I CARİ İŞLEMLER HESABI
I-a Mal, Hizmet ve Gelir Dengesi (A+B+C)
I-b Mal ve Hizmet Dengesi (A+B)
I-A DIŞ TİCARET DENGESİ
I-A.a Toplam Mal İhracatı
I-A.b Toplam Mal İthalatı
I-A.1 Genel Mal Ticareti
I-A.1.1 İhracat f.o.b.
I-A.1.1.1 İhracat f.o.b.
I-A.1.1.2 Bavul Ticareti
I-A.1.1.3 Uyarlama: Diğer Mallar
I-A.1.2 İthalat f.o.b.
I-A.1.2.1 İthalat c.i.f.
I-A.1.2.2 Uyarlama: Navlun ve Sigorta
I-A.1.2.3 Uyarlama: Diğer Mallar
I-A.2 Parasal Olmayan Altın (net)
I-A.2.a İhracat
I-A.2.b İthalat
I-A.3 Limanlarda Sağlanan Mallar
I-A.3.a İhracat
I-A.3.b İthalat
I-B HİZMETLER DENGESİ
I-B.a Gelir
I-B.b Gider
I-B.1 Taşımacılık
I-B.1.a Gelir
I-B.1.b Gider
I-B.1.1 Navlun
I-B.1.1.a Gelir
I-B.1.1.b Gider
I-B.1.2 Diğer Taşımacılık
I-B.1.2.a Gelir
I-B.1.2.b Gider
I-B.2 Turizm
I-B.2.a Gelir
I-B.2.b Gider
I-B.3 İnşaat Hizmetleri
I-B.3.a Gelir
I-B.3.b Gider
I-B.4 Sigorta Hizmetleri
I-B.4.a Gelir
I-B.4.b Gider
I-B.5 Finansal Hizmetler
I-B.5.a Gelir
I-B.5.b Gider
I-B.6 Diğer Ticari Hizmetler
I-B.6.a Gelir
I-B.6.b Gider
I-B.7 Resmi Hizmetler
I-B.7.a Gelir
I-B.7.b Gider
I-B.8 Diğer Hizmetler
I-B.8.a Gelir
I-B.8.b Gider
I-C GELİR DENGESİ
I-C.a Gelir
I-C.b Gider
I-C.1 Ücret Ödemeleri
I-C.1.a Gelir
I-C.1.b Gider
I-C.2 Yatırım Geliri
I-C.2.a Gelir
I-C.2.b Gider
I-C.2.1 Doğrudan Yatırımlar
I-C.2.1.a Gelir
I-C.2.1.b Gider
I-C.2.2 Portföy Yatırımları
I-C.2.2.a Gelir
I-C.2.2.b Gider
I-C.2.3 Diğer Yatırımlar
I-C.2.3.1 Faiz Geliri
I-C.2.3.2 Faiz Gideri
I-C.2.3.2.1 Uzun Vade
I-C.2.3.2.1.1 Merkez Bankası
I-C.2.3.2.1.2 Genel Hükümet
I-C.2.3.2.1.3 Bankalar
I-C.2.3.2.1.4 Diğer Sektör
I-C.2.3.2.2 Kısa Vade
I-D CARİ TRANSFERLER
I-D.1 Genel Hükümet
I-D.2 Diğer Sektörler
I-D.2.1 İşçi Gelirleri
I-D.2.2 Diğer Transferler
II SERMAYE VE FİNANS HESAPLARI
II-A SERMAYE HESABI
II-A.1 Göçmen Transferleri
II-A.2 Üretilmeyen ve Finansal Olmayan Varlıklar
II-B FİNANS HESAPLARI
II-B.1 Doğrudan Yatırımlar
II-B.1.1 Yurtdışında
II-B.1.1.a Giriş
II-B.1.1.b Çıkış
II-B.1.2 Yurtiçinde
II-B.1.2.1 Sermaye
II-B.1.2.1.a Giriş
II-B.1.2.1.b Çıkış
II-B.1.2.2 Diğer Sermaye (Net)
II-B.1.2.3 Gayrimenkul (Net)
II-B.2 Portföy Yatırımları
II-B.2.1 Varlıklar
II-B.2.1.1 Genel Hükümet
II-B.2.1.2 Bankalar
II-B.2.1.3 Diğer Sektörler
II-B.2.2 Yükümlülükler
II-B.2.2.1 Hisse Senetleri
II-B.2.2.2 Borç Senetleri
II-B.2.2.2.1 Merkez Bankası
II-B.2.2.2.2 Genel Hükümet
II-B.2.2.2.2.1 Yurtiçi
II-B.2.2.2.2.2 Yurtdışı
II-B.2.2.2.2.2.1 Borçlanma
II-B.2.2.2.2.2.2 Geri Ödeme
II-B.2.2.2.3 Bankalar
II-B.2.2.2.3.1 Yurtiçi
II-B.2.2.2.3.2 Yurtdışı
II-B.2.2.2.4 Diğer Sektörler
II-B.2.2.2.4.1 Yurtiçi
II-B.2.2.2.4.2 Yurtdışı
II-B.3 Diğer Yatırımlar
II-B.3.1 Varlıklar
II-B.3.1.1 Ticari Krediler
II-B.3.1.1.1 Verilen Krediler
II-B.3.1.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.1.2 Krediler
II-B.3.1.2.1 Merkez Bankası
II-B.3.1.2.2 Bankalar
II-B.3.1.3 Efektif ve Mevduatlar
