dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2014 Perşembe

EXW Teslim Şekli

EXW -  EX WORKS  /  İŞ YERİNDE TESLİMYanında yer belirtilmelidir. Örn: EXW İSTANBUL

"Ex Works" satıcının malları işletmesinde (fabrika,depo, atölye, antrepo v.s.) alıcı emrine hazır tutmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamındadır. Satıcı, aksi kararlaştırılmadıkça malın alıcı tarafından sağlanan bir araca yüklenmesinden ya da malların ihraç gümrüğünden geçirilmesinden sorumlu değildir. Alıcı bu noktadan itibaren varış yerine değin , malın taşınması ile ilgili tüm gider ve risklerin yükümlülüğünü taşır. Bu terim tüm satış şekilleri içinde satıcı için en az yükümlülüğü ihtiva eden bir satış şeklidir. Teslimden sonraki tüm masraf ve rizikolar alıcıya aittir. Diğer bir deyimle, eğer aksine bir hüküm bulunmuyorsa, satıcı, malları alıcı tarafından sağlanan araca yüklemek ya da gümrük işlemlerini yerine getirmek zorunda değildir.

Bu teslim şeklinde sözleşmede belirtilen satış bedeline yalnızca ambalajlanmış mal bedeli dahildir. Yani teslim tarihinden itibaren her türlü nakliye, yükleme, boşaltma ve sigorta masrafları alıcı tarafından ödenmektedir.

Bu Teslim Şeklinde iş akışındaki 1 ve 3.maddenin kimin sorumluluğunda olacağı anlaşma ile belirlenmeli ve faturanın üzerine yazılmalıdır.

1) İhracatçının yükleme maliyeti
3) İhracatçı ülkesindeki gümrükleme hizmet bedeli 




Dış Ticaret Teslim Şekilleri

Delivery Terms

INCOTERM


Teslim şekilleri kavramı, taraflar arasındaki eşyaya ilişkin fiziksel hareketlerin Uluslar arası mevzuatlar çerçevesinde düzenlenmiş ve prosedüre edilerek 11 başlık halinde toplanmış şekline verilen addır.

Diğer bir deyişle, tüm dünya ülkelerinin eşya hareketine ilişkin prosedürleri aynı şekilde anlayabilmelerini sağlayan ortak lisandır.


Tüm Taşımalarda Kullanılan Teslim Şekilleri (detaylı bilgi için üzerine tıklayınız)

Yalnızca Deniz Ve İç Suyu Taşımacılığında Kullanılan Teslim Şekilleri




14 Kasım 2012 Çarşamba

Dış Ticaret Türleri


Normal Ticaret
Serbest döviz ile yapılan, mevzuat ile özel bir ayrıcalık tanınmayan ticarettir.

Bağlı Ticaret
İki ülke arasında yapılan ticari sözleşme gereğince ihracatçı ülkenin ithalatçı ülkeden ihracat bedeli için döviz dışında bir işlem talep etmesi şeklinde yapılan ticarettir.

Karşı Satınalım
Bu yolla ticarette, özel bir firmanın yabancı bir devlete mal satması ve belli bir süre sonra da o ülkeden mal satın alması söz konusu olmaktadır.
Geri Satınalım
Teknolojisi gelişmiş bir ülkenin özel firması, az gelişmiş bir ülkeye makine donatım, üretim teknolojisi veya anahtar teslim fabrika satmaktadır. Bu fabrikada üretilecek malların bir bölümünü geri satın alma taahhüdünde bulunur. Rusya’nın ülkemizde kurduğu İskenderun Demir Çelik Fabrikaları bu modele bir örnektir. Gelişmiş ülkelere hammadde sağlamanın bir yoludur.
Dengeleme Anlaşmaları
Serbest dövizle bir ilk satış işleminden sonra, ikinci aşamada satıcı ülkenin, alıcı ülke üzerindeki bu döviz baskısını hafifletmek için ona döviz kazandırıcı veya döviz tasarrufu sağlayıcı hizmetlerde bulunması söz konusu olmaktadır. Türkiye’nin Boeing firmasından uçak alımında söz konusu firmanın tercih edilmesi bu konuda dengeleme kolaylığı sağlayacağı taahhüdüne bağlı olarak gerçekleşmiştir.

Sınır Ticareti
Komşu iki ülke arasında özel anlaşmalara dayanan ve her iki ülkenin sınır ve kıyı bölgelerine yakın yerleşim yerlerini kapsayan ticarettir. Bu kapsamda ülkemizde Sınır Ticaret Merkezleri kurulmuştur. Buralarda yapılan ihracatta aşağıdaki esaslar uygulanmaktadır.

-Gümrük işlemlerinin yürütülmesi bağlamında Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesi dışında kabul edilir.
-Söz konusu merkezlere yapılacak ihracat, ihracat mevzuatı kapsamında değerlendirilir.
-Söz konusu komşu ülkelere eşya göndermeye işletici ve mağazalar yetkilidir.

28 Ekim 2012 Pazar

Dış Ticaret Politika Amaçları


Dış ödemeler dengesi açık veya fazla şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Dış açık veren ülkeler döviz rezervlerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bu ülkelerin hükümetleri, kıt dövizlerin ülke dışına çıkışına sebep olan ithalat kısıtlayıcı önlemlere başvurulur. Dış açığın giderilmesi döviz gelirlerinin arttırılmasıyla mümkün olabilmektedir. Bu amaçla hükümetler ihracatı teşvik eden sübvansiyon türü politikalar uygularlar. Bazen de hem ithalatı kısıtlayıcı hem de ihracatı teşvik edici politikalar aynı anda uygulanabilir.

Yerli Sanayi Dış Rekabetten Koruma
Hükümetler, ülkede uzun vadede ihracat potansiyeli taşıyan, henüz yeni gelişen ve yüksek maliyetlerle çalışan sanayi dallarını yurtdışı rekabetin yıkıcı etkisinden korumak isterler. İthalat vergileri, kotalar, hatta ithalat yasakları gibi politikalar uygularlar. İthal edilen malların fiyatını yükseltmek, Yerli sanayinin ürettiği malların fiyatını korumak, İç talebi yerli sanayi malları lehine olacak şekilde tutmak istemek bu politikalar arasında sayılabilir.

İktisadi Kalkınma
İktisadi kalkınma için, birbirinden farklı iki tür sanayileşme politikası uygulanır. Bunlar;
İthal ikameci sanayileşme
Dışa açık sanayileşme

Birinci tür sanayileşme kapsamında hükümet, yerli sanayiyi koruyucu politikalar izler. İkinci tür sanayileşmede ise hükümet ihracatı teşvik edici politikalar üretmektedir. Bu sayede kısa vadede ülkenin döviz gelirlerini arttırmak amacı güdülmektedir. Elde edilen döviz gelirleri ile ülkenin iktisadi kalkınması için gerekli olan ama ülke içinde üretilemeyen yatırım mallarının ithali gerçekleştirilir. (Türkiye örneğinde Petrol)

Piyasada Aksaklıkların Giderilmesi
Ülke içinde bir malın piyasası monopolistik ise tüketiciler düşük kalitede mal için yüksek fiyatlar ödemek durumunda kalırlar. Bu nedenle hükümet gümrük vergilerini indirip ithal malın ülke içindeki monopol piyasada üretilen mallardan daha ucuza satılmasını sağlar. Dolayısıyla ülke içindeki monopol yapı veya oligopol yapının kırılmasını amaçlamaktadır. Bu malın yerli sanayi tarafından piyasaya sunulan fiyatından daha ucuza ithal edilmesini sağlar. Bu sayede iç piyasa rekabeti gelişir ve üretim kaynaklarının daha etkin kullanılması sağlanır.

