Adam Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adam Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2013 Pazar

Temel İktisat Teorileri



İktisat teorilerinin ortaya çıkışı Eski Yunanlılardan önceki çağlara kadar uzanır. Ancak bugünkü iktisadi düşüncelerin temelleri öncülüğünü Adam Smith (1773-1970)’ inyaptığı Klasik İktisatçılar (liberalller)tarafından ortaya atılmıştır. Bu akımın ortaya çıkmasında en önemli etken kuşkusuz Sanayi devrimi olmuştur. 1776 yılında yayımlanan Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” adlı eseri ile doğan klasik düşünce, bu ekole mensup iktisatçılarla zenginleştirilmiştir. 

Klasik düşüncenin varsayımları şunlardır:
1- Denge açısından:  Klasiklere göre denge doğal olarak ve kendiliğinden sağlanır. Otomatik olarak dengeyi sağlayan güç; fiyat mekanizmasıdır.
2- Üretim Faktörlerinin istihdamı açısından:  Fiyat mekanizması düzgün şekilde işlediği sürece ekonomi tam istihdam dengesini kendi kendine sağlamaktadır. Tam istihdamın sonucu olarak, ekonomide işsizlik olmayacak ve üretim dolayısıyla milli gelir en yüksek düzeye erişecektir.
3- Devlet Müdahalesi açısından: Klasiklere göre ekonomiyi dengeye getiren koşul rekabettir. Bu nedenle “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesini benimseyen bu görüş, devletin ekonomiye piyasa mekanizmasını bozacak her türlü müdahalelerini yasaklar. Klasiklere göre devlet, rekabeti sağlayacak düzenlemeleri yapmak ve rekabeti önleyici her türlü engeli ortadan kaldırmak zorundadır.
4- Reel ve Parasal İlişkiler:  Klasikler değer teorisini para teorisinden ayırırlar. Bunlara göre para sadece mübadele aracıdır, ekonomik olaylar üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
5- SAY yasası geçerlidir: “ Her arz kendi talebini yaratır.” 

1870 yıllardan sonra klasik ekolün revizyonu (yeniden düzeltilmesi) olarak nitelendirilen Neo-Klasikakım iktisatta büyük devrim yapmıştır.  Neo-klasikler, değeri (faydayı) marjinal fayda ile açıklama yoluna gitmişlerdir.  Bu yolla makro ekonomiye mikro temellerle bakarak analiz yapmışlardır.

1929’lu yıllara kadar dünyada klasik iktisat hüküm sürmüştür. Ancak 1929 lu yıllarda ortaya çıkan büyük buhran bu sisteme güveni sarsmıştı. 1936 yılında J.M. Keynes’in, klasiklerin ve neo-klasiklerin çeşitli görüşlerini çürüten “İstihdam, Faiz ve Para hakkında Genel Teori” adlı eseriyle Keynesyen devrimi başlamış olmaktadır.

Keynesyen görüşün varsayımları şunlardır:
1- Tam istihdam :  Piyasa güçleri ekonomide tam istihdamı sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Ekonomi eksik istihdamda da dengeye gelebilir.
2- Parasal Analiz :  Para ekonomik analizde çok önemli bir yere sahiptir. Para klasiklerin savunduğu gibi nötr değildir.
3- Devlet müdahalesi açısından :  Devlet ekonomiye müdahale etmek zorundadır. Bu müdahale araçları para ve maliye politikası araçlarıdır.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Klasik Liberalizm ve Uluslararası Ticaret

Smith’in Klasik Liberalizm’e yön veren bazı görüşleri şunlardır. Bütün bireyler ekonomik çıkarlarına göre hareket ederler, yani kişiler ekonomik insandır. Devlet kişilerin bireysel girişim haklarını kısıtlamamalıdır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. Çünkü bireyler kendi çıkarları peşinde koşmakla aynı zamanda toplumsal çıkarlara da hizmet etmiş olurlar. Nihayet, ekonomik hayatta düzen sağlayan bir “görünmez el” vardır. Bu görünmez el de fiyat mekanizmasıdır. Ekonomik hayatta düzen, fiyat mekanizmasının işleyişi ile kendiliğinden sağlandığına göre, devletin bu amaçla ekonomiye müdahale etmesine gerek yoktur. Ayrıca Merkantilizm’in aksine Smith’e göre, toplam dünya serveti sabit değildir. Serbest Ticaret dünya servetini arttırmak ve neticesinde her iki ülke açısından da refah getirebilecek bir kavram olmaktadır.

