vadeli döviz piyasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vadeli döviz piyasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2011 Pazartesi

Faiz Oranı Arbitrajı

Interest Rate Arbitrage

Serbest piyasa koşulları altında girişimcileri yönlendiren temel etken kâr etme amacıdır. Gerek iç ekonomide, gerek uluslarası alanda belli bir ekonomik varlığın aynı anda iki farklı fiyatının ortaya çıkması, arbitrajcı için kâr olanağı demektir. Arbitrajcı ekonomik varlığı ucuz olan piyasadan alarak, pahalı olduğu piyasada satar ve risk üstlenmeden kazanç sağlamış olmaktadır.

Ancak arbitrajcının kendi açısından elde ettiği kâr dışında, ekonomi açısından önemli bir işlevi de yerine getirmiş olmaktadır. Piyasalardaki fiyat farkının ortadan kalkmasına ve aynı malın tüm piyasalarda fiyat uyumunun oluşmasına neden olurlar. Bu mekanizma, döviz kadar, menkul değerlere ve bozulmadan taşınabilen ve depolanan tüm mallara uygulanabilir.

Arbitraj sayesinde tüm piyasalarda fiyatların aynı seviyeye gelmesi durumuna “tek fiyat kanunu” adı verilmektedir. Serbest piyasanın en temel ilkelerinden birisidir.

Bu yazımızda asıl konumuz olan faiz arbitrajı ise, arbitraj mekanizmasının kısa vadeli mali piyasalara uygulanması ile ilgilidir.

Kısa süreli (vadeli) mali fonlara örnek olarak banka mevduat hesabı ve hazine bonosu gösterilebilir. Bu mali araçlar genellikle 30,60 ve 90 günlük olmaktadır. Bu tür kısa süreli fonların arz ve talebi para piyasalarını oluşturmaktadır. Diğer taraftan orta ve uzun vadeli mali fonlar ise sermaye piyasasını oluştururlar.

Mali araçlara yatırım yapan tasarrufçuların amacı bu araçların getireceği faiz gelirlerinden yararlanmaktır. Bu mali araçları piyasaya çıkartan kuruluşlar da fon ihtiyaçlarını düşük faizle karşılamak amacı taşımaktadırlar. Kısaca, ödünç verenler için sermaye geliri, ödünç alıcılar için de sermaye maliyeti meydana gelmektedir.

Genel açıklamaların ardından örneklerle faiz arbitrajını daha iyi anlayabileceğiz. Ellerinde yatırabilir sermaye fonu bulunan kişiler, bu fonları kısa vadeli olarak yatırmak isteyebilirler. Bu amaçla yerli ve yabancı para piyasası araçları üzerinde bir araştırma yaparlar ve sahip olduğu fonları (nakit parayı) kendileri için en kazançlı olacağını düşündükleri araçlara yatırırlar. Bu bağlamda belli bir risk düzeyinde en yüksek faiz oranı sağlayan mali araçlar yatırım için en uygun olan araçlar kabul görürler. Aynı durum, bu fonları ödünç almak isteyenler için de söz konusudur. Onlar da nereden borçlanacaklarına karar verirken, iç ve dış faizleri karşılaştırır ve faizleri daha düşük olan tercih ederler.

Eurodolar piyasalarının gelişmesiyle birlikte yatırımcılar günümüzde, yabancı para cinsinden yatırım yapmak için fonları o ülkeye transfer etmeleri gerekmez. Kendi ülkelerindeki bir bankada ilgili döviz cinsinden hesap açtırıp o para üzerindeki uluslarası faiz oranından yararlanmak mümkündür.

Ulusal para fonları dövize çevrilip kısa süreli mali araçlara yatırılırken ortaya çıkan önemli nokta, bu fonların kur değişmelerinden zarar görmemesini sağlamaktır. Bunun nedeni öngörülen süre sonunda yerli paraya çevrilecek yabancı paranın, eğer söz konusu yabancı para değer kaybetmişse, elde edeceği gelirler azalacağı gibi zarara da sebebiyet verebilir. Bu duruma istinaden dış yatırım yapmaya karar verirken güvenceli hareket etmek gereklidir.

Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz vadeli döviz piyasaları bu konuda yatırımcılara yardımcı olabilmektedir. Bunu gerçekleştirmenin en doğrudan yolu, öngörülen yatırım süresine uygun bir vadeli döviz satış sözleşmesi yapılmasıdır. Bu sayede kur riski tamamen giderilmiş olacaktır.

Burada irdelenmesi gereken nokta, bu tarz bir güvence yöntemini seçen bir kimse dış yatırıma karar verirken iki işlemi bir arada yapması gereklidir.

Bunu şöyle örnekleyebiliriz; *yatırımcı bir yandan anında teslim işlemi ile elindeki TL fonları örneğin dolara çevirerek, bu yabancı para ile 90 günlük bir Amerikan hazine bonusu aldığı durumda, diğer yandan elde edeceği faizi birlikte bu dolar fonlarını 90 günlük bir vadeli döviz işlemiyle satacaktır.

Kısaca yapılan bu işlemlere, anında-vadeli döviz swapı denilmektedir. Her iki işlem de aynı banka bünyesinde ve eş anlı olarak yapılmıştır ve böylece döviz kuru riski tamamen giderilmiştir. Bu tür işlemlere terminolojide “güvenceli faiz arbitrajı” (covered interest arbitrage) denilmesinin sebebi de bu üstlenilmeyen risktir.