Yurtiçi İktisadi İstikrarın Sağlanması
Ülkede istihdamın artırılması için hükümetler gümrük tarifeleri, kotalar vb. engeller koyarak iç talebi ithal mallardan yerli mallara çekebilmektedir. Böylece yerli sanayideki yükseliş ile işsizlik önlenmiş olacaktır. Ayrıca hükümet, iç piyasada arzı azalan ve fiyatı yükselen mallara karşı ithalatı serbest bırakarak ülkenin iktisadi birimlerinin talep fazlasını gidermektedir. Arz tıkanıklığının aşılması sayesinde enflasyonun yükselmesi önlenecektir. Fiyatlar genel seviyesi istikrara kavuşmuş olacaktır. Bu uygulama ile piyasada arz açığı giderilecektir.

Hazineye Gelir Sağlamak
İhracat veya ithalat üzerine konulan vergiler, hazinenin gelir kaynaklarını oluşturmaktadır. Hazinenin gelir elde etmesi özellikle gelişmekte olan ülkelerde önem taşımaktadır. Örnek petrol ve enerji üzerindeki vergiler.

Dış Piyasalarda Monopol Gücünden Yararlanma
Eğer bir ülke herhangi bir malın üretiminde monopol konumunda ise ve dış ticaret hadlerini kendi lehine değiştirme ihtiyacı duyuyorsa, hükümet bu malın ihracatına kota koyabilmektedir. Çünkü böyle bir durumda malın fiyatı yükselir. Fiyatların yükselmesi yoluyla dış ticaret hadleri, kota koyan ülke lehine değiştirilmeye çalışılır.

Hükümetler, diğer ülkelerle olan dış ilişkilerini asgari düzeye indirerek sadece kendi ülke kaynakları ile yetinerek tarım, sanayi ve hizmet kesiminde ilerlemeyi benimseyebilir. Her türlü ithalatı yasaklayabilir. Ancak dünyadaki hiçbir ülke iktisadi gelişme için gerekli kaynaklara eksiksiz sahip değildir. Bu yüzden her ülke başka bir ülkenin kaynaklarını muhtaç olmaktadır.

Sosyal Amaçlar
Ülkeler kamu ahlakını, kamu güvenliğini, insan, hayvan, çevre ve bitki sağlığını olumsuz yönde etkileyen malların ithalini engellemek isterler. Bu nedenle bu malların ithalatına yasaklayıcı politika araçları uygulanır. Aynı şekilde, bu tür malların, uluslararası anlaşmalar gereğince başka ülkelere ihraç edilmesi de yasak kapsamına alınabilmektedir.

Dış Siyasi Amaçlar
Uluslararası ilişkiler öncelikle iktisadi menfaat elde edilmesine ve siyasi güvenliğin korunmasına dayanmaktadır. Bu nedenle ülkeler arasında barışçıl ilişkiler kurulması, karşılıklı menfaatlerin elde edilmesinde çok önemlidir. Ancak aralarında barışçıl ilişkiler bulunmayan ülkeler birbirlerinden iktisadi menfaatlerini ve siyasi güven unsurunu karşılıklı olarak elde edemeyeceklerini bildikleri için birbirlerini bu menfaatlerden yararlandırmak da istemezler. Sonuç olarak dış ticaret politikalarının belirlenmesinde diğer ülkelerle olan siyasi ilişkilerin de rolü vardır.


25 Ekim 2012 Perşembe

Dış Ticaretin Tarihi


Dünyanın bilinmeyen bölgelerini keşfetmek yeni topraklar ve toplumlar bulmak, sadece ilmi bir merak olarak kalmamıştır. İnsanın öğrenmek ve yeni değerler bulmak arzusu gelişmiştir. Başlangıçta ilmi araştırma arzusu öne çıkmış, daha sonraları ise keşif ve buluşların ekonomik avantajlar sağladığı görülmüştür. Uluslararası ticaretin çıkış noktası da burası olmuştur.

16. yy sonlarına doğru Avrupa’da Merkantilizm (tıkla) geçerli bir ticaret düşüncesi olarak doğmuştur. Bunun doğal sonucu olarak ticaret devletlerin yoğun baskısıyla ve kısıtlayıcı engelleriyle karşılaşmıştır.

18. yy başlarında ise merkantilizm yerine egemen olan klasik liberalizm düşüncesi etkili olmaya başlamıştır. Sanayi devrimi ile liberalizm kökleşmiş ve buhar gücünün sanayiye uygulanmasıyla, büyük ölçekli üretime geçilmiştir.

19. yy sonları ve 20. yy başlarında himayeci ve milli ekonomi taraftarlarının yeniden güç kazandığı görülmüştür. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki ekonomik doktrinler veekonomi politikası, diğer sebeplerinde etkisi altında kalarak daha çok müdahaleci ve himayeciliği öngören doktrin etkisi altında kalmıştır.

Dünya ekonomisi 19.yy sonlarından itibaren önemli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu sorunların en başında, ülkelerin gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler olarak ayrılmış olması gelmektedir.

Dünya nüfusunun 80% gibi bir bölümü az gelişmiş ülkelerden oluşmaktadır. Bu ülkeler gelir dağılımından adil bir pay alamamaktadır. Birçoğu aşırı yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşamaktadır. İletişim araçlarının gelişmesi ve küreselleşme, sanayileşmiş ülkelerdeki insanların yaşam düzeyini gözler önüne sermektedir. Bu durum az gelişmiş ülkelerin gelişim gösterme konusunda azimlerini arttırmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönem boyunca bu ülkelerin temel amacı sanayileşmenin gerçekleştirilmesi ve sanayi ürünlerinin ihracatının geliştirilmesi olmaktadır.

Bu gelir dağılımındaki eşitsizliğin sonucu olarak sosyal ve siyasal huzursuzluklar ortaya çıkmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin yalnız başına kalkınmaları neredeyse imkansızdır. Bu ülkeler sanayileşmiş ülkelerin sağlayacağı mali kaynaklar ve desteklerle kalkınabilirler. Söz konusu destekle dünya genel ticaret hacmi de genişleyecektir. Uluslararası alanda sosyal ve siyasal istikrar artacaktır.

Diğer yandan sanayileşmiş ülkelerin desteklerinin yetersizliği nedeniyle az gelişmiş ülkeler 1980 li yılların başlarında uluslararası bankalardan borç almaya başlamışlardır. Bu borçlara uygulanan faizlerin yüksekliği nedeniyle az gelişmiş ülkeler borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmişlerdir. Bu durum az gelişmiş ülkeler için dış borç problemini ortaya çıkarmıştır.