II-B.3.1.3.1 Bankalar
II-B.3.1.3.1.1 Yabancı Para
II-B.3.1.3.1.2 Türk Lirası
II-B.3.1.3.2 Diğer Sektörler
II-B.3.1.4 Diğer Varlıklar
II-B.3.1.4.1 Merkez Bankası
II-B.3.1.4.2 Genel Hükümet
II-B.3.1.4.2 Diğer Sektörler
II-B.3.2 Yükümlülükler
II-B.3.2.1 Ticari Krediler
II-B.3.2.1.1 Uzun Vade
II-B.3.2.1.1.1 Kullanım
II-B.3.2.1.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.1.2 Kısa Vade
II-B.3.2.1.2.1 Kullanım
II-B.3.2.1.2.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2 Krediler
II-B.3.2.2.1 Merkez Bankası
II-B.3.2.2.1.1 Uluslararası Para Fonu Kredileri
II-B.3.2.2.1.1.1 Kullanım
II-B.3.2.2.1.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.1.2 Uzun Vade
II-B.3.2.2.1.2.1 Kullanım
II-B.3.2.2.1.2.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.1.3 Kısa Vade
II-B.3.2.2.2 Genel Hükümet
II-B.3.2.2.2.1 Uluslararası Para Fonu Kredileri
II-B.3.2.2.2.1.1 Kullanım
II-B.3.2.2.2.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.2.2 Uzun Vade
II-B.3.2.2.2.2.1 Kullanım
II-B.3.2.2.2.2.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.2.3 Kısa Vade
II-B.3.2.2.3 Bankalar
II-B.3.2.2.3.1 Uzun Vade
II-B.3.2.2.3.1.1 Kullanım
II-B.3.2.2.3.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.3.2 Kısa Vade
II-B.3.2.2.4 Diğer Sektörler
II-B.3.2.2.4.1 Uzun Vade
II-B.3.2.2.4.1.1 Kullanım
II-B.3.2.2.4.1.2 Geri Ödeme
II-B.3.2.2.4.2 Kısa Vade
II-B.3.2.3 Mevduatlar
II-B.3.2.3.1 Merkez Bankası
II-B.3.2.3.1.1 Uzun Vade
II-B.3.2.3.1.2 Kısa Vade
II-B.3.2.3.2 Bankalar
II-B.3.2.3.2.1 Yurtdışı Bankalar
II-B.3.2.3.2.1.1 Yabancı Para
II-B.3.2.3.2.1.2 Türk Lirası
II-B.3.2.3.2.2 Yurtdışı Kişiler
II-B.3.2.4 Diğer Yükümlülükler
II-B.4 Rezerv Varlıklar
II-B.4.1 Uluslararası Para Fonu Nezdinde Varlıklar
II-B.4.2 Resmi Rezervler
II-B.4.2.1 Döviz Varlıkları
II-B.4.2.2 Menkul Kıymetler
II-B.4.2.3 Diğer Döviz Varlıkları
III NET HATA NOKSAN
ödemeler dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödemeler dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Şubat 2011 Pazartesi
Ödemeler Dengesi İşlemlerinin Sınıflandırılması
Ödemeler dengesi istatistikleri, IMF'in belirlediği kuralları içeren 5. El Kitabı’nda belirlenen iki önemli sınıflama olan “Cari İşlemler” ile “Sermaye ve Finans” hesaplarından oluşmaktadır.
Özetle, cari işlemler; reel kaynaklarla (mal, hizmet, gelir) ilgili işlemleri ve cari transferleri; sermaye ve finans hesapları da reel kaynak akımlarının finansmanını (genellikle sermaye transferi ya da finansal araçlara ilişkin işlemler aracılığıyla) gösterir.
1. Cari İşlemler Hesabı
Cari hesaptaki önemli kalemler aşağıdaki gibidir.
a) Mal ve Hizmetler
b) Gelirler
c) Cari Transferler (Karşılıksız Transferler)
a) Mal ve Hizmetler
i) Mallar
Mallar; genel mal ticareti, işlem gören mallar, onarım gören mallar, taşıtlar için limanlarda sağlanan mallar ve parasal olmayan (ticari altın) altını kapsar.