Sonuç olarak yatırımcı *fonlarını yurt dışındaki bonolara yatırmakla yüksek faizlerden yararlanırken diğer taraftan da şimdiden sözleşme ile döviz çevrilen bu fonları vadeli piyasada satarak risk üstlenmez, fakat yine de bir kayba uğramış olabilmektedir. Çünkü vadeli piyasa kuruna göre yatırım yapılan paranın vadeli kuru gelecekteki anında teslim kurundan daha düşük olabilmektedir.

Asıl üzerinde durulması gereken sorun şudur; bir yatırımcı için fonların hangi durumda yabancı paraya yatırılması hangi durumda yerli paraya yatırılması daha kârlı olmaktadır?

Bu bağlamda faiz oranları farkı veri alındığında temel nokta, vadeli piyasada iskonto ve prim oranıdır. Yani eğer dışardaki yüksek faiz oranı farkından yararlanırken, o anda geçerli vadeli kura göre yabancı para aynı oranda iskonto yapmaktaysa (vadeli prim ve iskonto hakkında açıklama için tıklayınız), parayı dışarıya yatırmanın bir avantajı kalmayacaktır. Bu yüzden yabancı para üzerindeki vadeli iskonto oranının faiz farkından düşük olması fonların dışarıya yatırılmasını kârlı hale getirecektir. Tersi durumda, dövizdeki vadeli iskonto faiz farkından daha yüksekse, bu sefer ulusal paraya yatırım daha avantajlı olacaktır.

Bir örnek üzerinden açıklamanın konunun anlaşılması açısından yararlı olacağını düşünüyorum. Diyelim ki, Türkiye ve ABD’nin faiz oranları karşılaştırıldığında Türkiye’de faizler ABD’den 20% daha yüksek olduğu varsayılsın. Bu durumda Amerikalı fon sahiplerinin Türkiye’deki menkullere yatırım yapması için dikkat edeceği husus vadeli piyasada TL’nin dolar karşısındaki iskonto oranıdır. Verdiğimiz örnekteki diğer bilgiler, öngörülen yatırım süresi için vadeli kurdan (90 günlük) TL, dolara karşı yüzde 10 iskonto yapıyor olsun. (iskonto: vadeli kurun gelecekteki anında teslim kurundan düşük olması durumu) Bu durumda, ABD’li yatırımcı için Türk hazine bonolarının satın alınması kârlı olacaktır. Bunun sebebi net olarak yüzde 10 oranında kazancın mevcut olmasıdır. (işlem giderleri yok varsayımı)

Diğer bir durum olarak, faiz farkının Türkiye’de 20% de daha yüksek olduğunda, vadeli kurdan TL’nin aynı oranda (20%) bir iskonto yaptığını düşünelim. Bu durumda faiz arbitrajı yapılmaz. Kur riskinin giderilmesi koşulları altında net bir faiz avantajı kalmamaktadır.


Parite Kuru

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, ülke lehine olan faiz farkının ulusal paranın vadeli iskonto oranında eşit olması durumuna “faiz paritesi” (interest parity) ve bunu sağlayan vadeli kura da “parite kuru” (parity rate) denilmektedir. Bu durumun tersi de geçerlidir. Yani, ülke yönünden düşük faiz oranın sahip olan ile vadeli primin eşitlenmesi de yine faiz paritesinin gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Daha önce vermiş olduğumuz örneği değişik bir açıdan ele alarak bu konuyu daha net açıklamaya çalışalım. Faiz farkının Türkiye lehine 20% daha yüksek olduğu durumda, TL’nin vadeli piyasadaki iskonto oranı (doların primi) 30% olarak kabul edilsin. Bu durumda arbitraj yapılması beklenir. Ancak bu kez durum Türk yatırımcıların ABD’ye yatırımı daha kârlıdır. Bunun nedeni, *Türkiye’de faiz oranlarının yüksek olmasına rağmen, Türk yatırımcı için vazgeçtiği 20% lik kâra bağlı olarak fonların ABD dolarına yatırılması durumunda 30% lik bir kazanç elde edilecek ve Türkiye’deki faiz oranından 10% daha fazla bir kâr söz konusu olacaktır.

Bu şekilde güvenceli faiz arbitrajı mekanizmasının nasıl işlediğini açıklamış olduk. Değinilmesi gereken diğer bir nokta, piyasaların dengede olması gerektiği ve parite kurunun geçerli olması beklenmektedir. Fakat, çeşitli sebeplerle bu mümkün olmazsa faiz arbitrajı devreye girmektedir. Arbitraj faaliyetlerinin doğası gereği dengede olmayan kurlar dengeye ulaşacaktır.

Bunu örnek üzerinde göstermek gerekirse, Faiz farkının 20% Türkiye lehine olduğu ve vadeli kurdan iskonto oranının yıllık 10% durumunu düşünürsek, bu durumda ABD’den Türkiye’ye doğru faiz arbitrajı gerçekleşecektir. Yani dolar arzedilip TL talep edilecek ve anında piyasada doların TL kuru düşecektir. Vadeli piyasada ise TL arzedilip dolar talep edildiği için doların vadeli TL kuru yükselecektir. Sonuç olarak doların TL kurundaki iskonto oranı düşüş gösterecektir.