Bu borçların bir kısmı silinmiş,  bir kısmı yeni ödeme planlarına bağlanmıştır. Ancak söz konusu ülkelerde yaşanan döviz sıkıntısı ve kamu açıklarına bağlı olarak uygulanan yüksek faiz politikaları, çoğunluğu kısa süreli önemli miktarda yabancı sermayeyi bu ülkelere çekmiştir. Mali küreselleşme de bu gelişmelere uygun bir ortam hazırlamıştır. Az gelişmiş ülkelerdeki yabancı mali sermaye ülkedeki ekonomik ve siyasal gelişmelere çok duyarlı olmaktadır. Küçük bir olumsuz beklenti bile bu sermayenin ülkeyi terk etmesine sebep olmaktadır.


Mali krizlerin büyük bir çoğunluğu bu nedene bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. 1994 Meksika Krizi, aynı yıl Türkiye’de alınan 5 Nisan Kararları, 1997 Asya Krizi ve 1998 Rusya Krizi’nde yabancı mali sermayenin önemli etkileri olmuştur. Mali krizler ülkede talep daralması yaratmaktadır. Reel ekonomide üretimi düşürür ve Dış ticaret hacmini olumsuz etkiler.

Dünya ekonomisinde dikkat çeken bir diğer unsur da gerek gelişmiş ülkelerde gerekse az gelişmiş ülkeler arasında bölgesel ekonomik birleşmelerin giderek yaygınlaşmasıdır. Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu, Maastricht Antlaşması ile Ekonomik ve Parasal Birlikaşamasında geçmiş ve ismini de Avrupa Birliği olarak belirlemiştir. Nitekim 1999 yılı Ocak ayından itibaren Avrupa Birliği tek para birimi Euro yu (€)kullanmaya başlamıştır.

AB ye karşılık ABD de, Kanada, Meksika ile birlikte Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesini (NAFTA) kurmuştur. Japonya ve diğer uzak doğu ülkeleri ve pasifik ülkeleri de Asya Pasifik ÜlkeleriTopluluğunu (APEC) kurmuşlardır. Az gelişmiş ülkelerin kendi aralarında çok sayıda iktisadi birleşme hareketi gerçekleştirilmiştir. Tüm iktisadi birleşmeler arasından yukarda sözü edilen 3 temel topluluk en büyük blokları oluşturmaktadır. Bu 3 blok içinde yer alan ülkeler dünya dış ticaretinin neredeyse tamamını gerçekleştirmektedir.


18 Ocak 2011 Salı

Döviz Spekülasyonu

Döviz piyasasındaki işlemlerin bir bölümü spekülasyon amacıyla yapılır. Bu duruma istinaden bu yazımızda spekülasyonu tanıtıcı açıklamalar vermek amacı taşımaktayım.

Spekülasyon, yalnızca döviz ile ilgili bir faaliyet değildir. Alım satım konusu olan ve fiyatlarında değişmelerin görüldüğü kolay taşınabilen ve bozulmadan saklanabilen tüm mallar veya mali varlıkları üzerinde spekülasyon yapılabilir. Genel bir tanım olarak, spekülasyon için bir kimsenin kendi yaptığı tahminlere bağlı olarak, fiyatında yükselme beklediği ekonomik varlığı satın alması ve fiyatında düşme beklediklerini ise satması yoluyla gerçekleştirilen bir kâr sağlama faaliyetidir.

Tahminler doğru çıkarsa, kâr elde edilebilir, aksi durumda zarar edilmesi kaçınılmazdır.

Bu yazımızda döviz spekülasyonu üzerinde duracağız. Bu nedenle, herhangi bir yabancı paranın değer kazanacağını tahmin eden bir kimse (spekülator) ilerde satmak amacıyla o parayı bugünden satın almaktadır. *Eğer tahminleri beklediği şekilde gerçekleşirse ve ilgili döviz gerçekten değer kazanır ve bir kazanç sağlamaktadır. Diğer taraftan eğer yanılırsa, yani satın aldığı yabancı paranın değeri düşerse bu sefer bundan zarara uğramış olacaktır.

Eğer söz konusu dövize ait düşüş beklentisi içerisinde ise bu durumda satarak dövizi daha ucuza tekrar alabilme şansını yakalamak amacı taşıyacaktır.

Spekülasyonun fark yaratan özelliği, ilerdeki fiyat değişmelerinin kesin olarak bugünden bilinemeyeceği bağlamındaki belirsizliğe bağlı olmasıdır. Bu durumda, çeşitli göstergeler kullanılır ve bunlara bağlı olarak tahminler yapılmaktadır ve bu tahminlere göre alım veya satım faaliyetlerine girişilir. Şüphesiz, doğru tahmin yapanlar kazanacak, diğerleri ise bu hatalarının cezasını uğradıkları zararla çekeceklerdir. Eğer gelecek tam olarak biliniyor olsaydı, herkes aynı davranış içerisine girer ve böylece spekülasyondan söz edilemezdi. Özetle, risk yüklenmesi spekülasyonun temel özelliğidir.

Sözü edilen döviz kurlarındaki değişmelerin tahmin edilmesinde, ülkenin ödemeler bilançosu durumu, faiz ve enflasyon oranı, ihracattaki gelişmeler, dış borç ödemeleri gibi birçok etken dikkate alınır.

Döviz spekülasyonu ya anında teslim piyasasında ya da geleceğe yönelik piyasalarda yapılır. Anında teslim piyasasında spekülasyon, nakit yabancı paraların alım satımı şeklindedir. Bunun için eldeki nakit fonların bu işlemlere bağlanması gerekir. Bazı amatör spekülatörler bunu deneyebilirler. Fakat, profesyonel spekülatörler daha geleceğe yönelik piyasalarda oynamayı tercih ederler. Çünkü bu sayede daha pratik ve masrafsız bir faaliyet söz konusudur.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Dış Ticarette Kullanılan Belgeler

Sözkonusu bazı belgeler zorunluluk arz etsede bir çoğu ithal veya ihraç edilen ürünün çeşidi ve türü, ithal veya ihraç edilen ülkenin taleplerine göre belirlenen belgelerdir.

TİCARİ BELGELER

PROFORMA FATURA (Proforma Invoice)
Satıcı firma tarafından düzenlenen ve alıcı firmaya gönderilen bir tür satış teklifidir. Satın alınması talep edilen mal veya hizmetin adı, birim fiyatı, bu fiyatın hangi süre için geçerli olduğu, ödeme şartları, teslim şekli v.b diğer bilgileri içerir.

TİCARİ FATURA (Commercial Invoice)
Satıcı firma tarafından alıcı firma adına tanzim edilen, mal veya hizmetin satıldığını gösteren bir belgedir. Genel olarak aşağıdaki hususları içerir;
• Düzenlendiği dilde “fatura” başlığı,
• Satıcı ve alıcı firmanın ticari ismi/ünvanı, adresi, kaşesi, imzası,
• Faturanın düzenlenme tarihi ve numarası,
• Malın tam tanımı,
• Birim fiyatı ve toplam fiyatı,
• Teslim şekli,
• Ödeme şekli,
• Malın ağırlığı ve miktarı

ÇEKİ LİSTESİ (Weight List)
Ticari faturada belirtilen malın brüt ve net ağırlığına ilişkin bilgilerin ayrı bir belgede beyan edilmesidir. Gümrüklerde malların sayılması sırasında veya hasar durumunda sigorta şirketlerince aranan bir belgedir.

KOLİ / AMBALAJ LİSTESİ (Packing List)
Bu belge; paket, ambalaj, koli veya konteynır içindeki malların miktarlarını belirtmek için düzenlenen belgedir.