9 Aralık 2010 Perşembe

Mutlak Üstünlük Teorisi (theory of absolute advantage)

Adam Smith'in merkantilizm eleştirisi sırasında ortaya koyduğu klasik liberalizm düşüncesini gerçeklediğinde temel dayanak noktası olarak ileri sürdüğü teori mutlak üstünlük teorisiydi. Bu teorinin neticesinde dış ticaretin yapılmasının her iki ülke için daha fazla refah anlamına geleceğini ve iki ülkenin de bundan kazançlı çıkacağı anlatılır.

1 işçinin günlük üretimi açısından bakarak,
yani emek-değer teorisi bakımından değerlendirirsek,

Türkiye 1 günde A malından 60 birim ve B malından 30 birim üretebiliyor.
Almanya 1 günde A malından 10 birim ve B malından 50 birim üretebiliyor.

Sonuç olarak Türkiye A malı üretiminde mutlak bir üstünlüğe sahiptir ve bu ürün üzerine uzmanlaşması gerekmektedir. Almanya ise B malı üretiminde mutlak bir üstünlüğe sahip görünmektedir ve B malında uzmanlaşma yoluna gitmelidir.

Teori sonucunda yapılması beklenen ticari davranış, Türkiye bu sayede tüm olanakları neticesinde A malı üretimini gerçekleştirip, A malını kullanarak mal değişim yoluyla B malını bu üründe uzmanlaşan Almanya'dan ithal etmelidir. Dünya toplam üretimi bu sayede daha fazla olacak ve daha fazla refaha ulaşmak mümkün olacaktır.

Adam Smith'in ilk olarak 1776 Ulusların Zenginliği adlı eserinde söylediği bu teori uluslarası ticaretin varolma nedenini ortaya koyan tarihsel açıdan önemli bir noktayı gösterir.

7 Aralık 2010 Salı

Merkantilizm - Klasik Liberalizm dönüşümü

Bu yazı merkantilizm ve klasik liberalizm hakkında temel bilgiler ve dönüşümü açıklama amaçlı yazılmıştır.


Bir ekonomi terimi olan merkantilizm (merchantilism) Klasik teoriden önce uluslarası ticaret konusunda temel olarak kabul edilmiştir.

Önemli noktalar:

*Dünya serveti sabit kabul edilir ve kazancın sıfır toplamlı varolduğu düşünülür.
*Bu nedenle bir ülkenin kazancı diğer ülkenin kaybı olarak ifade edilir.
*Devlet hazinesine daha fazla altın kazandırmak amaçlanır.
*Bu sebeple dış ticarette fazla oluşması istenmektedir.
*Hammadde ithali, onlardan üretilen mamuller ihraç edilmesi teşvik edilir.

Sanayi devrimi sonrası üretim olanakları çok fazla artıyor ve bunun neticesinde ortaya çıkan bu üretimin satışının yapılması gerekli olduğudur. Fakat, merkantilizm düşüncesinde olan diğer tüm ülkeler bu üretim fazlasını almak niyetinde olmayacaklardır.

Tüm bunlar Adam Smith in yazdığı 'Ulusların Zenginliği' (The Wealth of Nations) adlı eserinde açıklanan yeni bir akımın dünyada hakim olmasına yol açmaktadır.

Klasik liberalizm ve günümüzdeki uluslarası ticaret düşüncesinin de temelini oluşturan bu yaklaşım kısaca şu noktalar üzerinde durmaktadır.

*Ekonomideki her aktör kendi çıkarına göre hareket ediyor. Bu etkileşim hem doğal hem de toplum için yarar getiren bir durum; çünkü ekonomik durum kendi halinde bir düzene girme eğilimi gösterir. Bu eğilimin asıl dayanak noktası görünmez el (invisible hand) olarak ifade edilen fiyat mekanizmasıdır. Örnek olarak; herkesin bildiği arz ve talebin getirdiği fiyat değişimi verilebilir. Bu nedenle ticari ilişkilerin devlet müdahalesine gerek olmadığı görüşü hakimdir.

Ayrıca, merkantilizm de söylenen dünya servetinin sabit olması yerine Klasik teoride ülkeler uzmanlaşma ve iş bölümü sayesinde toplam üretim ve tüketimi neticesinde yaşam düzeylerini artırabilmektedirler. Yani, her iki tarafında bir kazancının olduğu durum mümkün olmaktadır.