Dış ticaret akımları “Özel Ticaret” veya “Genel Ticaret” sistemleri çerçevesinde belirlenmekte olup ülkelere göre değişim gösterebilmektedir. Özel ticaret sistemi gümrüklerden giriş çıkış yapan malları kapsamakta bu nedenle, ülke sınırları içerisinde yer alan serbest bölgelere sınır dışından gelen ve giden mallar sistem dışında bırakılmaktadır. Oysa genel ticaret sistemi milli sınırlardan giren ya da çıkan tüm malları dikkate almaktadır.
ii) Hizmetler
Hizmet ihraç ve ithaline ilişkin gelir ve giderlerin kaydedildiği ana hesaptır. Kapsamını, Taşımacılık (navlun dahil), Turizm gelir ve giderleri, Haberleşme hizmetleri, İnşaat hizmetleri, Sigorta hizmetleri, Finansal hizmetler, Bilgisayar ve Bilgi hizmetleri, Patent ve Lisans Komisyonları, Ticari ve Ticaret Bağlantılı Diğer hizmetler, Finansal Kiralama hizmetleri, Çeşitli Teknik hizmetler, Kişisel, Kültürel ve Eğitsel hizmetler ile Resmi hizmetler oluşturur.
b) Gelirler
Çalışanların ücretleri, doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan elde edilen gelir ve ödenen tutarları içermektedir. Bu kalem doğrudan yatırımlar ile ilgili olarak hisse gelirleri, kar payları, sermayeye katılan kazançlar ile şirketlerarası diğer yatırımlardan doğan gelir ve giderleri içermektedir. Portföy yatırımlarında da hisse senetlerinden elde edilen gelirler (kar), tahvil ve benzeri borç enstrümanları ile ilgili gelir ve giderleri (faiz) kapsamaktadır. Diğer yatırımlarda ise diğer borçlanma ile ilgili gelir ve giderler (faiz) kaydedilmektedir.
c) Cari transferler
Ekonomiye mal, hizmet ya da para girişi gerçekleştiği halde, bu girişler karşılığında kaynak transferi yapılmayan transferleri içermektedir.
Bu kalemin sektörlere göre dağılımı;
- Genel Hükümet (hibe, vb.)
- Diğer Sektörler (işçi havaleleri ve diğer transferler)
şeklinde yapılmaktadır.
2. Sermaye ve Finans Hesapları
Bu kalem Sermaye Hesapları ve Finans Hesapları olarak iki gruba ayrılmaktadır.
a) Sermaye Hesabı:
i) Sermaye transferleri (borcun bağışlanması, göçmen transferleri gibi)
ii) Üretilmeyen, finansal olmayan varlıklar (kara parçası gibi maddi varlıklar ile imtiyaz, telif, ticari marka ve kira, lisans gibi transfer edilebilir sözleşmeler gibi maddi olmayan varlıklar)
olarak sınıflandırılmaktadır.
b) Finans Hesapları:
Ödemeler dengesinin diğer önemli bir bölümü de sermaye (finansman) hareketleridir. Özel ve kamu kuruluşları tarafından yapılan kısa ve uzun vadeli uluslararası sermaye akımları bu hesapta incelenmektedir.
Uluslararası ekonomik işlemlerin bir bölümünü sermaye ithal ve ihracı oluşturur. Sermaye hareketleri temel olarak, bir ülkenin dış mali varlıkları ve yükümlülüklerindeki değişmeler ve bu değişmelerin karşılıklı kayıtlarını içermektedir.
Finans Hesapları sermaye şekline göre şöyle sıralanabilir;
i) Doğrudan yatırımlar
ii) Portföy yatırımları
iii) Finansal Türevler
iv) Diğer yatırımlar
v) Rezerv varlıklar
“Rezerv Varlıklar” hariç diğer kalemler, Varlık ve Yükümlülük ayrımında,
“Doğrudan Yatırımlar” yatırımın yönüne göre;
“Portföy Yatırımları” sektör ve enstrümana göre;
“Finansal Türevler” sektörlere göre;
“Diğer Yatırımlar” ise enstrüman, sektör ve vadeye göre;
alt gruplara ayrılmaktadır.
Sektörler,
- Parasal otorite (Merkez Bankası)
- Merkezi Hükümet (Hükümet ve ona bağlı teşkilatlar, mahalli idareler vb.)
- Bankalar (Kamu ve özel bankalar)
- Diğer sektörler (Kamu ve özel kuruluşlar)
Vadeler ise,
- Vadesi 1 yıla kadar olanlar kısa vade
- Vadesi 1 yıldan uzun olanlar ise uzun vade
olarak belirlenmektedir.
i) Doğrudan yatırımlar
Doğrudan yatırım, yatırımcının yerleşiği olduğu ekonomi dışındaki bir ekonomide yaptığı uzun vadeli yatırımı gösterir. Burada yatırımcının kuruluşun sermayesinde % 10’dan (dahil) fazla paya sahip olması veya yönetiminde söz sahibi olması esastır.
Doğrudan yatırım kalemi, yabancı sermaye yatırımının yapıldığı ülke ve yabancı sermayeyi getiren ülke ayrımında, Sermaye, Kârın Sermayeye Katılımı, Diğer Sermaye olarak sınıflandırılmaktadır.
