31 Ocak 2012 Salı

Belediyelerin Gelirleri

Türkiye 1981 yılına gelinceye kadar belediyenin gelirleri oldukça yetersiz ve dağınık bir durumdaydı. Tıpkı İl Özel İdareleri’nde olduğu gibi. Belediyelerde de bazı devlet gelirlerinde belirli oranlarda pay verilmesi yöntemiyle gelir aktarılmaktaydı. 1981 yılında çıkarılan 2380 sayılı yasayla pay verme yöntemi ile önemli değişiklikler yapılmış, artık belediyelere genel bütçe vergi gelirleri hasılatı toplamı üzerinden belirli oranlarda pay verilmesi öngörülmüştür.

1985 yılında emlak vergisi genel bütçe gelirlerinden çıkarılarak mahalli idarelere bırakılmıştır. Ancak 5272 sayılı belediye yasası bu uygulamaya son vermiş ve emlak vergisi yalnızca belediyeler bırakılmıştır. 1993 yılında çevre temizlik vergisi uygulamaya konulmuş ve belediye gelirleri arasına dahil edilmiştir. Ancak bu düzenlemelere karşı belediyelerin finansman ihtiyacı yeterince karşılanamamıştır. Günümüzde mevcut uygulamada belediyenin gelirlerini 4 başlık altında toplamak mümkündür

1.1 Öz Gelir Kaynakları

1.2 2350 sayılı yasa çerçevesinde genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar

1.3 Devlet yardımları ve fonlardan yapınla yardımlar

1.4 Diğer Gelirler

1.1 Öz Gelir Kaynakları

Belediyelerin öz gelir kaynakları şunlardır;

Vergiler

Harçlar

Harcamalara Katılma Payları

Vergiler

Belediyelerin öz gelir kaynaklarından birini oluşturan vergiler bir çok ülkede yerel yönetimlerin önemli gelir kaynaklarından birini oluşturmasına karşın ülkemizde oldukça düşük miktarlarda kalmaktadır. Ülkemizde belediye vergilerinin neler olduğu 1981 yılında yürürlüğe giren Belediye Gelirleri Kanunu’nun da belirtilmiştir. Bu vergileri yedi başlık altında toplamak mümkündür.

1. Çevre temizlik vergisi

2. İlan ve reklam vergisi

3. Eğlence vergisi

4. Haberleşme vergisi

5. Elektrik ve hava gazı vergisi

6. Yangın sigorta vergisi

7. Emlak vergisi

1. Çevre Temizlik Vergisi

1993 tarihinde uygulamaya giren Çevre temizlik vergisinin konusu ve kapsamına belediye sınırları ve mücavir alan içinde bulunan ve belediyenin katı atık toplama ve kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar girmektedir. Verginin yükümlüsü ise her ne sıfat ve şekilde olursa olsun bu yerleri kullanan gerçek ve tüzel kişilerdir. Mükellefiyet binanın kullanımı ile başlar.

Çevre temizlik vergisinin 2003 yılı sonuna kadar olan uygulamasında sıvı atıklara ait çevre temizlik vergisi su tüketim bedeli ile tahsil edilirken. Katı atıklara ait vergi her yıl iki eşit taksitle alınmaktaydı.

Yapılan değişiklilerle çevre temizlik vergisinin ödenmesi ve hesaplanmasında yeni yöntemler uygulanmaya başlanmıştır. Yeni düzenlemeye göre konutlara ait çevre temizlik vergisi su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle m3 başına Büyükşehirlerde 15 YKr diğer yerlerde ise 12 YKr olarak hesaplanmaktadır.

Belediyenin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan ancak su ihtiyacını belediyece kurulmuş su şebekesi dışından karşılayan konutlara ilişkin çevre temizlik vergisi belediye meclisince belirlenen dereceler üzerinden hesaplanmaktadır.

Büyükşehir belediye sınırları içinde bulunan belediyelerin kendileri tarafından tahsil edilen çevre temizlik vergisinin %20’si büyük şehir belediyelerine aktarılmaktadır.

