sabit kur sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabit kur sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011 Çarşamba

Sınırsız Sermaye Hareketiyle İç ve Dış Denge

Sınırsız Sermaye Hareketiyle İç ve Dış Denge

Kur sisteminin sabit veya değişken nitelikte olması bu bakımdan büyük önem taşımakta olduğu için açıklamalarımızı bu iki başlık altında yapacağız.



Üstteki bağlantılara tıklayarak ayrıntılı incelemelere ulaşabilirsiniz.

1 Şubat 2011 Salı

Günümüzde Sabit Kur Sistemleri

Fixed Exchange Rate Systems

Sabit kur sistemlerinin temeli, döviz kurunun belirli bir düzeyde belirlenmesi ve piyasadaki arz ve talep değişmeleri ne olursa olsun kurun bu düzeyde sürdürülmesidir.

Önceki yazımızda açıkladığımız altın para standardı kendiliğinde gerçekleşen bir sabit kur sistemidir.

Aynı doğrultuda, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanan Bretton Woods Sistemi olarak bilinen sistem de sabit kurlara dayanmaktaydı. Bu sistemin yıkılmasına rağmen günümüz dünyasında halen bazı ülkeler sabit kur sistemlerini benimsemişlerdir.

Şöyle ki, bu ülkeler ulusal paralarını ya Amerikan doları gibi bir büyük ülke parasına, ya da para sepeti denilen hesap birimlerine bağlamış olmaları gerekliydi. Örneğin euroya geçmeden önce, Avrupa Birliği ülkeleri ulusal paralarını sabit kurlardan ECU adı verilen bir hesap birimine bağlamışlardı.

Bazı ufak ülkeler ise paralarını Uluslarası Para Fonu’nun (IMF) çıkarttığı hesap birimi olan Özel Çekme Hakları (SDR)’ye bağlamışlardı. Daha geniş bir grup ülke ise ulusal paralarını ticaret yaptıkları ülkelerin paralarından oluşan özel para sepetlerine bağlamışlardı.

İster tek bir yabancı ülke parası, isterse bir hesap birimi olsun, ülkeler sabit kurdan paralarını bir değer standardına bağlayarak bir parite kuru oluştururlar. Sabit kur bağlamında piyasa kurunun bu parite etrafında dar sınırlar içinde değişmesine izin verebilirler. Şüphesiz paritenin altında ve üstündeki dalgalanma sınırları ne derece genişletilirse sisteme o kadar esneklik tanınmış olmaktadır.

Bu anlatılanlara örnek olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanan Bretton Woods Sistemi’ni ele alalım ve sistemin nasıl işlediğini grafik yöntemiyle gösterelim.

Çünkü söz konusu sistem bugünkü diğer sabit kur sistemleri için bir örnek oluşturabilecektir. Belirtilmesi gerekir ki, hem Bretton Woods Sistemi’nde, hem de bugünkü sabit kur sistemlerinde zaman zaman kurlar değiştirilebildiği (devalüasyon ve revalüasyon) için bu kur modellerine ayarlanabilir sabit kur sistemi de denilmektedir. (adjustable peg system)

Bretton Woods Sistemi’nin başlıca özellikleri şöyleydi.

-Her ülke (ABD dışındaki), ulusal parasının değerini Amerikan doları cinsinden tanımlamıştır. Bu kurlara parite deniliyordu. (dolar paritesi)

-Döviz piyasasında ulusal paraların değerlerinin parite etrafında iki yönlü ancak yüzde 1 veya düşük oranlarda dalgalanmasına izin verilebilirdi.

Bu durumda bir paranın piyasada alabileceği en yüksek değer “üst destekleme noktası”nı, en düşük değer de “alt destekleme noktası”nı oluşturuyordu. Bu iki sınır arasında piyasa kurları arz ve talep koşullarına göre bir değer alabiliyordu.

Grafik üzerinde söz konusu durumu görebilmekteyiz.