SPESİFİKASYON BELGESİ (Cert. of spesification)
Koli listesindeki bilgilere ek olarak her kalem mala ait birim fiyatı ve tutarını da gösterir.

İMALATÇININ VEYA SATICININ KALİTE VEYA GÖZETİM BELGESİ (Quality or Inspection Certificate)
İmalatçı veya satıcı firma tarafından tanzim edilen ve kendilerince malın incelendiğini, sözleşme veya sipariş niteliklerine uygun olduğunu teyit eden bir belgedir.

ÜÇÜNCÜ TARAFIN DÜZENLEDİĞİ KONTROL BELGESİ (Third party certificate of inspection)
İthalatçı firma, sipariş ettiği malın niteliklerinin sipariş evsafına uygun olup olmadığı konusunda malın incelenmesi ve kalite kontrolünün bağımsız veya tanınmış bir kontrol / gözetim şirketince yapılmasını isteyebilir. Bu durumda bağımsız gözetim firmalarının vereceği rapor üçüncü tarafın düzenlediği bir kontrol belgesidir.

İMALATÇININ ANALİZ BELGESİ (Analysis Certificate)
Maden veya Kimyevi maddeler gibi analiz gerektiren malların ithali veya ihracı söz konusu olduğunda, formüllerindeki elementlerin isimlerinin ve oranlarının gösterildiği bir belgedir. Doğrudan imalatçı firma tarafından düzenlenebileceği gibi, alıcının isteği halinde bağımsız bir gözetim şirketi tarafından da düzenlenmesi talep edilebilir.

GEMİ ÖLÇÜM RAPORU (Ship’s Ullage Report)
Gemiye, sıvı olarak yüklenen yakıt, kimyevi madde, hammadde v.b., yükleme sırasında gemiyi hangi ölçüde doldurduğunu belgeleyen ve aynı zamanda varış limanında yapılan boşaltma sırasında da ne kadar fire verildiğinin hesaplanmasında kullanılan özel bir ticari belgedir.


RESMİ BELGELER


DOLAŞIM BELGESİ (A.TR) (Movement Certificate)
Malların, Türkiye’den Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye veya Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Türkiye’ye doğrudan doğruya nakledilmesi halinde düzenlenen ve ihracatçı ülke çıkış gümrüklerince, ihraç sırasında vize edilen bir belgedir. Söz konusu Belge gümrük vergilerinin hesaplanmasında bir takım indirimler sağladığından, düzenleme tarihinden itibaren 3 ay içerisinde ilgili giriş gümrüğüne ibraz edilmelidir.

KONSOLOSLUK FATURASI (Consulate Invoice)
Bazı ülkelerin ithalat mevzuatında bu belgenin giriş gümrüklerince aranması şartı yer alabilir. İhracatçı malını ihraç edeceği ülkenin konsolosluğundan temin ettiği boş fatura formunu doldurarak konsolosa tasdik ettirir. Böylece bir yandan malın ihraç fiyatının cari piyasa fiyatlarına uygunluğu ithal ülkesinin konsolosu tarafından kontrol edilirken öte yandan damping yapılmaması ve ithalatçının ihracatçı ile anlaşarak ülkesi dışına döviz kaçırmaması sağlanır.

TASDİKLİ FATURA (Legalized Invoice)
Bazı ithalatçı ülkeler, ticari faturaların, ihracatçının ülkesinde bulunan kendi büyükelçilikleri veya konsoloslukları tarafından tasdik edilmesini isterler. İhracatçı, kendi ticari faturasını düzenleyip ilgili ülkenin elçilik veya konsolosluğuna tasdik ettirdikten sonra diğer belgelerle birlikte gerekli işlem için bankasına verir.

MENŞE ŞEHADETNAMESİ (Certificate of Origin)
Malların menşeini yani imal edildikleri ülkeyi gösteren, bu amacın yanı sıra bazı ülkelerden ithal edilen mallara indirimli gümrük vergisi uygulaması için ibrazı gereken, genellikle yerel ticaret odalarınca onaylanan bir belgedir.

SAĞLIK VE VETERİNER SERTİFİKALARI (Health / Sanitary / Phytosanitary / Veterinary Certificate)
Gıda maddeleri, deri, et, canlı hayvan ve bazı ambalaj maddeleri alım satımında alıcı tarafından istenen bu maddelerin mikrop, bakteri, haşarat v.s.’den arınmış durumda olduğunu, tüketime uygun bulunduğunu belgeleyen, yerel sağlık mercileri tarafından tasdik edilmiş belgelerdir.

HELAL BELGESİ (Halal Certificate)
Müslüman ülkeler tarafından yapılan et ithalatında, alıcı tarafından talep edilen bir belge olup, canlı hayvan kesiminin İslam dininin kurallarına göre yapıldığı teyit eden bir belgedir. Yerel müftülüklerce düzenlenir.

BOYKOT / KARA LİSTE SERTİFİKASI (Boycott / Black list Certificate)
Birbirleriyle savaş halinde olan veya ticari ilişkileri kesilmiş yada zedelenmiş ülkeler birbirlerini kara listeye aldıklarından, belirli bir ticari ilişkinin kendi kara listeleri ile hiçbir ilgisi olmadığının beyan ve onaylanmasını isterler. Bu belgeler bizzat ihracatçılar tarafından düzenlenip onaylanabileceği gibi alıcının ismini vereceği bir merci tarafından da düzenlenebilir.

RADYASYON BELGESİ (Radiation Certificate)
Alım satım konusu tarım ürünlerinin kabul edilebilir orandan fazla radyasyon içermediğini veya radyasyonsuz olduğunu belirten genellikle ihraç ülkesinin yetkili mercii (atom enerjisi komisyonu) tarafından düzenlenen bir belgedir.


TAŞIMA BELGELERİ

DENİZ KONŞİMENTOSU (Marine Bill of Lading / Ocean Bill of Lading)
Gemi şirketinin veya onun yetkili acentasının malı yükletene verdiği, emre ve nama düzenlenebilen ve belge konusu malların taşınmak üzere kabul edildiğini gösteren bir makbuz ve aynı zamanda yükleme kaydı konduğunda bir taşıma sözleşmesidir. Belirtilen malın mülkiyetini de temsil eder ve belgenin ciro edilmesiyle mal el değiştirir. Deniz konşimentosu kıymetli evrak hükmündedir.

Konşimento Türleri:
Short Form Bill of Lading
Container Bill of Lading
Liner Bill of Lading
Through Bill of Lading
Charter party Bill of Lading
Non Negotiable Bill of Lading
Combined Transport Bill of Lading
Tanker Bill of Lading

TAŞIMA SENETLERİ
Havayolu taşıma senedi (Airway Bill)

FIATA Belgeleri:
FCR (Forwarder’s Certificate of Receipt)
FCT (Forwarder’s Certificate of Transport)

Karayolu taşıma belgesi :
CMR (Convention Marchandises Roiters)

Hamule Senedi:
CIM (Rail Consignment Note)
Paket postası makbuzu


SİGORTA BELGELERİ

SİGORTA MEKTUBU (Letter of Insurance)
Sigorta mektubu, genellikle bir sigorta acentası tarafından sigorta sertifikası veya sigorta poliçesine baz olacak sigortalama işleminin yapılmış olduğunu üçüncü şahıslara duyurmak için düzenlenen bir belgedir. Sigorta mektubu, bankalar dahil üçüncü şahıslar nezdinde bir güvence oluşturmaz. Bu nedenle, uygulamada kabul gören bir evrak değildir.