2. İlan ve Reklam Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir anlalar içinde gerçek yada tüzel kişilerce yapılan her türlü ilan ve reklamdan alınan vergidir. Bu vergi Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki bulvar, cadde ve ana yollar ile bu alanlara cephesi bulanan binalar üzerindeki her ilan ve reklamlarda büyük şehir belediyesi tarafından alınmaktadır. İlan ve reklam vergisinin mükellefi yurtdışından gönderilen ilan ve reklamlarda dahil olmak üzere ilan ve reklamı kendi adına yapan veya yaptıran gerçek ve tüzel kişilerdir. Verginin tutarı ilan ve reklamların türü ve yayınlandığı yere bağlı olarak 1Kr ile 150TL arasında değişmektedir.

3. Eğlence Vergisi

Bu verginin konusu gerçek yada tüzel kişilerce işletilen eğlence yerlerini kapsamaktadır. Eğlence vergisi biletle girilen eğlence yerlerinde bilet bedeli olarak elde edilen hasılat üzerinden. Biletle girilmesi zorunlu olmayan bar, gazino, disko, taverna vb yerlerde, işin niteliğine göre çalışılan her gün için yasalarda belirtilen ölçüler içerisinde saptanacak bir miktar olarak alınır.

4. Haberleşme Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde posta, telgraf, telefon işletmesi tarafından tahsil edilen data ücretleri tesis, devir ve nakil ücretleri hariç diğer hizmetler üzerinden alınan bir vergidir. Haberleşme verisinin matrahı tesis, devir ve nakil ücretleri hariç olmak üzere tahsil edilen ücretlerden oluşmaktadır. Haberleşme vergisinin mükellefi ise telefon, teleks, faks ve data ücretlerini tahsil eden posta telefon telgraf idaresidir.

5. Elektrik ve Hava Gazı Vergisi

Bu verginin konusu belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde elektrik ve doğalgaz tüketiminden alınan vergidir. Verginin matrahı tüketilen elektrik ve hava gazının satış bedelidir.

6. Yangın ve Sigorta Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içindeki menkul ve gayri menkul mallar için yapılan yangın sigortaları dolayısıyla alınan primler. Yangın sigortası vergisine tabidir.

7. Emlak Vergisi

5393 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Büyükşehir belediyelerine ve il özel idarelerine pay verilmesi usulüne son verilmiştir. Büyükşehir belediyelerinin olduğu yerlerde Büyükşehir sınırları ve mücavir alanlar içinde emlak vergisi bina ve arazi vergisi olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Emlak vergisinin matrahı bina – arsa ve arazilerin beyanname verme tarihindeki normal alım - satım bedelidir. Ancak yeni inşa edilen binaların vergisi arsanın veya arsa payının vergisinden az olamaz.

Emlak vergisinin mükellefi bina, arsa ve arazinin maliki varsa intifa hakkı sahibi her ikisi de yoksa bina arsa ve araziden malik gibi tasarruf edenlerdir.

Harçlar

Belediyelerin toplamış olduğu harçlar 2464 sayılı belediye gelirleri yasasının 2. kısmında düzenlenmiştir. Bu yasaya göre toplam 12 adet harç vardır.

a) İşgal harcı

b) Tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı

c) Kaynak suları harcı

d) Tellallık harcı

e) Hayvan kesimi, muayene ve denetleme harcı

f) Ölçü ve tartı aletleri denetleme harcı

g) Bina inşaat harcı

h) Kayıt ve suret harcı

i) İmar ile ilgili harçlar

j) İşyeri açma izni

k) Muayene, ruhsat ve rapor harcı

l) Sağlık belgesi harcı

Harcamalara Katılma Payları

Belediye gelirleri kanununa göre harcamalara katılma payları 3 türlüdür.

A) Yol Harcamalarına Katılma Payları

B) Kanalizasyon Harcamalarına Katılma Payları

C) Su Tesisleri Harcamalarına Katılma Payları

Yol Harcamalarına Katılma Payları

Belediyelerce veya belediyelere bağlı kuruluşlarca inşa tamir ve genişletilmeye tabi tutulan yolların iki tarafında bulunan yada başka bir yola çıkışı olmaması dolayısıyla bu yoldan yararlanan gayri menkul sahiplerinden alınmaktadır.

Kanalizasyon Harcamalarına Katılma Payları

Belediyelerin yeni kanalizasyon tesisleri yapmaları var olan kanalizasyon tesislerini sağlık ve fen koşullarına göre iyileştirmeleri durumunda bu hizmetten yararlanılanlardan alınır.