Şimdi, Türk lirası ile doları ele alarak bu durumu örnekleyelim. Türk hükümet yetkililerinin liranın değerini şu şekilde belirlemiş olduklarını (parite) varsayalım.

1.00 $ = 2.00 TL

Piyasa kurunun parite etrafında -1%+1% oranında değişmesine izin verildiği durumda,

Üst Destekleme Noktası 1.00 $: 2.02 TL
Alt Destekleme Noktası 1.00 $: 1.98 TL

Bu durumu yukardaki grafikte görebilmekteyiz. Grafikte TT dolar talebini (TL arzını) göstermektedir. AA ise dolar arzı(TL talebini) ifade etmektedir. Döviz fiyatlarının alt ve üst destekleme noktalarının dışına çıkmasına izin verilmediği için arz ve talep eğrileri bu fiyat düzeylerinde yatay eksene paralel bir duruma gelmektedir.

Eğrilerin kesişme noktası (D) ise iki sınır arasında yer almaktadır.

Bu durumda, diyelim ki Türk halkının tercihlerinin Amerikan mallarına doğru kayması nedeniyle TT dolar talebi eğrisi T’T’ şeklinde sağa doğru kaymış olsun. AA dolar arz eğrisi de sabit kaldığına göre, bu durumda dolar fiyatları yükselme eğilimi gösterecektir. (serbest dalgalanma koşulları altında doların yeni denge değeri AA ile T’T’ nin dışa doğru uzatılması ile bulunabilir) Ancak fiyatların üst destekleme noktasında olmasına izin verilmediği için, Merkez Bankası derhal müdahale ederek dolar satmaya (TL satın almaya) başlayacaktır. Grafiktek görüldüğü gibi piyasada satılması gereken dolar miktarı AT’ ye eşit olacaktır.

İkinci bir durum ise, Amerika’da Türk mal ve hizmetlerine olan talebin artmasıdır. Bu durumda, dolar arz eğrisinin A’A’ şeklinde sağa doğru kaydığını kabul edelim. Dolar fiyatları bu gerçeğe bağlı olarak alt destekleme noktasının altına inme eğilimi gösterecektir. Ancak yine aynı şekilde Merkez Bankası müdahalesi ile piyasada dolar talebi yaratılacaktır. Bunun anlamı TA’ miktarında dolar satın alınmasıdır.

Görüldüğü gibi, sistemde döviz kurlarının sabit tutulması merkez bankasının piyasa işlemleriyle gerçekleşmektedir. Tahmin edilebileceği gibi bu ülke ekonomisi üzerinde bir yük oluşturmaktadır. Çünkü Merkez Bankası bu görevi yerine getirebilmek için yeteri kadar döviz rezervine sahip olmalıdır.

Sistemin mantığı kurların sabit tutulmasının gerektirmekle birlikte, uygulanan kurun hiç değiştirilmeyeceği de söylenemez. Çünkü, eğer bir ulusal para uzun süre boyunca alt ve üst destekleme noktalarında sürünüyorsa bunun anlamı, kuru belirlenen düzeyde sürdürme imkanına sahip olmamasıdır. Bu durumda Merkez Bankasının piyasaya sürekli olarak döviz arz etmesi veya döviz talebi oluşturması gerekli olacaktır, ama bu olanaksızdır. Bu yüzden, hükümetler zaman zaman kurları (pariteyi) değiştirmek için ulusal paranın değerini yeniden belirleme yoluna giderler. Sabit kur sisteminin “ayarlanabilir” nitelikte ifade edilmesinin nedeni de budur. (devalüasyon ve revalüasyon)

Altın Para Standardı

Gold Standard

Dünyada altın para standardı 19. yüzyılın ikinci yarısından 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar kesintisiz biçimde uygulanmıştır. Savaşın bitişinden sonra ülkeler yeniden altın standardına dönmüşseler de bu ikinci deneme uzun süreli olmamıştır.