- Sermaye: Doğrudan yatırımcının ana merkezinin bulunduğu ekonomi dışındaki ekonomilerde yeni bir şirket kurulması, mevcut şirketlere iştirak edilmesi için getirdiği sermayeyi,
- Kârın Sermayeye Katılımı: Doğrudan yatırımlardan elde edilen kârların dağıtılmaksızın sermayeye ilave edilmesini,
- Diğer Sermaye: Ana şirket ile yatırım yapılan şirket arasındaki borçlanmadan doğan yatırımları ifade etmektedir.
ii) Portföy yatırımları
Kısaca menkul değerlere yapılan yatırımlar olarak tanımlanan portföy yatırımları, genellikle devlet ya da özel kuruluşların bono ve tahvilleri ile hisse senedi ve diğer para piyasası araçlarını içermektedir.
Doğrudan yatırım ile portföy yatırımları arasında bazı önemli farklılıklar vardır. En önemli fark, yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi ve denetimi konusudur. Doğrudan yatırım durumunda, şirket yönetimi ve denetiminde etkili olunmaktadır. Oysa, portföy yatırımlarında yerleşik şirket üzerinde yönetim hakkı veya denetim söz konusu değildir; bu yolla yerleşik şirket uluslararası piyasalardan kaynak sağlamış olur. İkinci önemli fark, doğrudan yatırımlarda yatırımcının yatırım sermayesinin yanı sıra üretim teknolojisi ve işletmecilik bilgisini de beraberinde getirebilmesi, portföy yatırımlarında ise yabancı yatırımcının sermayeden başka bir katkıda bulunmamasıdır.
Portföy yatırımları kalemi varlık ve yükümlülük ana başlıkları altında;
- Hisse Senetleri
- Borç Senetleri
ayrımında ve sektörel dağılımı da içerecek şekilde sınıflandırılmaktadır.
iii) Finansal Türevler
Finansal türevler, bir dayanak varlığın değerine bağlı ancak bu dayanak varlıktan bağımsız olarak alım-satımı yapılan finansal araçlardır. Türev işlemler, ileri bir tarihte yapılacak alım-satımın şartlarını bugünden belirleyen ve tarafları hukuki olarak bağlayan sözleşmeler ile gerçekleştirilir. Bu sözleşmeler ödemeler dengesi metodolojisine göre vadeli ve opsiyon tipi sözleşmeler olmak üzere iki temel grupta toplanır.
iv) Diğer Yatırımlar
Doğrudan yatırım, portföy yatırımları, finansal türevler ve rezerv dışında kalan diğer tüm sermaye hareketleri bu bölümde yer almaktadır.
Portföy yatırımlarında olduğu gibi, varlık ve yükümlülük ayrımında, türlerine ve sektörüne göre alt ayrımlar bulunmaktadır.
- Ticari krediler (vadeli mal alım veya satımı şeklindeki krediler)
- Krediler (Nakit krediler)
- Döviz mevcutları ve mevduat hesapları
- Diğer varlık ve yükümlülükler
v) Rezerv varlıklar
Rezerv varlıklar,
-Parasal Altın
-Özel Çekme Hakkı (SDR)
-Fon Nezdindeki Rezerv Pozisyonu
-Döviz Rezervleri
-Diğer Alacak Hakları
başlıklarında sınıflandırılmaktadır .
Parasal Altın Rezervleri: Ülkenin parasal yetkilisinin elinde tuttuğu parasal altın rezervleridir.
Özel Çekme Hakları (SDR): IMF tarafından yaratılan ve üye ülkelerin kotaları çerçevesinde üye ülkelere rezerv sağlamak amacıyla tahsis edilen bir uluslararası rezerv şeklidir.
IMF Nezdindeki Rezerv Pozisyonu: Üye ülkelerin IMF'deki rezerv pozisyonları, üye ülkelerin kredi dilimlerinden satın alışlarının toplamı olup, üye ülkeye her an ödenebilen tutarlardır. IMF’den satın alınan tutarlar, döviz rezervlerinde artış, rezerv pozisyonunda azalışı göstermektedir.
Döviz Rezervleri: Döviz rezervleri, parasal otoritenin elinde tuttuğu ödemelerde hemen kullanılabilecek yabancı paralar, menkul kıymetler ile yurtdışında geçerli çek, poliçe, senet ve benzeri ödeme araçlarından oluşmaktadır.
Diğer Alacak Hakları: Rezerv varlıklar içerisinde yukarıda sınıflananlar dışında kalan diğer rezerv varlıklarıdır. Örneğin, bankaların elinde tuttuğu rezerv varlıkların parasal yetkilinin kontrolüne girmesi durumunda bu başlıkta kaydedilir.
3. Net Hata ve Noksan
Ödemeler dengesinin her işlemin iki ayrı işaretle (alacak ve borç kaydı) kaydedildiği bir muhasebe sistemi olması nedeniyle, ödemeler dengesi konusu her işlem, mahiyeti itibariyle ilgili kaleme kaydedilirken, karşı kaydının da bir başka kalemde yer alması, başka bir deyişle, her işlemin eşit değerde alacak ve borç kayıtlarıyla kaydedilmesi, böylece “Cari İşlemler Hesabı”nın her zaman “Sermaye ve Finans Hesapları” kalemine mutlak değer olarak eşit olması gerekmektedir.