Su Tesisleri Harcamalarına Katılma Payları

Belediye veya belediyelere bağlı kuruluşlarca beldede su tesisleri yapılaması halinde dağıtımın yapıldığı alan içindeki gayri menkul sahiplerinden alınmaktadır. Harcamalara katılma payları bina ve arsalarda vergi değerinin %20’sini geçemez. Mükelleflerin ödeyeceği paylar hizmetin tamamlanarak halkın kullanımına sunulmasından sonra belediyelerce veya bağlı kuruluşlarca payların ilan ve tebliğ edildiği yılı takip eden yıldan itibaren 2 yılda ve 4 eşit taksitte peşin ödemelerde tahakkuk tarihinden itibaren 1 ay içinde tahsil olunmaktadır.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Weber Eleştirisi

Weber modeline ilişkin değerlendirmeler, başlıca şu noktalarda toplanabilir.

Weber, bürokrasiyi “ideal tip” olarak ele almıştır. Bu nedenle Weber’in bürokrasi kavramı, bütün mevcut bürokrasilerin özelliğini taşımamakta ve hepsini temsil etmemektedir. Mükemmel bir bürokratikleşme bütünüyle gerçekleşmeyeceğine göre, Weber’in tanımladığı bürokrasi tipine uyan bir örgüt biçimi de bulunmayacak demektir. Böylece Weber’in modeli, “sosyal realiteyi” tam olarak yansıtmayan metodolojik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bununla beraber Weber’in bürokrasi analizi, ampirik araştırmalar için bir model niteliğinde görülebilir. Ve günümüz örgütlerinin bu modele ne ölçüde uydukları değerlendirilebilir. Modern örgütlerdeki bürokratik davranış biçimi, Weber’in düşündüğünden oldukça farklıdır. Sanıldığı gibi bürokrasi, rasyonel olarak işlememektedir. Üst düzey yöneticilerin çoğu, teknik yetenekten yoksundur. Bürokraside keyfi olarak konulmuş kurallar bulunmaktadır. Bürokratik örgütlerde informel (gayri resmi) yapı, formel (resmi – biçimsel) yapının yerini almakta ya da onu alt üst etmektedir.

Weber’in analizi, yalnızca formel bürokratik örgütleri kapsamaktadır. Örgütlerin formel yapısı, yasalar ve idari düzenlemelerle tanımlanmakta ve belirlenmektedir. Weber bürokratik örgütlerin içindeki informel ilişkileri ve uygulamaları dikkate almamıştır. Ona göre, resmen belirlenmiş kural ve ilişkilerden sapma, istisnai ve bireysel durumlarla ilgilidir. Oysa, daha sonra yapılan araştırmalar bu yaklaşımın yanlış olduğunu göstermektedir.

Weber’e göre formel yapıdan sapma, idari verimliliğe zarar verir. Oysa, örgütlerdeki bir takım gayri resmi ilişkiler ve uygulamalar, genellikle verimli çalışmaya katkı sağlamaktadır. Weber, bürokrasiyi, içinde çalışanlardan bağımsız ve soyut bir yapı olarak ele almıştır. Bu yüzden, resmi bir yapı olan bürokratik örgüt ile çalışanlar arasındaki psikolojik çalışmalara değinmemiştir.

Weber, İşbölümüne dayalı uzmanlığın, resmi hiyerarşik otoriteyi etkisiz hale getirebileceğinin farkına varamamıştır. Üst düzeydeki resmi otorite, uygulamada teknik konularda uzman olan astlara bağımlı hale gelmektedir. Günümüzde otoritenin en önemli kaynaklarından biri, uzmanlık ya da bilgidir. Çünkü bilgi, resmi otoriteden daha güçlü etkiye sahiptir.

Weber’in ideal tip bürokrasi analizi, günümüz otoritelerinin pek azında kullanılabilir. Çünkü bu analiz, toplumlar arasındaki geniş kültürel farklılıkları dikkate almamıştır. Bürokrasi, içinde bulunduğu çevreden soyutlanarak incelenemez; o toplumun kültürel, siyasal, ekonomik, sosyal ve tarihi özelliklerinin ya da şartlarının izlerini taşır.