Faiz yönündeki değişmeler de şu şekilde olacaktır. Kısa vadeli sermaye fonlarının ABD’den Türkiye’ye doğru akması, ABD için sermaye arzını azaltacak, Türkiye’de ise sermaye arzını arttıracaktır. Bu sayede ABD’de faizler yükselme eğilimi gösterirken, Türkiye’de de düşüş eğilimi görülecektir. Özetle, faiz arbitrajı faaliyeti sonucunda ülkeler arası faiz farkları azalması mümkün olmaktadır.

Bu bahsedilen iki etki nedeniyle zamanla arbitraj karlılığı azalacaktır. Bu sürecin sonunda ise faiz farklılığından doğan kârlılık tamamen ortadan kalkacaktır. Bunun anlamı güvenceli faiz arbitrajının son bulması demektir. Ekonomi bilimindeki Faiz Paritesi Teorisi’nin öne sürdüğü temel görüş budur. Ancak daha sonraki dönemde yapılan araştırmalar vadeli iskonto veya prim oranlarının tam olarak faiz oranları farkına eşit olmadığını göstermiştir. Yazımızın bundan sonraki bölümünde bu konunun üzerinde duracağız.


Faiz Paritesi : Matematik Analiz

Faiz paritesi kavramı yazımızın önceki bölümlerinde açıklanmıştı. Temelde, kâr olanaklarının doğurduğu güvenli faiz arbitrajının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye ve ABD’nin olduğu basit bir model üzerinden detaylı incelemeye başlayabiliriz.

iTR : Türkiye’de Faiz Oranı
iUS : Amerika’da Faiz Oranı
S : Anında Teslim Kuru
F : Vadeli Kur

Vadeli piyasa prim ve iskonto oranlarını faiz oranlarıyla karşılaştırabilmek için vadeli işlerde de süreyi bir yıl alacağız.

Şimdi, Türkiyeli bir yatırımcı fonlarını Türkiye’de yatırırsa bir yılın sonunda her TL’nin karşılığında 1+iTR elde edecektir. Eğer elindeki TL fonları dolara çevirerek Amerika para piyasasına yatırırsa, bu yönteme bağlı olarak bir TL’nin dolar karşılığı 1/S olacaktır. Dolayısıyla Türkiye’deki yatırımcının Amerika’ya yatıracağı her TL karşılığında bir yıl sonunda elde edeceği dolar miktarı (1+iUS)/S olacaktır. Yatırımcı Türkiye’de yerleşik olduğu için yatırımın ana parasını ve kazanılan faizlerini süre sonunda yeniden TL’ye çevirecektir. Kur riskinden korunmak için yıl sonunda elde edilecek dolarlar vadeli piyasada bir yıl süreli vadeli sözleşme ile satılırlar. Neticesinde, bir TL nin karşılığını oluşturan dolarların vadeli satışından sağlanacak güvenceli getiri (1+iUS)F/S miktar TL olacaktır.

O halde, Türkiye’deki yatırımcı TL’yi bir yıl kendi ülkesine yatırırsa 1+iTR miktar, ABD’ye yatırırsa (1+iUS)F/S miktar TL elde edecektir.

Bu iki yatırım alanı arasındaki arbitraj olanakları aşağıdaki denklemle ifade edilebilir.

1+iTR = (1+iUS)F/S

Şu şekilde de yazılabilir.

1+iTR/1+iUS = F / S

Denklemin iki tarafından da 1 çıkartılır ve gerekli düzenlemeler yapılırsa aşağıdaki denklemi elde ederiz.

iTR-iUS/1+iUS = F-S/S

Bu denklem faiz oranı paritesini ifade etmektedir. Ancak onun yerine yaklaşık değerini ifade eden aşağıdaki ifade yaygın kullanılmaktadır.

iTR-iUS = F-S/S


Burada iUS’nin değeri ne kadar küçük olursa, yukardaki denklemin değeri bir önceki ayrıntılı denkleme yakın sonuç verecektir.

Son yazılan ifade *Türkiye ile ABD’nin faiz oranları arasındaki farkın vadeli piyasada doların iskonto veya prim oranın eşit olması anlamına gelir.

Verilen formülleri bir örnekle somutlaştıralım. Alış ve satış kurları arasında fark olmadığı varsayımı altında bu örneği inceleyelim. Yıllık faiz oranının Türkiye’de 40% ve ABD’de 20% olduğunu ve anında teslim dolar kurunun ise 2 TL olduğunu kabul edelim.

Faiz paritesini sağlayan bir yıl vadeli kurun değerini hesaplayalım.

0,40 - 0,20 = F - 2 / 2

F = 2,4 TL elde edilir. Yani bir yıl vadeli parite kuru dolar başına 2,4 TL dir.

Bunun anlamı doların 20% oranında prim yaptığıdır.

Şimdi, piyasada uygulanan 12 aylık gerçek vadeli kurunun 2,4 TL’den düşük olduğunu varsayarsak, ABD yerine Türkiye’ye yatırım yapmak daha kârlı olmaktadır. Dolayısıyla hem Türkiyeli hem de Amerikalı fon sahipleri yatırımlarını Türkiye’deki para piyasası araçlarına yaparlar. Yürütülen bu güvenceli arbitraj sonucunda, iki ülkenin faiz oranları aynı düzeye yönelecek ve vadeli kuru parite kuruna doğru yükselecektir. Sonuç olarak kârlılık olanakları ortadan kalkacaktır.