SİGORTA SERTİFİKASI (Certificate of Insurance)
Sigorta şirketi ile sigortalanan arasında bir anlaşmaya varılmasından sonra, sigortalanan sigorta şirketine her sevkıyatın değerini ve ayrıntılarını bildirir. Bunun üzerine sigorta şirketi, kapsanan riskleri ve sigortalanan malların değerini gösterir bir belge düzenler ve sigortalanana iletir. Sigorta sertifikası da, sigorta mektubu gibi bankalar dahil üçüncü şahıslar nezdinde bir güvence oluşturmaz. Bu nedenle, uygulamada kabul gören bir evrak değildir.

SİGORTA POLİÇESİ (Insurance Policy)
Sigorta poliçesi, sigorta sözleşmesinin en kesin delilidir. Kapsanan risklerin
tüm ayrıntıları sigorta poliçesinde gösterilir. Sigorta belgelerinin bankalarca kabul edilebilir olmasında şu hususlara dikkat
edilmesi gerekir:
-Sigorta poliçesi “poliçe” ibaresini taşımalı,
-Sigorta poliçesi, sigorta şirketinin yetkili imzalarını taşımalı,
-Poliçe üzerinde sigortalının adı/unvanı açıkça belirtilmiş olmalı,
-Sigorta bedelinin %10 fazlası ile yapılmış olmalı,
-Kapsanan veya talep edilen riskler kontrol edilmeli,
-Hasar durumunda, hasar bedeli nerede ve kim tarafından ödeneceği poliçe
üzerinde açıkça belirtilmeli,
-Sigorta poliçesinin geçerlilik süresi kontrol edilmeli,
-Sigortalanan malların tanımları kontrol edilmeli.


FİNANSMAN BELGELERİ

POLİÇE (Bill of Exchange – Draft)
Poliçe, bir kişinin imzalayarak bir başka kişiye yönelttiği ve o kişiden belirtilmiş bir süre sonra talep edildiği anda, belirlenmiş bir miktarda parayı kendisine veya belirlenmiş bir üçüncü kişiye ödenmesi için düzenlediği yazılı bir ticari senettir.
Diğer ifade ile, poliçe alacaklı tarafından düzenlenerek imzalandıktan sonra borçlusuna iletilir. Poliçe bir kambiyo senedi olarak kıymetli evrak hükmündedir.

BONO (Promisory Note)
Bir kambiyo senedi olan bono da poliçe gibi bir ödeme aracıdır ancak, bonoda iki taraf vardır ve borçlu tarafından düzenlenip alacaklıya iletilir. Bono sadece emre yazılı olarak düzenlenebilir.

SEVK EMRİ (Delivery Order)
Bankaların, emirlerinde bulundurdukları malların ithalatçıya veya ihracatçıya sevk edilmesi için malların depolandığı bir üçüncü şahıs ambarına verdikleri yazılı bir talimattır.

AMBAR TESLİM MAKBUZU (Warehouse Receipt)
Ambar firması tarafından malların teslim alındığına dair düzenlenen teslim alındı makbuzudur. Bu belge ciro edilemez ve makbuz üzerinde belirtilen mallara ait haklar bir üçüncü şahsa devredilemez.

13 Ocak 2011 Perşembe

Döviz Arzı ve Döviz Talebi

Döviz Piyasasının müşterileri, yani alıcı ve satıcı durumunda olanlar, genel olarak ticari ve mali işlem yapan veya spekülatif faaliyette bulunan gerçek kişiler, firmalar ve öteki kurumlardır.

Bankalar bu piyasanın temel taşı olarak, alım satım aracılığı yapmakla birlikte, ayrıca bazen kendileri de doğrudan alıcı veya satıcı olabilmektedirler.

Son olarak, belirli durumlarda ülkelerin merkez bankaları da kurlara müdahale amacıyla bu piyasaya alıcı veya satıcı olarak girebilmektedir.

Müşteriler çeşitli amaçlarla ulusal para karşılığında bankalardan (veya öteki kurumlardan) döviz satın alabilirler.

Satın alınan bu dövizler 'Döviz Talebi'ni oluşturur.

Aynı şekilde herhangi bir yolla döviz kazanan veya eline geçen kimselerin de, ulusal para karşılığında bu dövizleri bankalara satmak isteği olabilir.

Bu şekilde döviz satmak isteyenler de 'Döviz Arzı'nı oluşturmaktadırlar.

Döviz talepleri çok çeşitli olabileceği gibi en fazla talep yoğunluğunu ithalatçıların yurtdışından mal getirmek amacıyla kullandıkları döviz alımı oluşturur.

Diğer taraftan ihracatçılar da en yoğun olarak döviz arzını oluşturan kesimdirler.

Günümüzdeki daha rahat sermaye akışına bağlı olarak, doğrudan sermaye yatırımları gibi konularda aynen yabancı piyasalardan tahvil ve hisse senedi almak gibi döviz arz ve talebini oluşturan nedenler arasında gösterilebilirler.

Her mal veya ekonomik varlıkta olduğu gibi, serbest piyasa koşulları altında döviz fiyatları da Döviz Arz ve Döviz Talebine bağlı olarak şekillenir.

6 Ocak 2011 Perşembe

İthalatta Fark Giderici Vergiler

İthalat ile rekabet eden yerli endüstrileri koruma için başvurulan yollardan bir diğeri de fark giderici vergi uygulamalarıdır. Ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından ithalat kotalarına benzerler. Genel olarak daha çok tarım kesimi için kullanıldığı görülmektedir.

Hükümetler korumak istediği üreticiler için yüksek iç fiyatlar belirler ve buna istinaden gerçekleşece ithal fiyatını düzenlerler. Bu amaçla konulan vergiler fark giderici (variable levy) olarak adlandırılır.

Eğer ülke serbest ticaret koşulları altında düşük dünya fiyatlarından ithalata izin verirse, yurtiçi üretim için belirlediği yüksek fiyatın uygulanabilirliği kalmaz. Bu nedenle fark giderici vergi uygulaması gerekli olmaktadır.

*Kısaca, içerdeki belirlenen destekleme fiyatı ile normal düşük dünya fiyatları arasındaki tutar kadar ilgili malın ithalinden vergi alınması durumudur.

Bu vergilerin doğal olarak ithalatı kısıtlayıcı bir etkisi olmaktadır.

Söz konusu durumu grafik üzerinde analiz ederek görmek daha açıklayıcı olacaktır.

Grafiğe göre yurtiçinde desteklenen malın serbest dünya fiyatı Pd dir.

Destekleme fiyatıOP1 yani denge fiyatına eşit kabul edersek,

Bu koşullar altında gereken fark giderici verginin tutarı birim başına PdP1 e eşit olacaktır.

Böylece ithalat tamamıyla engellenmiş olacaktır.

Görüldüğü gibi uygulama vergi mekanizmasına dayanmasına rağmen sonuçları itibariyle oldukça katıdır. O nedenle, ithalat kotaları ve yasakları benzeri olarak kabul edilmektedir.