Weber’e göre örgütlerdeki etkinliği sağlamak için, işlemlerin resmi kurallara sıkı bir şekilde bağlı kalınarak yürütülmesi gerekir. Kurallara katı bir şekilde bağlılığın, kuşkusuz bazı olumlu sonuçları olsa da, olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Her şeyden önce, ayrıntılı kurallar ve resmi işlemlerin bunlara aynen uydurulması gayretleri, memurların girişim gücünü ve takdir yetkilerini sınırlamakta ve dolaysıyla yönetimin, değişen şartlara uyum sağlamasını engelleyebilmektedir.

Bürokraside kurallar, zaman içinde kemikleşir ve değişen şartlara karşı bir direnç oluşturur. Ancak bürokrasi dışından bir otorite, onu yeni şartlara uyduracak reformlar başlatabilir. Öte yandan, ayrıntılı kurallar, çalışanların kendi kendilerini disipline etme yeteneğini geliştirmediği gibi, iyi yönetim geleneklerinin oluşmasını da önleyebilir. Bu nedenle etkin yönetim metodu, kişilerin kendi kendilerini disipline etme yeteneğini geliştirici ve çalışmaları motive edici nitelikte olmalıdır.

Genele olarak bütün bürokrasiler muhafazakârdır. Hangi parti iktidarda olursa olsun, bürokrasinin muhafâzakar tutumundan dolayı, reformcu programını uygulamakta güçlük çeker. Bürokrasinin bu davranışına “bürokratik konservatizm” denilir.

Weber’in yasal – rasyonel bürokrasisi, Batıdaki kurumsal gelişmeler göz önünde tutularak ortaya konulmuş ve daha çok sanayi toplumu için geçerli bir modeldir. Formel, aşırı kuralcı, katı hiyerarşik ve merkeziyetçi olan bu model, günümüz toplumlarının şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Bu nedenle 1980’den sonra çok yönlü, yoğun ve özünü değiştirecek eleştirilere muhatap olmuş ve dolaysıyla yeni bir yapılanma süreci içine girmiştir.

Bürokrasinin Olumlu Olumsuz Yönleri (Weber)

Bürokratik Örgütlenmenin Olumlu Yönleri

Weber’e göre, bürokratik örgütlerin gelişim nedeni, onların, öteki örgütlenme biçimlerine olan teknik üstünlüklerinden kaynaklanmaktadır. Bu teknik üstünlükleri, Weber, doğruluk, hız, kesinlik, dosya bilgisi, süreklilik, gizlilik, birlik, tam bağımsızlık, sürtüşmenin, maddi ve beşeri maliyetlerin azaltılması olarak sıralar

Weber karmaşıklaşan ve çeşitlenen yönetim işlerinin, fahri görevlilerle çözülemeyeceğini, bunların ancak tam gün mesai yapan profesyonel bürokratlarla daha hızlı, düşük maliyetli ve az hatalı olarak yürütülebileceğini vurgular

İşin “nesnel” biçimde yürütülmesi, her şeyden önce, “hesaplanabilir kurallar” a göre ve “kişilere göre değişmeyen” bir biçimde yürütülmesi demektir. Weber, bu iki temel ilkenin, aynı zamanda kapitalizmin de benimsediği prensipler olduğunu vurgular.

Weber’e göre rasyonel bir yasal sistemin uygulanmasının temelini atan da bürokrasidir.

Bürokratik Örgütlenmenin Olumsuz Yönleri

Weber, bürokrasinin potansiyel olarak bazı olumsuz sonuçlarına da işaret etmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir :

a) Bürokrasiler; bilgileri tekelleri altına almak ve başkalarına karşı onu gizlemek eğilimindedirler. Bürokratik yönetim her zaman için “gizli oturumlar” yönetimi olmak eğilimindedir. “Resmi sır” kavramı, bürokrasinin özgül buluşudur. Bürokrasi, doğal olarak, bilgisi zayıf, dolaysıyla güçsüz bir parlamentoyu yeğler.

b) Bürokrasi, ortadan kaldırılması güç yapılardandır; önemli bir güç kaynağıdır ve değişime karşı direnme eğilimindedir. Weber’e göre, “Bürokrasi bir kez tam kurulduktan sonra artık ortadan kaldırılması en zor olan sosyal yapıdır.

c) Kurulu bürokrasilerin demokrasiye karşı tutumları biraz karışıktır. Bir yandan bürokratikleşme, kitle demokrasisine eşlik etme eğilimindedir. Fakat diğer bir yandan bürokrasiler, kamu oyuna karşı duyarlı olma ve sorumluluk taşıma konusunda istekli değildirler. Ayrıca, demokrasi, yönetici ve bürokratlara karşı yönetilenleri aynı seviyeye getirmek için çalışırken, bürokrasi, yapısı gereği oldukça otokratik bir pozisyon kazanabilir.