Eğer gerçek vadeli dolar kurunun daha yüksek örneğin 2,5 TL olduğunu varsayarsak bu sefer fonların Amerika’ya yatırılması daha kârlı olacaktır.


Faiz Paritesinin Grafikle Gösterimi

Faiz Paritesi grafik üzerinde de gösterilebilir.
Yatay eksende Türkiye’nin ABD’ye göre faiz oranındaki farklılık, dikey eksende de vadeli piyasada TL karşısında doların yaptığı prim yüzde olarak gösterilmiştir.

Bu durumda, yatay eksen boyunca orijinden sağa doğru bir hareket, faiz farkının Türkiye lehine arttığını ifade etmektedir. Dikey eksen boyunca orijinden yukarı doğru çıkıldıkça ise doların TL karşısında prim oranı artmaktadır, aşağıya doğru inildikçe de doların iskonto oranı artmaktadır.

Faiz paritesi koşulu, yukarıda gösterildiği gibi şöyle ifade edilebilir.

Bu koşul grafik üzerinde, orijinden geçen 45 derecelik bir doğru ile temsil edilmektedir. Doğru eksenlere eşit uzaklıktaki noktalardan geçmektedir. O bakımdan üzerindeki her noktada faiz oranı farkı, yüzde prim veya iskonto oranına tam olarak eşitlenmekte, dolayısıyla faiz paritesi ilişkisi sağlanmaktadır.

Bu durumda ise, Türkiye’ye yatırım yapmanın kazançlı olması demektir. Örneğin grafik üzerinde A noktasını ele alalım. Bu noktada hem faiz farkı Türkiye’nin lehine, hem de vadeli piyasada dolar iskonto yapmaktadır. Her iki etkide Türkiye’ye yatırımı kârlı duruma getirir. B noktasında ise faiz oranı Türkiye’de daha yüksek olmakla birlikte, dolar vadeli piyasada primlidir. Ancak doların primli oranı Türkiye lehine olan faiz farkından daha düşüktür. O nedenle Türkiye’ye yatırım yapmak yine de kârlı olmaktadır. C noktasında ise faiz farkı ABD’nin lehinedir. Fakat dolar, bundan daha yüksek oranda iskontolu olduğundan yatırımların yönü Türkiye’ye doğrudur. Bunun gibi, 45 derecelik doğrunun altındaki tüm noktalarda aynı özellik (Türkiye’de yatırım kârlı) geçerli olacaktır.

45 derecelik doğrunun üzerinde kalan noktalarda ise durum bunun tersidir. Bu durum da aşağıdaki şekilde ifade edilebilir.

Bu duruma istinaden bu noktalarda ABD’nin para piyasasına yapılacak yatırım daha kârlı olmaktadır. Örnek olarak D noktasını ele alalım. Bu noktada hem faiz farkı ABD lehinedir, hem de dolar prim yapmaktadır. Bu iki etki de bu ülkeye yatırımı çekici hale getirmektedir. Diğer noktalarda yazının üst kısmında açıklandığı gibi yorumlanabilir.

Faiz oranı arbitraj faaliyeti diğer yandan, yukarıda belirtildiği gibi, faiz paritesi ilişkisinin yeniden kurulmasına yardımcı olur, yani bu yöntemle kârlılık olanakları ortadan kaldırılır. Grafik açısından bunun anlamı faiz paritesi doğrusu dışında kalan noktaların, yeniden adı geçen doğruya yaklaşması biçiminde ortaya çıkar.

Bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, eğer A noktasında Türkiye’ye yapılan yatırımlar bu ülkede sermaye arzını bollaştırarak faizleri düşürür. Aynı zaman diliminde ABD’de de sermaye arzı azaldığı için faizler yükselir. Böylece Türkiye lehine olan faiz oranları farkı daralma gösterir. Bu durum A noktasından faiz parite doğrusuna çizilen yatay okla gösterilmiştir.

Diğer taraftan amerikan yatırımcıların anında piyasada dolar satıp vadeli piyasada satın almaları da doların anında kurunu düşürecek ve vadeli kurunu yükseltecektir. Bunun anlamı vadeli dolar priminin yükselmesi demek olacaktır. A noktasından çizilen dikey ok ise bu etkiyi göstermektedir. Grafik üzerinde doğru üzerinde yer almayan diğer noktalarda da bunun benzeri etkiler ortaya çıkmaktadır.

Özetle, faiz paritesi doğrusu altında fonlar ABD’den Türkiye’ye doğru akacaktır. Bunun doğuracağı etkiler ekonomiyi yeniden faiz paritesi doğrusuna yöneltecektir. Faiz paritesi doğrusunun üzerindeki noktalarda ise yatırımlar Türkiye’den ABD’ye kayacaktır, bu durum nedeniyle zamanla tekrar faiz paritesi doğrusunda karar kılınacaktır.


Faiz Paritesinden Sapmalar


Döviz ticaretiyle uğraşan kuruluşlar vadeli kurlarını, faiz farklılıkların ve geçerli anında teslim kurlarına göre hesaplarlar. Dolayısıyla vadeli kurun, faiz oranları farkına eşit vadeli primi temsil etmesi gereklidir.

Faiz oranı paritesi uygulamadaki gerçek vadeli kurlara ne ölçüde uygunluk gösterir?

Faiz paritesinden bir sapma kârlı arbitraj olanakları doğurduğuna göre, arbitrajın herhangi varolan sapmayı gidermiş olduğunu bekleyebiliriz. Fakat gerçek verilerin incelenmesi, bazı ufak sapmaların bulunduğunu göstermektedir.