Ancak, uygulamada; bu teorik sonuca ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta; sonuç itibariyle oluşan farklar Net Hata ve Noksan (NHN) kalemine “kalıntı” şeklinde yansımaktadır.
Örneğin dış ticarete ilişkin mal hareketlerinin gümrük kayıtlarından elde edilmesine karşın ödemelerin banka kayıtlarından alınması, işlemlerin karşılıklı kayıtlarının aynı değerle kaydedilmesini zorlaştırmaktadır.
Gümrük kayıtlarında fatura değerine göre 100 birim olarak görülen ihracat mal bedelinin, ihracatçının yurtiçinde yerleşik bankadaki hesabına 70 birim olarak gelmesi, kalan 30 birim tutarındaki kısmının ise yurtdışındaki bir banka nezdindeki hesabında kalması halinde, bankalar sisteminden alınan veriler içerisinde görülmeyen 30 birimlik tutar NHN kalemine yansımaktadır. Bu şekilde oluşan NHN ancak 30 birimlik tutarın da yurda getirilmesi halinde daha sonraki bir dönemde giderilmektedir.
NHN kaleminin varlığına neden olabilecek bir diğer örnek turizm gelir ve giderlerinin hesaplanabilmesi için yürütülen anket çalışmaları olabilmektedir. Anket sonucundan hesaplanan 100 birimlik turizm gelir veya gideri, banka varlıklarında 100 birimlik artış veya azalış olarak yansımamışsa aradaki fark NHN kaleminde görülecektir.
Sonuç olarak denge; alacak veya borç kayıtlarının birbirine eşit olmaması sonucunda ortaya çıkan farkın “Net Hata ve Noksan - NHN” kalemine yansıması ile gerçekleşmektedir. Diğer bir ifadeyle, NHN kalemi ayrıca hesaplanan bir kalem olmayıp, (+) ve (-) kayıtların arasındaki farktan oluşan bir kalıntıdır.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
Özetle, cari işlemler; reel kaynaklarla (mal, hizmet, gelir) ilgili işlemleri ve cari transferleri; sermaye ve finans hesapları da reel kaynak akımlarının finansmanını (genellikle sermaye transferi ya da finansal araçlara ilişkin işlemler aracılığıyla) gösterir.
1 Cari İşlemler Hesabı
a Mal ve Hizmetler
b Gelirler
c Cari Transferler
2 Sermaye ve Finans Hesapları
a Sermaye Hesabı
i Sermaye Transferleri
ii Üretilmeyen, Finansal Olmayan Varlıklar
b Finans Hesabı
i Doğrudan Yatırımlar
ii Portfoy Yatırımları
iii Finansal Türevler
iiii Diğer Yatırımlar
iiiii Rezerv Varlıklar
3 Net Hata ve Noksan
1. Cari İşlemler Hesabı
Cari hesaptaki önemli kalemler aşağıdaki gibidir.
a) Mal ve Hizmetler
b) Gelirler
c) Cari Transferler (Karşılıksız Transferler)
a) Mal ve Hizmetler
i) Mallar
Mallar; genel mal ticareti, işlem gören mallar, onarım gören mallar, taşıtlar için limanlarda sağlanan mallar ve parasal olmayan (ticari altın) altını kapsar.
Dış ticaret akımları “Özel Ticaret” veya “Genel Ticaret” sistemleri çerçevesinde belirlenmekte olup ülkelere göre değişim gösterebilmektedir. Özel ticaret sistemi gümrüklerden giriş çıkış yapan malları kapsamakta bu nedenle, ülke sınırları içerisinde yer alan serbest bölgelere sınır dışından gelen ve giden mallar sistem dışında bırakılmaktadır. Oysa genel ticaret sistemi milli sınırlardan giren ya da çıkan tüm malları dikkate almaktadır.
ii) Hizmetler
Hizmet ihraç ve ithaline ilişkin gelir ve giderlerin kaydedildiği ana hesaptır. Kapsamını, Taşımacılık (navlun dahil), Turizm gelir ve giderleri, Haberleşme hizmetleri, İnşaat hizmetleri, Sigorta hizmetleri, Finansal hizmetler, Bilgisayar ve Bilgi hizmetleri, Patent ve Lisans Komisyonları, Ticari ve Ticaret Bağlantılı Diğer hizmetler, Finansal Kiralama hizmetleri, Çeşitli Teknik hizmetler, Kişisel, Kültürel ve Eğitsel hizmetler ile Resmi hizmetler oluşturur.
b) Gelirler
Çalışanların ücretleri, doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan elde edilen gelir ve ödenen tutarları içermektedir. Bu kalem doğrudan yatırımlar ile ilgili olarak hisse gelirleri, kar payları, sermayeye katılan kazançlar ile şirketlerarası diğer yatırımlardan doğan gelir ve giderleri içermektedir. Portföy yatırımlarında da hisse senetlerinden elde edilen gelirler (kar), tahvil ve benzeri borç enstrümanları ile ilgili gelir ve giderleri (faiz) kapsamaktadır. Diğer yatırımlarda ise diğer borçlanma ile ilgili gelir ve giderler (faiz) kaydedilmektedir.
c) Cari transferler
Ekonomiye mal, hizmet ya da para girişi gerçekleştiği halde, bu girişler karşılığında kaynak transferi yapılmayan transferleri içermektedir.