Fark Giderici vergilerin en bilinen örnekleri Avrupa Birliği'nin tarım politikasında görülmektedir.

Destekleme fiyatı belirlendikten sonra, bu fiyattan ucuz olan yabancı malların Birliğe girişi kesin olarak önlenir.

24 Aralık 2010 Cuma

Dış Ticaret ve Ekonomik Büyüme

Ekonomik Büyüme (economic growth):

Bir ülkede toplam üretim hacminin (GSYİH) Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın artışı veya genişlemesi olarak tanımlanabilir.

Önemli bir nokta, söz konusu artışın nüfus artışından büyük olması neticesinde kişi başına gelir yükselişi meydana gelir ve bunun anlamı ülke adına refah düzeyi artışıdır.

Ekonomik büyümenin iki ana kaynağı vardır.

1-Üretim stokundaki artışlar
2-Teknolojik gelişmeler

Temel uluslarası ticaret öğrenimi sırasında bu iki faktörde sabit kabul edilmekte ve diğer öğelerin durumuna göre çeşitli bilgiler verilerek değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

Fakat, bildiğimiz gibi gerçek dünyada hem emek ve sermaye gibi üretim faktörleri artmakta, hem de teknoloji oldukça hızlı bir şekilde ilerlemektedir.

Bu değişmelerin de hesaba katılmasıyla, uluslarası ticaret konusunda analizlerimiz daha dinamik bir niteliğe kavuşacaktır.

Ekonomik büyüme ülkede üretimi ve tüketimi etkileyebilecek bir kavramdır. Bu bağlamda ekonomik büyümenin üretim ve tüketim arasındaki farkla ilgilenen dış ticareti etkilememesi beklenemez. Büyüme dış ticareti, dış ticarette büyümeyi etkileyebilir. Yani aralarındaki ilişki iki yönlüdür.

Yukarda bahsettiğimiz gibi yeni değerlendirmelerdeki dinamik niteliğe istinaden analizlerde kullanılacak yöntemlerde buna yönelik olacaktır. Statik yöntem yerine, Karşılaştırmalı Statik (comparative statics) bir yaklaşım kullanılacaktır. Bu yaklaşımın temelinde farklı zaman aralıklarında grafiklerin birer fotoğraf çeker gibi ele alınması ve bunların karşılaştırılmasının yapılması yatmaktadır. Gördüğünüz gibi bu yaklaşım da tam olarak dinamik bir niteliğe sahip değil ama günümüzde daha etkin bir inceleme imkanına sahip olmadığımız için, kötünün en iyisi olarak işimize yarayacaktır.

Bir ekonomide faktör artışlarının altında yatan temel neden teknolojik gelişme olmaktadır. Fakat analizlerde daha anlaşır olmak adına ikisi ayrı olarak incelenerek açıklama yapılmıştır.

Basit bir analiz örneği vermek gerekirse,

Emek ve Sermaye kullanılarak,
Tekstil ile Makine olmak üzere iki mal üretildiği varsayımı altında,
Tekstil emek yoğun, makine ise sermaye yoğun mallar olsunlar.
Ülke emeğin bol bulunduğu bir durumda ise, Tekstilde karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olur.
Kaynakların tam kapasite ve tam çalışma koşullarında kullanıldığı düşünülürse,
Üretim dengesi sürekli olarak üretim olanakları (dönüşüm) eğrisi üzerinde bulunacaktır.

Eğer küçük ülke varsayımı yapılırsa, uluslarası fiyatların (ticaret hadleri) incelediğimiz ülke açısından sabit kalacağı kabul edilecektir.

*İki mallı bir modelde ekonomik büyüme, üretim olanakları eğrisinin dışa doğru genişlemesi anlamına gelmektedir. Yani üretim olanaklarının artış göstererek daha fazla üretimi mümkün kıldığı söylenebilir. Tabii ki söz konusu mallar açısından emek veya sermaye fazlalığına bağlı olarak hangi eksende daha büyük bir artış olacağı belirlenebilir.

Ayrı yazılarımızda Faktör Arzındaki Artış ve Teknolojik Gelişme hakkında detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

Çevre Standartları ve Uluslarası Ticaret Teorisi

Endüstrilerin kuruluş yerini ve dolayısıyla uluslarası ticareti etkileyen bir faktör de ülkelerin çevre standartları arasındaki farklılıklardır.

Çevre kirliliği tüm ülkeleri tehdit eden sorunların başında gelmektedir. Bu nedenle, çevreyi korumak ve çevre kirliliğini azaltmak amacıyla çeşitli yasal düzenlemelere gidilmekte ve endüstriyel üretimde standartların düzenlemesine gerçekleştirilmektedir.

Bu standartlar temel olarak; hava, su, ses kirliliği için maksimum seviyenin ve üretimde atık miktarlarının belirlenmesiyle ilgili olabilmektedir.

Çevre kirliliği uluslarası ticarette birçok açıdan önemli sorunlar ortaya çıkarabilir. Çevre standardı düşük olan bir ülke, gerçekte çevreyi serbest bir faktör gibi, ya da bol olarak sahip olunan bir faktör donatım aracı biçiminde kullanmış olmaktadır. Kirletici üretim yapan yabancı yatırımları ülkeye davet ederek, bu üretim dalında karşılaştırmalı üstünlük elde etmektedir.

Buna istinaden bu tarzda birçok endüstrinin az gelişmiş ülkelere kaydırıldığı bilinen bir gerçektir.

Diğer taraftan çoğu gelişmiş ülke bu maliyet avantajına yönelik söz konusu ülkelerden gelen mallara gümrük tarifeleri konulmasını savunurlar, çünkü doğal çevre tüm insanlığın ortak malıdır ve yüksek standartların oluşturulmasında tüm ülkeler işbirliği içinde olmalıdır.

Araştırmalar gösteriyor ki, son yıllarda kirlilik yaratan endüstrilerin üretim ve ihracatı, temiz endüstrilerin üretim ve ihracatından çok daha hızlı bir şekilde artış göstermektedir.

Ülkelerin gelişme ve zenginleşmelerine paralel olarak çevre standartlarının yükseldiğini görmekteyiz. Bunun temel sebebi o ülkedeki halkın temiz bir çevreyi arzulamasına bağlı olarak ortaya çıkar.

Dünyamız açısından oldukça önemli bir nokta olan çevrenin korunması konusu, aynı zamanda dış ticaret açısından da önemli bir etkendir. Daha yaşanabilir dünyaya sahip olmak için bu konuda evrensel bir işbirliğinin ihtiyacı gereklidir.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Dış Ticaret Kazançları

Daha önceki yazımızda Dış Ticaret açısından Genel Ekonomi Dengesi meselesine değindik, ve o yazıda dış ticaretin ülke açısından daha yüksek bir refah düzeyini sağlayacağı anlatılmıştı. Bu konumuzda bu kazançların temel olarak neler olduğu üzerinde duracağız.

Dış Ticaretin sağladığı yararlar temel olarak ikiye ayrılabilir.

1-Tüketim Kazançları (Consumption Gains)
2-Üretim Kazançları (Production Gains)

Birincisine Değişim, İkincisine de Uzmanlaşma Yararları dendiği de görülmektedir.