Önemli bir nokta bu sapmaların kâr fırsatları olmadığı gerçeğidir.

Vadeli piyasada faiz paritesi tam olarak gerçekleşmediği halde, bu farklılıktan bir arbitraj kârı sağlanamamasını çeşitli nedenleri bulunabilir. En önemli nedeni piyasalardaki işlem giderleridir. Döviz ve uluslarası menkul değerlerin alım satımı bir masrafı gerektirmektedir. O nedenle, faiz paritesinden bu farka eşit veya ondan daha küçük ölçüde bir sapma ortaya çıkacaktır.

İşlem giderlerinden ayrı olarak, faiz paritesinin tam olarak geçerli olmamasının başka nedenleri de mevcuttur. Bunlar arasında örnek olarak, vergileme farkları, hükümet kısıtlamaları, politik riskler, kâr fırsatlarının doğuşu ile bundan yararlanılması arasındaki gecikmeler gösterilebilir. Eğer vergiler yatırımcının ülkesine göre değişiyorsa, aynı yatırım fırsatı, farklı ülkelerde yerleşik kişiler açısından farklı gelir oranlarının temsil edecektir. Dolayısıyla, kârlı arbitraj olanaklarının belirlenmesi için vergi öncesi gelirleri dikkate almak yanıltıcı olabilmektedir.

Mali piyasalara konulan hükümet kısıtlamaları, ulusal piyasalar arasında gerçek bir engel oluşturabilmektedir. Eğer kişiler, bir ülkede döviz veya yabancı menkulleri alıp satma olanağından yoksun bulunuyorsa, gelir farklılıkları karşısında piyasa güçleri işlemeyecektir. Hatta olası hükümet kısıtlamaları veya uluslarası ticari ve mali ilişkileri etkileyen politik istikrarsızlıklar bile, o ülkeye yatırımı tamamen ölçüde riskler doğurabilmektedir.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Kur Değişmesi Riskine Karşı Korunma

Hedging

Vadeli döviz piyasalarının temel fonksiyonlarından birisi dış ticaret işlemleri bağlamında kur değişmelerinden doğacak risklere karşı güvence sağlamaktır.

Hem ithalatçılar hem de ihracatçılar kur değişmelerinin doğurduğu belirsizliklerle karşılaşırlar.

*İthalat siparişi verildikten sonra, henüz yapılmadan döviz kurunda beklenmedik bir yükselme oluşursa, ithalatın ulusal para cinsinden maliyeti artmış olacaktır.

Aynı şekilde, *ihracatta da karşı tarafla satış bağlantısından sonra (ödemeden önce) döviz kurunda ortaya çıkacak bir düşüş neticesinde, ulusal para cinsinden satış gelirleri azalmış olacaktır.

Bu durumlar açıklandıktan sonra, ithalat ve ihracatla uğraşan işletmeler, zaten ticaret hayatının normal risklerini yüklenmeleri yanında, ayrıca kur değişmesine bağlı daha başka bir risk yüklenmek istemezler. Bu işletmelerin yöneticileri döviz konusunda uzmanlaşmadığı için dünya piyasalarındaki gelişmeleri sürekli izleyip, uygun bir davranış belirlemeleri mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, geleceği hakkında bilgileri olmadıkları bir kur riskinin giderilmesi, bu işletmeler için önemli bir konu olarak düşünülmektedir.

Kur riskini gidermenin en dolaysız yolu, vadeli döviz piyasası işlemlerine başvurmaktır. Bu bağlamda gelişmiş ülkelerin mali piyasalarında oldukça gelişmiş vadeli döviz işlemleri yapma olanağı bulunmaktadır. Vadeli işlemler, istenen miktar ve vadeye göre yapılabilen işlemlerdir. Bu nedenle, ithalatçı ve ihracatçı gibi ticari işletmeler her zaman kendilerine uygun vadeli sözleşmeleri düzenleyebilme şansına sahip olmaktadırlar.

Bir örnek ile konuyu daha detaylı inceleyebiliriz. İstanbul’daki bir ithalatçı, Amerika’dan 1,000$ tutarında yedek parça ithal edeceğini varsayalım. Sipariş verildiğinde, doların anında teslim kuru 2 TL olsun. Siparişten sonra ödeme aşamasına kadar üç aylık bir zaman süresi geçiyor diyelim. Bu süre içerisinde döviz kurlarında bir değişme olmazsa, ithalatın TL cinsinden maliyeti 2,000 TL dir.

Doğal olarak kur yükseldikçe bu maliyet artacaktır. (Kur 1$:2,5TL, Maliyet: 1,000x2,5 = 2500 TL)

Bu durumda ithalatçı vadeli döviz piyasasının güvence fonksiyonundan faydalanmayı seçmiş olsun. Bu amaçla dış ticarete aracılık eden banka ile 3 ay süreli ve 1,000$ tutarında bir vadeli dolar satın alım sözleşmesi yapacaktır. Tabii ki o gün geçerli 3 ay vadeli kur, anında teslim kurundan farklı olacaktır. Bu kuru 2,4TL olarak kabul edelim. Bu sözleşmenin imzalanması ile ithalatçı kendini kur riskinden korumuş olacaktır. Çünkü söz konusu süre içerisinde kurlar ne olursa olsun ithalatçı açısından 1,000$ karşılığı yalnızca 2400 TL olacaktır.