Öte yandan, işe alma ve terfilerde yüksek okul diploması gibi daha iyi eğitim ölçülerini uygulamak, demokrasiyle çelişebilir. Bürokrasinin gelişmesi, gerçek fırsat eşitliğini yok eder ve plütokratik (zenginlerin egemen olduğu) bir rejime yol açar. Bürokrasi, sarsılması olanaksız hale gelen sürekli bir statü elde etmiştir.

Bununla beraber, bürokratik aygıtın sürekliliği ve teknik üstünlüğü, demokratik süreç için bir tehlike meydana getirse de demokrasinin yok edilmesi ve bürokratın diktatörlüğü sonuçlarını otomatik olarak ortaya çıkarmaz. Weber’e göre bürokratik mekanizma, ona nasıl hakim olunacağını bilen herkes için kolayca işler hale getirilebilir. Seçkinci demokrasi kuramcıları arasında değerlendirilen Weber, demokrasinin gerekleri ile bürokrasinin gereklerinin farklılığı üzerinde durur. Bürokrasi, iş güvencesini, düzenli yükselmeyi ve emeklilik haklarını sağlamaya çalışır; işe almayı, objektif, gayri şahsi ve genel kriterlere göre yapar.

Weber’e göre demokrasi, bürokrasinin bu “statü” özelliğine tepki gösterir. Çünkü demokrasi, atanmış görevlilerin yerine, seçimle gelen görevlileri koymak, görevden uzaklaştırmalarda ise, disiplin yönetmeliklerinin yerine seçimi geçirmek ister.

Weber - Bürokraside Memurun Özellikleri

Weber’e göre memur kavramı, çok çeşitli mesleklerde çalışanları içine almaktadır. Orduda görevli subaylar, devlet dairelerinde çalışanlar, din adamları ve fabrika yöneticileri hep memur sayılmaktadır. Memur, zamanının büyük bir kısmını dairede geçiren, yazılı talimatları yorumlayan ve uygulayan kişidir. Onun terminolojisinde memur, atama ile iş başına gelen görevlidir.

Weber’e göre bürokratik memur, şu özellikleri taşımaktadır

  1. Memuriyet bir meslektir. Memurun görevi onun yegane işidir. Memurun işi normal durumlarda emekli oluncaya kadar devam eder. Özel sektörde çalışan bir işçinin tersine, memurun iş güvencesi vardır. Bununla beraber, istediğinde her an görevinden ayrılabilir.
  2. Memur, kurum ya da yönetici karşısında kişisel olarak hürdür, köle değildir. Onun ödevi, yasalarla belirlenen gayri şahsi görevleri yerine getirmektir.
  3. Memurların işe alınması, mesleki ehliyete göre yapılır.Memur, bir sözleşmeye göre, yüksek bir yetkili tarafından atanır.Memur, aylık maaşa ve genellikle de emeklilik hakkına sahiptir. Maaş, onun hiyerarşideki pozisyonuna ve kıdemine göre tespit edilir.
  4. İdare içinde bir kariyer sistemi bulunmaktır. Memur, bu kariyer sistemi sayesinde göreve başladığı basamaktan daha üst makamlara göre yükselebilir. Yükseltme, kıdem, liyakat ve üstlerin değerlendirmelerine göre yapılır.
  5. Memurun yaptığı iş ve bu işle ilgili araç ve kaynaklar, kendinin malı değildir.
  6. İster özel bir büroda, ister bir devlet dairesinde çalışsın, çağdaş memur, yönetilenlere kıyasla farklı bir sosyal itibar kazanmak ister ve genellikle de bunu elde eder.
  7. Memur, iyi düzenlenmiş bir disiplin ve kontrol sistemine tabidir.

Otorite Türleri (Weber)

Weber, örgüt içindeki ilişkileri incelerken, otorite ile güç kavramı arasında bir ayrım yapar. Eğer bir kişi, sosyal bir ilişkide, kendi idaresini başkasının direnmesine rağmen yerine getirtebiliyorsa, güce sahip demektir. Otorite ise, gücün özel bir biçimidir. Bir emir başkasına itaat görevi yüklüyorsa, bu otoritedir. Otorite “meşruluk” esasına dayanır.