Bu kalemin sektörlere göre dağılımı;
- Genel Hükümet (hibe, vb.)
- Diğer Sektörler (işçi havaleleri ve diğer transferler)
şeklinde yapılmaktadır.
2. Sermaye ve Finans Hesapları
Bu kalem Sermaye Hesapları ve Finans Hesapları olarak iki gruba ayrılmaktadır.
a) Sermaye Hesabı:
i) Sermaye transferleri (borcun bağışlanması, göçmen transferleri gibi)
ii) Üretilmeyen, finansal olmayan varlıklar (kara parçası gibi maddi varlıklar ile imtiyaz, telif, ticari marka ve kira, lisans gibi transfer edilebilir sözleşmeler gibi maddi olmayan varlıklar)
olarak sınıflandırılmaktadır.
b) Finans Hesapları:
Ödemeler dengesinin diğer önemli bir bölümü de sermaye (finansman) hareketleridir. Özel ve kamu kuruluşları tarafından yapılan kısa ve uzun vadeli uluslararası sermaye akımları bu hesapta incelenmektedir.
Uluslararası ekonomik işlemlerin bir bölümünü sermaye ithal ve ihracı oluşturur. Sermaye hareketleri temel olarak, bir ülkenin dış mali varlıkları ve yükümlülüklerindeki değişmeler ve bu değişmelerin karşılıklı kayıtlarını içermektedir.
Finans Hesapları sermaye şekline göre şöyle sıralanabilir;
i) Doğrudan yatırımlar
ii) Portföy yatırımları
iii) Finansal Türevler
iv) Diğer yatırımlar
v) Rezerv varlıklar
“Rezerv Varlıklar” hariç diğer kalemler, Varlık ve Yükümlülük ayrımında,
“Doğrudan Yatırımlar” yatırımın yönüne göre;
“Portföy Yatırımları” sektör ve enstrümana göre;
“Finansal Türevler” sektörlere göre;
“Diğer Yatırımlar” ise enstrüman, sektör ve vadeye göre;
alt gruplara ayrılmaktadır.
Sektörler,
- Parasal otorite (Merkez Bankası)
- Merkezi Hükümet (Hükümet ve ona bağlı teşkilatlar, mahalli idareler vb.)
- Bankalar (Kamu ve özel bankalar)
- Diğer sektörler (Kamu ve özel kuruluşlar)
Vadeler ise,
- Vadesi 1 yıla kadar olanlar kısa vade
- Vadesi 1 yıldan uzun olanlar ise uzun vade
olarak belirlenmektedir.
i) Doğrudan yatırımlar
Doğrudan yatırım, yatırımcının yerleşiği olduğu ekonomi dışındaki bir ekonomide yaptığı uzun vadeli yatırımı gösterir. Burada yatırımcının kuruluşun sermayesinde % 10’dan (dahil) fazla paya sahip olması veya yönetiminde söz sahibi olması esastır.
Doğrudan yatırım kalemi, yabancı sermaye yatırımının yapıldığı ülke ve yabancı sermayeyi getiren ülke ayrımında, Sermaye, Kârın Sermayeye Katılımı, Diğer Sermaye olarak sınıflandırılmaktadır.
- Sermaye: Doğrudan yatırımcının ana merkezinin bulunduğu ekonomi dışındaki ekonomilerde yeni bir şirket kurulması, mevcut şirketlere iştirak edilmesi için getirdiği sermayeyi,
- Kârın Sermayeye Katılımı: Doğrudan yatırımlardan elde edilen kârların dağıtılmaksızın sermayeye ilave edilmesini,
- Diğer Sermaye: Ana şirket ile yatırım yapılan şirket arasındaki borçlanmadan doğan yatırımları ifade etmektedir.
ii) Portföy yatırımları
Kısaca menkul değerlere yapılan yatırımlar olarak tanımlanan portföy yatırımları, genellikle devlet ya da özel kuruluşların bono ve tahvilleri ile hisse senedi ve diğer para piyasası araçlarını içermektedir.
Doğrudan yatırım ile portföy yatırımları arasında bazı önemli farklılıklar vardır. En önemli fark, yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi ve denetimi konusudur. Doğrudan yatırım durumunda, şirket yönetimi ve denetiminde etkili olunmaktadır. Oysa, portföy yatırımlarında yerleşik şirket üzerinde yönetim hakkı veya denetim söz konusu değildir; bu yolla yerleşik şirket uluslararası piyasalardan kaynak sağlamış olur. İkinci önemli fark, doğrudan yatırımlarda yatırımcının yatırım sermayesinin yanı sıra üretim teknolojisi ve işletmecilik bilgisini de beraberinde getirebilmesi, portföy yatırımlarında ise yabancı yatırımcının sermayeden başka bir katkıda bulunmamasıdır.