*Yukarda verdiğimiz örneğe ithalatçı yerine ihracatçı açısından bakarsak, yapılması gereken işlem ifade edilenin tam tersi olacaktır. Yani ileride elde edilecek dövizler, bugünden bir banka ile vadeli satış sözleşmesi yapılarak sabit bir fiyattan satılmış olacaktır.

Döviz riskini gidermenin ikinci yöntemi ise, anında teslim piyasası yolundan hareket etmektir. Bu yol biraz daha karmaşıktır. Yukardaki örneği bu açıdan ele alalım.

İstanbul’daki ithalatçı ödemede kullanacağı dövizleri bugünden alabilir. (anında teslim kurundan) ve bu aldığı dövizleri 3 ay süreli olarak bir bankaya yatırır. Örneğimizde bu durum 1,000$ karşılığı olarak 2,000TL dir. Ayrıca bu rakama 3 aylık dolar faizi de eklenecektir. (Buradaki önemli nokta, dolar cinsinden bankaya yatırıldığında TL cinsinden yatırıldığında geleceğinden daha az miktarda faiz gelecektir)

Bu durumda 3 ayın sonunda 1 doların ithalatçıya maliyeti, anında teslim kuru ve bu kurun iki ülkenin faiz oranları farkı ile çarpımına eşittir. Bu ilişki faiz paritesi koşulundan da elde edilebilir.

Faiz paritesi denklemi

iTR-iUS = (F-S) / S

Buradan F = S + (iTR-iUS)S elde edilir. Bu parite kuruna eşit olan vadeli kurdur.

Eğer 3 aylık faizleri Türkiye’de %50, ABD’de %30 ve anında teslim kurunu da 2 TL kabul edersek,

F = 2000 + (0,50-0,30) x 2000
F = 2400 TL

Kısaca 1,000$ ın kendisine maliyeti 2,400 TL olmaktadır.

Görüldüğü gibi bu yöntem, doğrudan vadeli işlemler kadar pratik değildir.

Faiz paritesi koşulu, faiz oranları farkının tam olarak vadeli piyasa prim ve iskonto oranına (aynı süreyle belirtildiğinde) eşitliğini ifade eder. (vadeli piyasa prim ve iskontosu hakkında bilgi almak için tıklayınız)

Bu eşitliği sağlayan vadeli kura, parite kuru (parity forward rate) denilmektedir. Anında teslim piyasası kanalından hareket edilmesi durumunda da, öngörülen süre sonundaki döviz maliyeti parite kuruyla aynı olmaktadır.

Vadeli ve Anında Piyasanın Korunma Açısından Farkları

İşlemcilerin hangi durumda vadeli, hangi durumda anında piyasa yönteminin uygun bulacakları konusunu inceleyelim.

İşlem giderlerinin ve diğer kısıtlamaların bulunmaması koşulları altında, vadeli kurlar genellikle faiz oranları farkı ve anında kurlara bağlı olarak hesaplanmaktadır. Bununla birlikte zaman zaman piyasa aksaklıkları nedeniyle gerçek vadeli kurlar, parite kurunun altında veya üstünde olabilmektedir.

Türkiye ve ABD ile ilgili yukardaki örnekte, faiz farkı Türkiye lehine %20 olarak kabul edilmişti. Anında dolar kuru 2 TL varsayımında, parite kuru 2,4 TL olmaktadır.

Gerçekte bugünkü kurların bunun altına düştüğünü düşünürsek, örneğin 2,3 TL olsun. Bu kur nedeniyle ithalatçılar anında piyasa yolunu tercih etmektense, vadeli piyasadan döviz almayı tercih edeceklerdir. Çünkü bu yol kendileri için daha ucuza gelmektedir.

Diğer taraftan parite kuru altındaki fiyatlardan vadeli piyasada böyle bir satış ihracatçı açısından olumsuz sonuçlar doğurur. Çünkü vadeli kurdan kazanacağı gelir 2,300 TL olurken, bunu anında piyasada gerçekleştirirse, hesaplandığı gibi 2,400 TL ye elindeki 1,000$ ı satmış olacaktır.

İkinci bir varsayım olarak, vadeli piyasa kurunun parite kurunun üzerinde bulunduğunu düşünelim. Bu kurlardan vadeli piyasada satış yapmak ihracatçı lehine, ithalatçı aleyhine olacaktır. İthalatçılar bu yüzden anında piyasa yoluyla işlem yapmayı tercih edeceklerdir.

Kur riskinden korunmak isteyenlerin işlemlerini bir piyasadan diğerine kaydırmaları, vadeli kurların pariteden sapmasını önleyici etki yapmaktadır. Sonuç olarak, vadeli piyasada kurlar paritenin altına düştüğünde, vadeli döviz satın alımları artacak ve bu artış neticesinde vadeli kur pariteye doğru yükselmeye başlayacaktır. Tersi durumda ise, vadeli satışlar piyasa arzı artıracağını için piyasa kurları bu sefer pariteye doğru düşüş gösterecektir. Bu bağlamda döviz riskinden korunmak isteyenler piyasada bu şekilde iki yönlü yapacakları işlemler sayesinde parite kurunda dengelenecektir.