Altın para standardında her ülkenin parasının değeri belirli ağırlıkta saf altın olarak tanımlanır. Bu fiyata altın paritesi adı verilir. Ulusal paranın değerinin parite düzeyinde sürdürebilmesi için merkez bankası veya darphane gibi görevli bir kurum bu fiyattan dileyen herkese altın satar ve kendisine arz edilen altınları bu fiyattan satın alır. Böylece ülke düzeyinde sabit altın fiyatı uygulaması gerçekleştirilmiş olmaktadır.

Her ülke bu şekilde ulusal parasını altına bağlayınca tüm ulusal paralar otomatik biçimde sabit kurlarla birbirine bağlanmış olmaktadır. Ulusal paralar arasındaki değişim oranı bu paraların kapsadığı altın miktarlarının oranına bağlı olarak belirlenir. Örneğin, *bir Osmanlı akçesi bir gram, bir İngiliz sterlini iki gram saf altına eşitse olduğu durumda, 1 ingiliz sterlini 2 osmanlı akçesine eşit olmaktadır.

Uluslarası düzeyde ulusal paralar arasındaki değişim oranının bunların altın miktar oranına eşit olarak sürdürülmesi, altının ihraç ve ithalinin serbest olması dolayısıyla gerçekleşmektedir. Yani, eğer bir yabancı para ulusal para karşılığında bunların altın kapsamları oranından daha yüksek bir değere çıkma eğilimi gösterirse, kimse o dövizi satın almaz. Bu nedenlye dışarıya ödeme yapacak olanlar yüksek fiyattan para ödemektense altın göndermeyi tercih edebilirler.

Örnek üzerinden gitmek gerekirse, yukarıdaki anlatılanlara bağlı olarak İngiltere’ye ödeme yapmak için İstanbul’da sterlin talep eden bir kimseyi ele alalım. Sterlinin altın fiyatı 2 Osmanlı lirası olduğu için ona daha yüksek bir fiyat ödemez. Bunun yerine İngiltereye altın ihraç eder. Benzer şekilde elinde sterlin bulunan ve bunu Osmanlı lirasına dönüştürmek isteyen bir kimse de bir sterlin karşılığında 2 Osmanlı lirasından daha düşük bir fiyata razı olmayacaktır. Çünkü bunu yapmak yerine altın getirmek daha avantajlı olacaktır.

Bu açıklamalarda altının gönderilmesi masrafsız olarak düşünüldü. Fakat gerçekte altını uluslarası alanda taşımanın bir maliyeti olmaktadır. Taşıma giderleri dikkate alındığında yukardaki sonuçlarda ufak değişiklikler gerekli olacaktır. Bu değişiklik, ulusal paralar arasındaki değişim oranı (döviz kurları) taşıma giderleri kadar bu paraların altın oranından sapma gösterebileceğidir.

Özetle, ele alınan ülkede bir yabancı paranın piyasa kuru en fazla, *onun altın kapsamına göre belirlenen fiyatı ile kapsadığı altın miktarının ilgili ülkeye taşınması için gereken giderlerin toplamın eşit olabilmektedir. Yabancı paranın bu kuruna, ele alınan ülke açısından altın ihraç noktası adı verilmektedir. Yukardaki örnek bağlamında, 1 gram altının İstanbul ile İngiltere arasında taşıma masrafı 0,02 Osmanlı lirası varsayılırsa, 1 sterlin = 2,04 Osmanlı Lirası edecektir. Bunun nedeni Sterlinin 2 gram altın değerinde olmasıdır. Doğal olarak bu fiyattan yüksek bir Osmanlı lirasını sterlin için ödemek yerine altın tercih edilmesi beklenecektir.

Tersi durumda, dövizin alabileceği en düşük değer ise, *paraların altın oranına göre belirlenen fiyattan altının taşıma giderlerinin çıkartılması ile elde edilebilmektedir. Bu da ilgili paranın altın ithal noktasıdır. Yukardaki örnek bağlamında bu durum, 1 Sterlin = 1,96 Osmanlı lirası.