Dış Ticaretin kazançları sadece uzmanlaşmaya bağlı olarak düşünülür, fakat bu doğru değildir. Üretimde uzmanlaşmanın olmadığı düşünülse bile dış ticaret ülkeler için kazançlı olabilmektedir. Bunun nedeni tüketimden kaynaklı kazançların varolmasıdır.

Bu konuda yapılacak en iyi açıklama için, ülkenin dış ticarete açıldıktan sonra beklenenin aksine üretim yapısını koruduğu varsayımını yaparak bunun ortaya koyacağı sonuçlara göz atmak yararlı olacaktır.

Aşağıdaki grafikte söz konusu ülke, üretimini D noktasında sürdürmüş, ama yine de üretiminin belli bir kısmını yüksek dış fiyatlardan satıp, tüketimini ise ucuz dış fiyatlardan sağlama yoluna gider. Bu da kapalı ekonomiye göre ülke refahını artıran bir olgudur.

Sonuç olarak, grafikte D noktasından geçen TT uluslarası fiyat doğrusundan LL' miktar tarım ürünü ihracı ve KK' miktar sanayi ürünü ithalatı ile I1 kayıtsızlık eğrisine ulaşılması bu durumu ifade etmektedir.

I1 kayıtsızlık eğrisi, kapalı ekonomide gerçekleşen Io eğrisinden daha yüksek bir düzeyde faydayı göstermektedir. Ülkenin üretiminde herhangi bir değişiklik olmadan gerçekleşen bu kazancın açıklaması, dış ticaretin sadece uzmanlaşma yoluyla değil ayrıca tüketim kazancı da sağladığı gerçeğidir.


Bu varsayımı bırakıp, ülkenin uzmanlaşmaya gittiği düşünülürse, üretimin grafikte görülen D' noktasına kayacağı görülür. Tüketim dengesi C2 noktasında gerçekleşir ve refah I2 seviyesine çıkar. Burada görülen ise dış ticaretin sadece üretim ile ne kadar kazanç getirdiğidir, I1 ile I2 arasındaki fark bunu ifade eder.

Bu konunun temeli az gelişmiş ülkelerde ekonomik yapının çok katı olduğundan üretim ayarlamalarını gerçekleştirmek kolay olmamaktadır. Buna rağmen dış ticaretin belirli ölçülerde bu ülkelere kazanç getirdiğini görebilmekteyiz. Tabii ki, daha yüksek kazanca ulaşmak için belirli bir uzmanlaşmanın varolması gerekli olduğu da açıktır.

14 Aralık 2010 Salı

Dönüşüm Eğrileri

Bir ülkenin veri teknoloji ve tam çalışma koşulları altında sınırlı kaynaklarıyla üretebileceği mal bileşimlerini gösteren eğriye dönüşüm eğrisi (transformation curve) veya üretim olanakları eğrisi (production possibilities curve) adı verilir.

Dönüşüm eğrileri Sabit ve Değişken maliyetler durumunda farklı bir görüntü ortaya çıkarır. Bu yazımızda öncelikle Sabit Maliyet koşulu altındaki grafiği inceleyeceğiz, ardından artan ve azalan maliyetler koşulu altındaki grafiği inceleyerek, daha gerçekçi bir yaklaşım olan bu koşulların bileşimlerini içeren grafiğe göz atacağız.


Yukarıdaki grafikte görüldüğü gibi sabit maliyet koşulu altındaki kapalı bir ekonomide ortaya çıkan dönüşüm eğrisi düz bir doğru şeklindedir. Türkiye için tüm kaynakları tarımda kullanırsak, yapılabilecek üretim 1000 birim tarım ürünü olurken, tüm kaynakları sanayide kullanırsak elde edebileceğimiz üretim 100 birim sanayi ürünü olacaktır.

Eğer ABD'ye ait olan sabit maliyetler koşulu altındaki dönüşüm eğrisine bakarsak, burada ABD'nin tüm kaynaklarıyla tarımda yoğunlaşırsa üretimi 1000 birim olacağını, fakat tüm kaynaklarını sanayi üzerine yoğunlaştırırsa Türkiye'den farklı olarak 1000 birim sanayi üretimine ulaşacağını görebilmekteyiz.

Bu grafikten ortaya çıkan sonuçlara gelirsek, her iki ülke içinde sabit maliyet koşulu altında grafikte görülen doğru üzerinde üretim yapabilmek mümkündür.

OB nin OA ya oranı 1/10 iken
ON nin OM ye oranı 1 dir.
Türkiye için 1 birim tarım ürünü, sanayi ürünü maliyetinin / 10 una üretilebilmektedir.

Sabit maliyet koşulu altındaki bu düz doğrunun anlamı bu oranın her mümkün olan üretim durumunda değişmeden devam edebilmesidir.

Dış ticaretin bu grafik üzerindeki etkisine gelirsek, bunu da aşağıdaki grafikte görebilmekteyiz.


Kapalı bir ekonomide bir ülke ancak kendi üretimi kadar tüketim yapabilir. Ülke uluslarası ticarete açılınca Türkiye için FA doğrusu üzerinde tüketim yapabilme ve ABD için de HF doğrusu üzerinde tüketim yapabilme imkanına kavuşur. Bunun anlamı refahın her iki ülke için de artış gösterdiğidir. Adam Smith in temellerini attığı serbest ticaretin olumlu etkilerini içeren yaklaşımı bu duruma bağlı olarak ifade eder.

Bir örnek ile açıklamak gerekirse, eğer Türkiye kapalı bir ekonomi durumunda D noktasında bir üretim gerçekleştiriyorsa, FA doğrusundaki bir fiyat düzeyinde dışa açılmayı isteyecektir. Dış ticaret açılınca getirisi nedeniyle Türkiye için tarımda tam uzmanlaşmaya gidecektir. Sanayi ürünü ihtiyacını ise ürettiği tarım ürününü dış ticarette değiştirerek karşılar.

Kısaca, KA birim tarım ürünü karşılığında TK birim sanayi ürünü ithal etmiş olur. Türkiyenin toplam tüketimi OK + TK birim olmaktadır. Bu da kapalı ekonomide elde edilen üretim ve tüketimden oldukça fazladır.

Bu duruma ABD açısından bakarsak, dış ticarete kapalı durumdayken M noktasındaki bir üretime karşılık dış ticarete açıldığında, HL birim sanayi ürün ihraç ederken, ML birim tarım ürünü ithal etmektedir. OL + LM birim toplam ürün miktarını ifade eder.

Sonuç olarak FA ve HF doğruları ile gösterilen uluslarası fiyat oranı, dış ticarete kapalı durumda elde edemeyecekleri miktarda mal tüketim olanağı sunar, refahı arttırır.

ÇOĞALAN MALİYETLER

Gerçekçi olmak gerekirse, ekonomik açıdan tam uzmanlaşmaya doğru giderken ortaya çıkan, bir ürüne daha fazla kaynağın aktarılması neticesinde o üründeki birim verimlilik düşüş göstermektedir. Basit bir örnek olarak, ülkenin bütün toprakları tarıma aynı düzeyde elverişli olmayabilir.

Bu durumda artan maliyet koşulu altındaki dönüşüm eğrisi aşağıda gösterildiği gibi orijine iç bükey bir eğri oluşturmaktadır.