Kur Riskinden Korunma Gerektirmeyen Durumlar

Beklenen kur değişmeleri ve yürütülen ticari faaliyetlerin niteliğine göre söz konusu durumlar meydana gelebilir. Örneğin kurlardaki değişmenin yönü önceden tahmin edilebilecek kesinlikte ise, riskten korunmak için ayrıca bir işlem yapmaya gerek duyulmayabilir.

Diyelim ki ulusal para sürekli değer kaybediyor ve bunun oranı da yaklaşık olarak biliniyorsa, işletmeler gelir ve maliyet hesaplarının bu duruma göre yapacağı için ek bir güvence işlemine gerek duymayabilir. Ancak, belirsizliğin ve buna istinaden riskin yüksek olduğu zamanlarda güvence sağlayıcı işlemler zorunlu olabilmektedir.

Diğer yandan çeşitli yabancı piyasalarla ve farklı dövizler kullanılarak ticari işlemlerde bulunan işletmeler bu pozisyon çeşitlenmesine bağlı olarak güvence sağlayıcı işlem gereksinimi olmayabilir.

*Ayrıca kar marjı düşük malları üreten işletmeler bu kur riski konusunda daha duyarlı hareket ederken, ileri teknoloji içeren malları üreten firmalar ise satış fiyatlarını ayarlayarak kur riskini dengeleyebileceği için daha duyarsız olabilmektedirler.

Son olarak, bazı ülkelerde vadeli döviz piyasaları bulunmamaktadır. Ayrıca piyasa bulunmasına rağmen ülkedeki işadamları bu konuda bilgisiz olabilmektedir. Bir kısım ihracatçı ve ithalatçı ise işlemlerini yaparken kurların sabit kalacağını veya değişse bile bunu önceden doğru olarak tahmin edeceğini düşünerek, kur riskine karşı korunmak için hiçbir işlem yapmazlar. Ekonomi bilimi bağlamında bu tarz düşüncelere sahip olan kişiler riskin varolduğuna inanmasada, bu düşünceleri aynı doğrultuda tahmin yapan bir spekülatörden farklı değildir.

23 Ocak 2011 Pazar

Vadeli Prim ve Vadeli İskonto

Vadeli kurlar belirlenmesi doğal olarak anında teslim kurlarıyla karşılaştırılarak yapılmaktadır.

Eğer vadeli teslim kuru anında teslim kurundan yüksekse, aradaki farka 'vadeli döviz primi' (forward premium) denilmektedir.

Tersi durumda, vadeli kurun anından teslim kurundan düşük olması durumunda aradaki farka ise 'vadeli kur iskontosu' (forward discount) adı verilmektedir.

Son olasılık ise her iki kurun da birbirine eşit olması durumudur, buna kurların 'düz' (flat) olması denilmektedir.


Bu söylediklerimizi sembollerle ifade ederek bir formül oluşturabiliriz.

FN vadeli döviz kuru
S anında teslim döviz kuru
N teslim süresi (F30=aylık)
PN vadeli teslim primi veya iskontosu


PN = (FN - S) / S

Formülde PN pozitif çıkarsa, vadeli kurun prim yaptığını, negatif çıkarsa da iskontolu olduğunu söyleyebilir. PN sıfır olursa, iki kurun aynı olması demektir.

Formülün uygulanışı ile ilgili somut bir örnek vererek daha iyi bir anlatım sunabiliriz.

Doların anında TL kuru (S) - 2,00 TL
90 günlük vadeli kuru (F90) - 2,20 TL
PN (Vadeli Teslim Primi veya İskontosu) nedir?

P90 = (2,20 - 2,00) / 2,00 = 0,20/2,00 = 0,10 = %10 [90 günlük vadeli teslim kuru (anında teslim kuruna göre) yüzde 10 prim yapmaktadır]

Bu prim ve iskontolarında yıllık düzeyde hesaplanması pratik yararlar sağlar. Çünkü bu sayede prim ve iskonto tutarlarının yıllık faiz oranlarıyla karşılaştırılması gerçekleştirilebilir.

Yukardaki formülde belirli günlük olan prim ve iskontoları yıllık standart oranlar biçimine dönüştürmek için aşağıdaki eklemeyi koymak yeterli olacaktır.

PN (yıllık) = (FN - S) / S x (360 / N) (eklenen bölüm)

(eğer daha önceki hesaplama aylık olarak verilmiş olsaydı 360 yerine 12 koyulacaktı ve N yerine ay sayısı yazılacaktır)

Bu formül sonucunda PN, günlük dönemlere ait prim (veya iskonto) tutarlarının yıllık yüzde oranlarını gösterecektir.

Üstteki örneği bu bağlamda yıllık yüzdesini bulmak için kullanırsak,

P90 = (2,20 - 2,00) / 2,00 x (360 / 90) = 0,40 olmaktadır. (%40)

Bu oran, yıllık faiz oranı ile karşılaştırılarak çeşitli kârlılık analizleri yapılabilmektedir.

Bu yazımızdaki örneklerde kolaylık sağlaması maksadıyla belli bir döneme ait vadeli piyasa değerinin tek bir kurla ifade ettik. Fakat, gerçek uygulamada bilindiği gibi anında teslim kurlarında olduğu gibi, vadeli kurlar da alış ve satış kurları olmak üzere ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Ayrıca bilinmesi gereken, vadeli sözleşmenin süresi uzadıkça alış ve satış kurları arasındaki farklar büyüdüğü gerçeğidir.