Portföy yatırımları kalemi varlık ve yükümlülük ana başlıkları altında;
- Hisse Senetleri
- Borç Senetleri
ayrımında ve sektörel dağılımı da içerecek şekilde sınıflandırılmaktadır.
iii) Finansal Türevler
Finansal türevler, bir dayanak varlığın değerine bağlı ancak bu dayanak varlıktan bağımsız olarak alım-satımı yapılan finansal araçlardır. Türev işlemler, ileri bir tarihte yapılacak alım-satımın şartlarını bugünden belirleyen ve tarafları hukuki olarak bağlayan sözleşmeler ile gerçekleştirilir. Bu sözleşmeler ödemeler dengesi metodolojisine göre vadeli ve opsiyon tipi sözleşmeler olmak üzere iki temel grupta toplanır.
iv) Diğer Yatırımlar
Doğrudan yatırım, portföy yatırımları, finansal türevler ve rezerv dışında kalan diğer tüm sermaye hareketleri bu bölümde yer almaktadır.
Portföy yatırımlarında olduğu gibi, varlık ve yükümlülük ayrımında, türlerine ve sektörüne göre alt ayrımlar bulunmaktadır.
- Ticari krediler (vadeli mal alım veya satımı şeklindeki krediler)
- Krediler (Nakit krediler)
- Döviz mevcutları ve mevduat hesapları
- Diğer varlık ve yükümlülükler
v) Rezerv varlıklar
Rezerv varlıklar,
-Parasal Altın
-Özel Çekme Hakkı (SDR)
-Fon Nezdindeki Rezerv Pozisyonu
-Döviz Rezervleri
-Diğer Alacak Hakları
başlıklarında sınıflandırılmaktadır .
Parasal Altın Rezervleri: Ülkenin parasal yetkilisinin elinde tuttuğu parasal altın rezervleridir.
Özel Çekme Hakları (SDR): IMF tarafından yaratılan ve üye ülkelerin kotaları çerçevesinde üye ülkelere rezerv sağlamak amacıyla tahsis edilen bir uluslararası rezerv şeklidir.
IMF Nezdindeki Rezerv Pozisyonu: Üye ülkelerin IMF'deki rezerv pozisyonları, üye ülkelerin kredi dilimlerinden satın alışlarının toplamı olup, üye ülkeye her an ödenebilen tutarlardır. IMF’den satın alınan tutarlar, döviz rezervlerinde artış, rezerv pozisyonunda azalışı göstermektedir.
Döviz Rezervleri: Döviz rezervleri, parasal otoritenin elinde tuttuğu ödemelerde hemen kullanılabilecek yabancı paralar, menkul kıymetler ile yurtdışında geçerli çek, poliçe, senet ve benzeri ödeme araçlarından oluşmaktadır.
Diğer Alacak Hakları: Rezerv varlıklar içerisinde yukarıda sınıflananlar dışında kalan diğer rezerv varlıklarıdır. Örneğin, bankaların elinde tuttuğu rezerv varlıkların parasal yetkilinin kontrolüne girmesi durumunda bu başlıkta kaydedilir.
3. Net Hata ve Noksan
Ödemeler dengesinin her işlemin iki ayrı işaretle (alacak ve borç kaydı) kaydedildiği bir muhasebe sistemi olması nedeniyle, ödemeler dengesi konusu her işlem, mahiyeti itibariyle ilgili kaleme kaydedilirken, karşı kaydının da bir başka kalemde yer alması, başka bir deyişle, her işlemin eşit değerde alacak ve borç kayıtlarıyla kaydedilmesi, böylece “Cari İşlemler Hesabı”nın her zaman “Sermaye ve Finans Hesapları” kalemine mutlak değer olarak eşit olması gerekmektedir.
Ancak, uygulamada; bu teorik sonuca ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta; sonuç itibariyle oluşan farklar Net Hata ve Noksan (NHN) kalemine “kalıntı” şeklinde yansımaktadır.
Örneğin dış ticarete ilişkin mal hareketlerinin gümrük kayıtlarından elde edilmesine karşın ödemelerin banka kayıtlarından alınması, işlemlerin karşılıklı kayıtlarının aynı değerle kaydedilmesini zorlaştırmaktadır.
Gümrük kayıtlarında fatura değerine göre 100 birim olarak görülen ihracat mal bedelinin, ihracatçının yurtiçinde yerleşik bankadaki hesabına 70 birim olarak gelmesi, kalan 30 birim tutarındaki kısmının ise yurtdışındaki bir banka nezdindeki hesabında kalması halinde, bankalar sisteminden alınan veriler içerisinde görülmeyen 30 birimlik tutar NHN kalemine yansımaktadır. Bu şekilde oluşan NHN ancak 30 birimlik tutarın da yurda getirilmesi halinde daha sonraki bir dönemde giderilmektedir.
NHN kaleminin varlığına neden olabilecek bir diğer örnek turizm gelir ve giderlerinin hesaplanabilmesi için yürütülen anket çalışmaları olabilmektedir. Anket sonucundan hesaplanan 100 birimlik turizm gelir veya gideri, banka varlıklarında 100 birimlik artış veya azalış olarak yansımamışsa aradaki fark NHN kaleminde görülecektir.