Kısaca, altın para standardı bir sabit kur sistemidir. Bu sistemde döviz kurlarının sabit oluşu görevli kuruluşun bu fiyattan serbest altın alım satım faaliyetlerinde bulunması ve altının ihraç ve ithalinin serbest oluşuyla sağlanmaktadır.

Ulusal paralar altın gibi ortak bir paraya bağlı olduklarından bu sistemde bugünküne benzer biçimde karmaşık döviz piyasaları bulunmaktadır. Altın Para günümüzde uygulanmayan ama sabit kur sisteminin temelini oluşturan bir kur sistemidir.

Sabit Kur Sistemi

Fixed Exchange Rate System

Sabit kur sistemlerinin ana özelliği döviz kurlarının belirli bir düzeyde sürdürülmesidir. En eski sabit kur sistemi altın standardıdır. Ancak çağdaş ekonomilerdeki kağıt para sistemlerinde de sabit kur sistemleri uygulanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasından 1970 başlarına kadar dünyada uygulanan ve Bretton Woods Sistemi olarak adlandırılan sistem bir sabit kur sistemi idi. Bugünkü farklı uygulamalar içinde de çoğu ülkeler sabit kur sistemleri uygulamaktadırlar.


Altın Para Standardı

Günümüzde Sabit Kur Sistemleri

Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler üstteki bölümlere ait yazılara tıklayarak ulaşabilirsiniz.

4 Ocak 2011 Salı

Çoklu Kur Sistemi

Kambiyo denetimi uygulayan ülkelerde genellikle çoklu kur uygulamaları yaygındır.

Çoklu Kur Sistemleri (multiple exchange rates) çeşitli mal ve hizmetler ticaretine farklı döviz kurlarının uygulanması biçiminde gerçekleşir.

Kısaca, bazı mallara yüksek kur uygulanarak bunların ithali engellenmiş, bazılarına düşük kur uygulanarak bunların ithali serbest bırakılmış olabilir.

Diğer açıdan yüksek kur politikası ihracatı özendiren bir politikadır. Yani Türk Lirasının değerinin düşük tutulması ihracatı özendirirken, aynı zamanda yukarda belirttiğimiz gibi ithalatı da belli bir seviye azaltıcı etki yapacaktır.

Çoklu Kur uygulamalarının en basit şekli ikili kur sistemidir.

Bu uygulamada düşük düzeyde tutulan resmi kur, diğeri ise serbest piyasada oluşan ve değeri yüksek serbest piyasa kuru olmak üzere iki farklı kur bulunur.

İthalatta zorunlu tüketim malları, hammaddeler, ara ve yatırım malları değeri düşük resmi kura tabii tutulur.

Yukarıdakilerin dışında kalan tüm ithalat (lüks mallar gibi) ve ihracı özendirmek istenen sanayi ürünleri serbest yüksek piyasa kurundan işlem görürler.

Diğer taraftan çok karmaşık şekilleri olan çoklu kur sistemleri de mevcuttur. Bunun en aşırı örneği dış ticaretteki hemen hemen her işlem grubuna farklı bir döviz kuru belirlenmesi ve uygulanmasıdır. Örnek olarak, tarım ürünlerine başka, sanayi ürünlerine başka, turist ödemelerine başka vb...

Çoklu kur uygulamaları sadece resmi kur düzenlemesi şeklinde olmayabilir. Kambiyo işlemleri konusunda uygulanan vergiler, sübvansiyonlar, faiz ödemeleri gibi enstrümanlar ile de aynı sonuçlar ortaya çıkarılabilir.

Çoklu kur sistemleri de genellikle kambiyo denetimi, kotalar, ithal yasakları ve benzeri diğer kısıtlama araçlarıyla birlikte uygulanabilir.

Bahsettiğimiz bu sistem mallar arasında ayrımcılık ve rekabet güçlerinin bozulmasına yol açması nedeniyle IMF tarafından kabul edilmemektedir.