Anında teslim piyasasında olduğu gibi vadeli piyasaların da başlıca aracı kuruluşları bankaları ve brokerlardır. Aynen diğerinde olduğu gibi bankalarla müşterileri arasındaki perakende piyasa ve bankalar arasındaki döviz pozisyonlarını denkleştirme amaçlı olan ise vadeli döviz interbankı şeklinde yapılmaktadır. Bankalar vadeli döviz pozisyonlarındaki eksik veya fazlayı (kısa veya uzun pozisyon) denkleştirmek için interbank piyasasına girerler.

Tahmin edilebileceği gibi bankaların kendi aralarındaki işlemlerde uyguladığı kurlar ile müşterilerine uyguladıkları kurlar birbirinden farklı olmaktadır. İlke olarak müşterilere hesap edilen vadeli satış kuru daha yüksek, alış kuru ise daha düşük olmaktadır.

Döviz piyasaları işlemin sahip oldukları özelliklerin müşterinin kendi ihtiyaçlarına uygun gerçekleşmesi olanağı tanımaktadır. (customize)

Anında ve vadeli işlemler istenen miktar üzerinden yapılabilmektedir. Vadeli işlemler çoğunlukla bir yıla kadar istenen vade ile düzenlenebilmektedir.

Vadeli işlemlerde farklı fiyatlar, piyasanın dağınıklığına ve piyasa yapımcılarının güvenilirlik derecelerine göre değişiklik gösterebilmektedir.

21 Ocak 2011 Cuma

Vadeli Döviz Piyasası

Forward Exchange Market

Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz gibi döviz piyasaları dünyanın en büyük mali piyasalarıdır. Kabaca bu piyasalardaki günlük işlem hacmi, sermaye piyasası işlemlerinin onlarca katını bulduğunu söylemek yanlış olmaz.

Döviz piyasalarında işlem türlerini incelediğimizde, karşımıza anında teslim, vadeli teslimdöviz swapları ve çıkmıştı.

Ancak, bu yazımızda döviz piyasalarının geleceğe dönük yapılan alım işlemlerini yani vadeli teslim döviz piyasalarını inceleyeceğiz. Günümüzde vadeli teslim sözleşmesi yapma olanakları oldukça gelişmiş ve çeşitlenmiş durumdadır.

Vadeli teslim döviz işlemleri içerisinde vadeli sözleşmeler, gelecek sözleşmeleri, opsiyonlar ve swaplar bulunmaktadır.

Bu tarz sözleşmelere ayrıca ''döviz türevleri'' (foreign exchange derivatives) ve bu piyasalara da türev piyasaları (derivative markets) denilmektedir. Bu ismin verilmesinin nedeni, işlemlerin değerinin dövizlerin değerindeki değişmelerden kaynaklanmasıdır.

Vadeli Döviz Piyasasını (forward market) tanımlamak gerekirse, ulusal para karşılığında dövizin gelecekte belirli bir süre sonra teslim koşuluyla alım veya satımının yapıldığı piyasadır denebilir. Bu piyasada yapılan sözleşmelere, vadeli döviz işlemi (forward transactions) denilmektedir.

Vadeli sözleşmeler ya doğrudan ya da gelecek işlemleri (futures) şeklinde olabilmektedir. Doğrudan vadeli işlem (outright forward transaction) yerine genellikle sadece vadeli işlem deyimi kullanılmaktadır.

Söz konusu tanımlamadan anlaşılabileceği gibi, vadeli işlemlerin diğer döviz piyasası işlemlerinden ayrılan özelliği; *döviz alım veya satım sözleşmesinin bugünden yapılması, teslim ve karşılığı olan ödemenin ise anlaşmada bugünden belirlenmiş bir fiyattan gelecekteki bir tarihte gerçekleştirilmesidir.

Sözleşmenin yapıldığı ilk aşamada ilke olarak herhangi bir ödeme yapılmaz. Teslim ve ödemenin belirlenen süresi genellikle 1 yıldan daha kısa olmaktadır. Bu işlemler için özel olarak teminat yatırılması gibi bir konu olmadığı için, bankalar bu tür işlemleri genellikle en itibarlı müşterileri için sunarlar.

Vadeli sözleşmeler döviz piyasasında faaliyet gösteren bankalarla müşterileri arasında yapılmaktadır. Bu işlemlere gerek duyulmasının temel nedeni, döviz kurlarındaki geleceğin belirsizliğidir. Büyük bir ihtimalle, döviz kurlarındaki bu belirsizlik varolmasaydı, vadeli işlemlere de gerek duyulmayabilirdi.

Neticesinde, fiyatların önceden kararlaştırılması vadeli sözleşmeler yönteminin bu piyasadaki işlemcileri öngörülen süre içinde kur değişmesi riskine karşı korumaktadır.

Diğer döviz işlemlerinde olduğu gibi vadeli döviz piyasasında da 'vadeli alış' (buying forward) ve 'vadeli satış' (selling forward) kurları bulunmaktadır. Doğal olarak, piyasadaki alış kuru satış kurundan düşük olmaktadır ve bu fark bankanın kârı ile işlem giderlerinden oluşmaktadır.

Vadeli kurlar zaman sürelerine (valör) göre de farklılık gösterirler. Standart olarak 30, 60, 90 ve 180 günlük sürelerle kote edilebilirler. Ayrıca standart dışı vadelere 48 gün ve 52 gün gibi sözleşmelerde imkan tanınmaktadır. Sözleşmede kur ile beraber sürenin de belirtilmesi gereklidir.