Görüldüğü gibi, Weber’in otorite analizinde “meşruluk” ve “idari aygıt” olmak üzere iki unsur bulunmaktadır. Meşruluk ve idari aygıt, Weber’in otorite tipinin inşasında iki önemli kriterdir. Weber, üç farklı meşruluk tipinden söz etmiştir. Her bir meşruluk tipi, belirli bir idari aygıt tipine denk düşer.

a) Geleneksel Otorite

Eskiden beri var olagelen geleneklere uygun olarak oluşan bir otorite biçimidir. Geleneksel otorite, liyakate değil de irsiyet ve statüye dayanmaktadır. Bu otorite biçimi, “patrimonyal” ve “feodal” olmak üzere iki şekilde kendini gösterir. Geleneksel otoritenin patrimonyal biçiminde, idari aygıtta çalışan personel, ücret ve bahşiş bakımından genellikle efendilerine kişisel bakımdan bağımlı olan (hizmetçiler, akrabalar ve gözdeler gibi) tebaadan oluşur.

Öte yandan, feodal biçimdeki otorite aygıtında çalışanlar, efendiye karşı önemli özerkliğe sahiptir. Feodal görevliler, efendiye kişisel olarak bağımlı değildir. Efendi ile aralarında bir sadakat yemini çerçevesinde, feodal görevliler, kendilerine, ayrılmış alanlarda bağımsız yetki kullanırlar; genellikle kendi özel mülkleri vardır; varlıkları ve gelirleri için üstlerine bağımlı değildirler. Weber’e göre eski bürokrasiler geleneksel otoritenin özel bir biçimi olarak patrimonyal örgütlerdir. Patrimonyal otorite biçimi, modernlik öncesi dönemde, daha çok doğu toplumlarında görülen bir tiptir.

Weber bu geleneksel otorite içinde, “gerentokrasi”, “patriyarkalizm” ve “patrimonyalizm” arasında bir ayrım yapar.

Gerentokrasi: Grubu temsil eden ve onun kutsal geleneklerini bilen yaşlıların yönetimidir. Gerentokratik topluluğun üyeleri, yaşlılara, geleneksel statüleri dolayısıyla saygı gösterirler.

Patriyarkalizm: Otoritenin, belirli bir kalıtımsal kural gereğince iş başına gelen ve öncelikli olarak grup adına hareket eden kişi tarafından uygulanmasıdır. Köken itibariyle patriyarkalizm kavramı, ev halkı şefinin otoritesini ifade eder. Aynı çatı altında yaşayan ev halkının ihtiyaçlarını karşılamak için aralarında oluşturdukları ilişkilere bağlı bir otorite biçimidir. Patriyarkal şefin, zamanla artan mal varlığını yönetmek için, fertlerine tarla, ev, duvar ve benzeri şeyler vermesiyle merkezi otoritesinde dağılma meydana gelir. Şefin merkezi otoritesinin dağılması sonucu, “patrimonyal otorite” ortaya çıkar.

Patrimonyalizm: Tamamen şahsa bağlı idari personelin ve özellikle askeri gücün gelişmesine dayanır. Toplumun ya da grubun mensupları otorite karşısında tebaadır.

Patrimonyal otorite, geleneksel sınırlamalardan uzaklaştığı ve keyfi uygulamalara yöneldiğinde sistem, “sultanizm”e (despotizm) dönüşür.

Neo – patrimonyal bürokrasi kavramı, modernleşme sürecine yönetici elitin öncülüğünde giren, fakat batının hukuki – rasyonel bürokrasi modeline öz itibariyle alamayan ama bazı biçimsel yönlerini aktarmayı başaran, geleneksel ile modernliği birlikte barındıran gelişmekte olan ülkelerin bürokrasileri için kullanılmaktadır.


b) Karizmatik Otorite

Bir kişiye karşı güvene, onun kahramanlığına veya üstün niteliklerine duyulan inançtan kaynaklanan otorite biçimidir. Bu otorite, geleneklere tamamen zıt bir doğrultuda gelişebilir. Önemli olan kişinin, sihir, kahramanlık ya da diğer olağanüstü yetenekleri ile karizmaya (tanrı vergisi kişiliğe) sahip olduğu hakkında bir “inanç” uyandırmasıdır.