Grafikte görüldüğü gibi her bölümü eşit birer üretim olarak düşünürsek, ilk bölümdeki maliyet ΔA ikinci bölümde ΔB, üçüncü bölümde ise ΔC kadar olmaktadır. Bunun anlamı, maliyetin her bir üretim artışında daha fazla olmasıdır. Bu durumu dış ticarete açık bir ekonomide değerlendirirsek aşağıdaki grafiğe ulaşmış oluruz.


Kapalı ekonomide D noktasında bir üretim ve tüketim söz konusu iken, Fd dünya fiyat oranı durumunda, tarım ürünü yerel fiyatı dünya fiyatından daha düşüktür. Bu nedenle Türkiye tarıma yönelir, ve sanayi üretimi azalır. Bu yönelişin sınırını ise, şu temel kural belirler.

Tarım artışından gelen getiri, sanayi kısıldığında ortaya çıkan kayıptan büyük olduğu sürece yöneliş devam eder. Eşitliğe erişince durdurulur. Bu nokta grafikte dünya fiyat oranı doğrusunun dönüşüm eğrisine teğet geçtiği yani eğimini eşitlediği E noktasıdır.

Kısaca, iç üretim maliyetleri dış fiyatlardan küçük olduğu sürece, ihraç malının üretimin arttırmak firmalar açısından karlı olmaktadır. Artan maliyet koşulu altında tam uzmanlaşma beklenilmez. E noktasındaki bir tarım üretimi, sanayi üretimini sıfır yapmaz, belli bir miktar sanayi üretimi devam eder. Artan maliyet fikri, gerçek dünyadaki durum açısında daha gerçekçi bir yaklaşım içermektedir. Ayrıca dış ticaret ülke için refah arttırıcı olur, tüketim C noktası üzerinde gerçekleşir.

AZALAN MALİYETLER


Sanayi üretiminde yaygın olan bir durumdur. Azalan maliyetlerin dış ticaret açısından etkisi sabit maliyetlerden daha büyük ve güçlüdür. Söz konusu malın üretimi arttıkça maliyeti azalır ve neticesinde karı da arttmaktadır. Bu durumda dönüşüm eğrisi orijine dış bükey olarak gerçekleşir.


Grafikte görüldüğü gibi kapalı bir ekonomi durumunda üretim D noktası olarak kabul edilirse, ayrıca maliyet açısında başlangıç olarak dünya fiyat oranı ve iç fiyatlar eşit olarak düşünülürse, Uzmanlaşma gerçekleştirmek için D noktasında sağa veya sola doğru eğri üzerinde hareket etmek gereklidir. İlk hareketin gerçekleşmesi için genellikle devlet müdahalesi söz konusudur. Bu müdahaleler, sübvansiyon, vergilendirme ve gümrük araçları olabilir.

Motor üretiminde tam uzmanlaşma gerçekleşirse üretim A noktasında olmaktadır, eğer Tekstil üretiminde tam uzmanlaşma B noktasında olmaktadır. Tam uzmanlaşmanın sonucu olarak OA birim motor üretiminin MA kadarı Fd fiyatıyla ihraç edilerek, karşılığında MC kadar tekstil ürünü ithal etmek mümkün olur. Bunun anlamı üretim ve tüketimin dış ticaret sayesinde artış göstermesidir. Sonuç olarak tüketimin gerçekleştiği C noktası ülke açısından daha fazla refah ifade eder.

Endüstriye müdahale ederek, yani üretim artışı konusunda yardımcı olarak veya yüksek maliyetlerden koruyarak gelişmesi sağlanmalıdır. Özellikle genç ve yeni kurulan endüstrilerde maliyetin yüksek olması kaçınılmazdır ve devlet tarafından korunmaları uzun vadede ülke açısından yararlı olmaktadır. Görüldüğü gibi azalan maliyet kuralıyla dünya fiyatları ile iç fiyatlar eşit durumda olsa bile, dış ticaretin oldukça yararlı olması mümkündür.

FARKLI MALİYET BİLEŞİMLERİ

Dünyadaki ticaret açısından daha gerçekçi olan yukarda bahsedilen maliyet koşulları yerine onların bileşimlerinde ortaya çıkan farklı maliyet bileşimlerine ait olan dönüşüm eğrileri daha olasıdır. Bir üretim için öncelikle azalan bir maliyet ve belli bir noktadan sonra artan maliyet kuralı geçerli olabilmektedir. Bu farklılaşmanın önemli bir etkisi uzmanlaşmanın sınırının belirlenmesi konusunda ortaya çıkardığı sorundur. Aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi AB eğrisi farklı maliyet bileşimlerini içeren bir dönüşüm eğrisidir.


Eğer üretim A ve K noktaları arasında gerçekleşiyorsa, T fiyat doğrusunda bir dış ticarete açılma söz konusu ise, D1 noktasında uzmanlaşmaya gidilir ve C1 gibi bir noktada üretim ve tüketim mümkün olur.

Fakat, eğer K ve B noktaları arasında üretim gerçekleşiyorsa, T1 fiyat doğrusunda bir dış ticaret açılımı gerçekleşir, D2 noktasında uzmanlaşmaya gidilir. C2 gibi bir noktada tüketim mümkün olmaktadır. Farklı maliyet bileşimleri dönüşüm eğrisinde en yüksek refah için söz konusu eğri hakkında tam bilgi sahibi olmak gereklidir. Bu tam bilgi durumunda ekonomiyi D2 noktasındaki uzmanlaşmaya yöneltmek en kazançlı seçim olacaktır.

9 Aralık 2010 Perşembe

Mutlak Üstünlük Teorisi (theory of absolute advantage)

Adam Smith'in merkantilizm eleştirisi sırasında ortaya koyduğu klasik liberalizm düşüncesini gerçeklediğinde temel dayanak noktası olarak ileri sürdüğü teori mutlak üstünlük teorisiydi. Bu teorinin neticesinde dış ticaretin yapılmasının her iki ülke için daha fazla refah anlamına geleceğini ve iki ülkenin de bundan kazançlı çıkacağı anlatılır.

1 işçinin günlük üretimi açısından bakarak,
yani emek-değer teorisi bakımından değerlendirirsek,

Türkiye 1 günde A malından 60 birim ve B malından 30 birim üretebiliyor.
Almanya 1 günde A malından 10 birim ve B malından 50 birim üretebiliyor.

Sonuç olarak Türkiye A malı üretiminde mutlak bir üstünlüğe sahiptir ve bu ürün üzerine uzmanlaşması gerekmektedir. Almanya ise B malı üretiminde mutlak bir üstünlüğe sahip görünmektedir ve B malında uzmanlaşma yoluna gitmelidir.

Teori sonucunda yapılması beklenen ticari davranış, Türkiye bu sayede tüm olanakları neticesinde A malı üretimini gerçekleştirip, A malını kullanarak mal değişim yoluyla B malını bu üründe uzmanlaşan Almanya'dan ithal etmelidir. Dünya toplam üretimi bu sayede daha fazla olacak ve daha fazla refaha ulaşmak mümkün olacaktır.

Adam Smith'in ilk olarak 1776 Ulusların Zenginliği adlı eserinde söylediği bu teori uluslarası ticaretin varolma nedenini ortaya koyan tarihsel açıdan önemli bir noktayı gösterir.