayıda denge bulunabilmektedir. Bütün bu denge noktalarının birleştirilmesiyle grafiğin sağ yanında LM eğrisi elde edilmektedir. Özetlemek gerekirse, LM eğrisi para arz ve talebini eşitleyen faiz ve gelir bileşimlerini gösteren bir doğrudur.

LM eğrisi pozitif eğimlidir. Yani para piyasası dengesinin sürdürülebilmesi için gelir artışlarını faiz oranlarındaki artışlar izlemelidir. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Eğer gelir Y0 dan Y1 e çıkarken reel para talebi de L0(Y0) dan L1(Y1) e kaymaktadır. Bu durumda faiz oranı i0 düzeyinde tutulmak istenirse bir reel para talebi fazlası ortaya çıkmaktadır. Nitekim grafiğin sol kısmında görüldüğü gibi, gelir artışından sonra i0 faiz oranlarında talep edilen reel para miktarı M1/P olmaktadır. Eğer para arzı eski düzeyde tutulursa, E0E1 miktarında bir talep fazlası ortaya çıkmaktadır. Bu durum E1 noktasında yeniden denge sağlanacak biçimde, faiz oranını yukarıya doğru itmektedir. E1 noktasındaki i1 faiz oranı da Y1 gelir düzeyi ile uyumlu bir durumdadır. Böylece gelir artışları karşısında para arzı sabit tutulursa, piyasa dengesi ancak daha yüksek faiz oranından sağlanabilecektir.

LM eğrisi belirli bir para arzına göre çizilmektedir. Para arzı arttırılınca, dengeyi sağlamak üzere para talebinin de genişlemesi gerekmektedir. Para talebinin artması için daha önce belirtildiği üzere, daha yüksek bir gelir ve/veya daha düşük bir faiz oranı gerekmektedir. Bu da LM eğrisinin sağa doğru kayması demek olmaktadır. Aynı şekilde, para arzında bir düşüş ise i yi yükseltecek ve Y yi düşürecektir. Bu da LM eğrisinin sola doğru kayması demektir.

Mal Piyasası ve Para Piyasasında Birlikte Sağlanan Denge

İç denge, mal ve para piyasalarında aynı anda dengenin oluşmasını ifade etmektedir. Bu yüzden, öyle bir faiz oranı ve gelir düzeyi bulunmalıdır ki, her iki piyasada da denge sağlanabilsin.

Bu koşul aşağıdaki grafikte IS ve LM eğrilerinin kesiştiği E noktasında gerçekleşmektedir. E noktasının gösterdiği i0 faiz oranı ile Y0 gelir düzeyinde hem mal piyasası, hem de para piyasası dengede olmaktadır. Mal piyasasının dengede olması sözü edilen noktanın IS eğrisi üzerinde bulunması nedeniyle olmaktadır. Para piyasasının dengede olması ise sözü edilen noktanın aynı zamanda LM eğrisi üzerinde olmasından dolayıdır. Yani E noktasında hem toplam mal ve hizmet talebi toplam üretime eşitlenmekte hem de para arz ve talebi birbirine eşitlenmektedir.

Sonuç olarak, söylenebilir ki, açık bir ekonomide iç denge IS ve LM eğrilerinin kesiştiği noktanın belirlediği faiz oranı ve gelir düzeyinde gerçekleşmektedir. Otonom harcama değişmeleri gibi IS eğrisinin, ya da para arzı değişmeleri gibi LM eğrisinin kaymasına yol açan yeni bir durum meydana gelinceye kadar önceki denge geçerliliğini sürdürecektir.


LM Eğrisi hakkında yazı için TIKLA

IS Eğrisi hakkında yazı için TIKLA