c) Yasal Otorite

Yasal otorite, yasalara dayanan güç ve egemenliktir. Bu, yasaların geçerliliğine ve rasyonel kurallara dayanan işlevsel “yetki”ye inanmaya bağlıdır. Yasalarca korunmuş ödevlerin yerine getirilmesinde itaat esastır. Weber, bu otorite tipine bir de “rasyonellik” eklemiştir. Bu otorite tipinde halk, kanunlara, onların karizmatik ya da geleneksel liderler tarafından yapıldığından değil, fakat, yöneten ve yönetilenler tarafından uygun ve doğru olarak kabul edilen bir prosedüre göre yapıldığına inandığı için uyarlar.

Bu yönetim tipinde, Feodal örnekten farklı olarak, idarenin araçları (idari görevleri yerine getirmek için gerekli kaynaklar vb.) bürokrata ait değildir. Memurun makamı satılamaz, irsi olarak çocuklarına ve başkasına geçmez, hiçbir şekilde özel mülkü ile bütünleşmez. Özel mülkle resmi servet arasındaki bu katı ayırım, yasal bürokrasi tipinin temel bir niteliğidir ve bu nitelik onu, feodal ve patrimonyal yönetim tipinden ayırır.

Weber’e göre bu otorite tipleri, gerçek hayatta “saf” bir biçimde ortaya çıkmaz.


Özet olarak belirtmek gerekir ki, sözü edilen bu üç otorite ile tarihteki ve sosyal hayattaki bütün otorite biçimlerini açıklamak yeterli değildir. Sosyal hayatta, benimsemeye, güvene, uzmanlığa, bilgiye, paraya, başarıya ya da performansa dayalı çeşitli otorite tipleri bulunmaktadır.

Bürokrasi Teorisi (Weber)

İdeal Tip Bürokrasi Modeli

Weber, örgütlerin yapısı ve işlemleri üzerinde yaptığı incelemeler sonucu geliştirdiği bürokrasi modelini, “ideal tip” olarak kavramlaştırmıştır. Burada kullanılan “ideal” kavramı, “arzulanan”, “olması istenilen”, şu yada bu şekilde “iyi” veya “üstün” anlamına gelmez. Dolaysıyla ideal tip, gerçek tipin üstün hali değil, yalnızca gerçekte tam örneği bulunmayan “saf” demektir. Saf demek, belli bir sosyal olay tipine has tüm özellikleri bir araya getiren ve belli bir sosyal olay tipine yabancı olan özellikleri bir yana bırakan demektir.

İdeal tip bürokrasi ise, realitede saf ve eksiksiz yönüyle gözlemlenebilen bir biçim değil, daha çok zihni bir tanımlama ve niteleme kavramsal bir çerçeve ve kalıptır. Mevcut örgütler bu ideal tipe yaklaştıkları ölçüde bürokratiktir.

Weber, bürokrasiyi doğrudan tanımlamak yerine, onun unsurlarını ve özelliklerini belirtmekle yetinmiştir.

Weber’in ideal bürokrasi kavramı, yapısal ve işlemsel özelliklerden meydana gelmektedir.

Bu özellikler şunlardır.

a) Yasalarla Düzenlenmiş Yetki Alanı

Bürokratik yapılarda amaçların gerçekleştirilmesi için gerekli düzenli çalışmalar, resmi görevler olarak belirli bir biçimde dağıtılmıştır. Bu görevlerin yerine getirilmesi için gerekli emirleri verme yetkisi ve yaptırımlar kurala bağlanmıştır. Görevlerin düzenli ve sürekli yürütülmesi; gerekli yetkilerin kullanılması, sistematik hükümlerle sağlanmıştır.

b) Otorite Hiyerarşisi

Örgütün yapılanması, otorite hiyerarşisine göre yapılır; görevler hiyerarşik bir düzen içinde yürütülür. Bu düzen sayesinde her bir alt birim, üst birimin denetim ve gözetim altına girer. Bir çok rasyonel bürokratik örgüt biçimi, en üstte bir kişi ile temsil edilir.

c) Yönetimin Yazılı Belgelere Dayanması

Çağdaş bürokrasinin yönetimi, yazılı belgelere (dosyalara) dayanır. Bu belgeler, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanır. Söz konusu belgelerin yazılması için geniş bir görevliler ve katipler kadrosu istihdam edilir.

d) Uzmanlaşma

Daire ya da büro yönetimi, esaslı bir uzmanlık eğitimini gerektirir. Uzmanlaşma, işbölümünün bir sonucudur. İş bölümü ile ortaya çıkan çeşitli faaliyet alanlarında çalışanlar, yaptıkları işte kısa zamanda uzmanlaşır.

e) Gayrişahsilik

İdeal bir memur, işleri, sevgi ve nefret gibi duygusallıktan uzak, bütünüyle gayri şahsi biçimsel kurallara göre yürütür. Resmi işlerde, kişisel düşünceleri bir tarafa bırakmak, tarafsızlık için olduğu kadar, verimlilik bakımından ön şart niteliğindedir. Gayrişahsilik, Weber tarafından bürokrasinin özel bir değeri olarak kabul edilmektedir. Bu ilke, memurların irrasyonel davranışlarına engel olmak ve işin gereklerine göre hareket etme amacına yöneliktir.

f) Kariyer Yapısı

Bürokraside memuriyet bir “meslek”tir. İşe alınmalar, belirli niteliklere bağlı olarak özel sınavla sağlanır. Memurun seçimi, ailesinin toplum içindeki yeri ya da siyasi mensubiyet gibi özelliklere göre değil, bütünüyle işin gerektirdiği teknik niteliklere göre yapılır. Memur, kamu hizmeti hiyerarşisi içinde kendine bir kariyer edinmeye çalışır, alt basamaklardan üst görevlere doğru, uzmanlıklarına ve kıdemlerine bağlı olarak ilerler.

g) Kurallar Sistemi

İşyeri yönetimi, belli bir istikrarı ve kapsamı olan öğrenilebilir genel kurallara bağlıdır. Bürokraside işler, birbiriyle uyumlu soyut kurallar, belirli olaylara uygulanır. Belirli olaylar konusunda karar alınırken, önceden belirlenmiş soyu ve genel kurallara göre hareket edilir. Yoksa her bir durum için emirname beklenmez. Kurallar sistemi, bürokraside çalışanların sorumluluklarını ve kendi aralarındaki ilişkileri tanımlar.

h) Kamu ve Özel Hayatın Ayrışması

Kamu hizmetinin çağdaş örgütlenişi, kural olarak, resmi daireyi görevlinin özel konutundan ayırdığı gibi, bürokrasi de, genel olarak resmi faaliyet ile özel yaşam alanını birbirinden ayrıştırmıştır. Kamu fonları ve malzemeleri ile resmi görevlinin özel mülkleri arasında da hiçbir bağ yoktur. İlke olarak, resmi makam evden; iş yazışmaları özel yazışmalardan; ticari öz varlık, özel servetten ayrışmıştır.

Referandum Çeşitleri

a) Bağlayıcılığı Bakımından

aa) İstişari Referandum

Referandum neticesinin yasama meclisini hukuken bağlamadığı referandum şeklidir. Bu tür referandumda halkın verdiği cevabı yasama meclisi isterse dikkate alır; isterse dikkate almaz.

Örnek: 1975’te İngiltere’de Avrupa Ekonomik Topluluğu konusunda yapılan referandum.

bb) Tasdiki Referandum

Referandum neticesinin hukuken bağlayıcı olduğu referandum çeşididir. Bu usulde, referandum neticesinde kabul oyları çoğunlukta çıkmışsa kanun onaylanmıştır ve hukuken bağlayıcı bir kanun haline gelir.

b) Başvuruluşu Bakımından

aa) Mecburi Referandum

Bazı konularda anayasa gereği yapılması zorunlu olan referandum türüdür.

Örnek: İsviçre’de anayasa değişikliklerinin mutlaka referanduma sunulması gerekir.

bb) İhtiyari Referandum

Belli makamların isteğine bağlı olarak başvurulan referandum türüdür.

c) Konuları Bakımından

aa) Kurucu Referandum

Yeni bir anayasanın kabul edilmesi veya mevcut bir anayasada değişiklik yapılması

konusunda düzenlenen referandum türüdür.

Örnek: 1982 Türk Anayasasının kabul edildiği 7.11.1982 tarihli referandum.

bb) Olağan kanunlara ilişkin olarak yapılan referandum türüdür.