Sonuç olarak denge; alacak veya borç kayıtlarının birbirine eşit olmaması sonucunda ortaya çıkan farkın “Net Hata ve Noksan - NHN” kalemine yansıması ile gerçekleşmektedir. Diğer bir ifadeyle, NHN kalemi ayrıca hesaplanan bir kalem olmayıp, (+) ve (-) kayıtların arasındaki farktan oluşan bir kalıntıdır.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
Ödemeler Dengesi İstatistiği İlkeleri
1. Çift Kayıt Sistemi
Ödemeler dengesinde ana ilke, her bir işlemin eşit değerde iki ayrı kaleme iki kayıt ile çift kayıt muhasebe sistemine uygun olarak kaydedilmesidir. Bu kalemlerin biri pozitif (+) işaretle gösterilen alacak kaydı, diğeri ise negatif (-) işaretle gösterilen borç kaydıdır.
Başka bir deyişle, çift kayıt muhasebe sistemine göre her ekonomik işlemin bir “Alacak” bir de “Borç” olmak üzere iki kaydı gerekmektedir.
Ödemeler dengesi istatistiklerindeki kayıtların içeriği şöyledir;
Alacak (+) kayıtlar;
- Cari işlemlerde, reel kaynak (mal ve hizmet) ihracını
- Sermaye işlemlerinde, yükümlülük artışını veya varlık azalışını
Borç (-) kayıtlar;
- Cari işlemlerde, reel kaynak (mal ve hizmet) ithalini
- Sermaye işlemlerinde, yükümlülük azalışını veya varlık artışını
gösterir.
2. Mülkiyet Değişimi
Çift kayıt prensibi çerçevesinde ekonomik işlemlerin alacak ve borç kayıtları mülkiyet değişiminin gerçekleştiği anda yapılır.
3. Piyasa Değeri
Ekonomik işlemlerin değerlendirilmesinde piyasa fiyatları kullanılır. Piyasa fiyatı, işlemin gerçekleştiği ve alıcı ile satıcının almaya ve satmaya razı oldukları fiyat olarak tanımlanabilir.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
Ödemeler dengesinde ana ilke, her bir işlemin eşit değerde iki ayrı kaleme iki kayıt ile çift kayıt muhasebe sistemine uygun olarak kaydedilmesidir. Bu kalemlerin biri pozitif (+) işaretle gösterilen alacak kaydı, diğeri ise negatif (-) işaretle gösterilen borç kaydıdır.
Başka bir deyişle, çift kayıt muhasebe sistemine göre her ekonomik işlemin bir “Alacak” bir de “Borç” olmak üzere iki kaydı gerekmektedir.
Ödemeler dengesi istatistiklerindeki kayıtların içeriği şöyledir;
Alacak (+) kayıtlar;
- Cari işlemlerde, reel kaynak (mal ve hizmet) ihracını
- Sermaye işlemlerinde, yükümlülük artışını veya varlık azalışını
Borç (-) kayıtlar;
- Cari işlemlerde, reel kaynak (mal ve hizmet) ithalini
- Sermaye işlemlerinde, yükümlülük azalışını veya varlık artışını
gösterir.
2. Mülkiyet Değişimi
Çift kayıt prensibi çerçevesinde ekonomik işlemlerin alacak ve borç kayıtları mülkiyet değişiminin gerçekleştiği anda yapılır.
3. Piyasa Değeri
Ekonomik işlemlerin değerlendirilmesinde piyasa fiyatları kullanılır. Piyasa fiyatı, işlemin gerçekleştiği ve alıcı ile satıcının almaya ve satmaya razı oldukları fiyat olarak tanımlanabilir.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
Ödemeler Dengesi Nedir?
Ödemeler dengesi, geniş anlamıyla, bir ekonomide (ülkede) yerleşik kişilerin (Merkezi hükümet, parasal otorite, bankalar, gerçek ve tüzel kişiler), diğer ekonomilerdeki yerleşik kişilerle (yurtdışında yerleşikler) belli bir dönem içinde yapmış oldukları ekonomik işlemlerin sistematik kayıtlarını elde etmek üzere hazırlanan istatistiki bir rapordur.
Ekonomik işlemler kapsamında şu ana gruplar sayılabilir.
- mal, hizmet ve gelirle ilgili işlemleri,
- finansal varlık ve yükümlülüklerle ilgili işlemleri,
- bir ekonomide yerleşik kişilerden diğer bir ekonomide yerleşik kişilere karşılıksız olarak reel ya da finansal kaynakların sağlandığı transferleri kapsar.
Ödemeler dengesi tanımında iki temel kavram bulunmaktadır. Bunlar ''ekonomi'' ve ''yerleşiklik''tir.
''Ekonomi'' sözcüğü bir hükümet tarafından idare edilen coğrafi bölgeyi ifade eder.
''Yerleşikler'' deyimi ile bir ekonomide bir yıldan fazla süre ile devamlı ve düzenli olarak ikamet eden, o ekonomi içerisinde faaliyette olan kurum ve kişiler ifade edilmektedir.
Ödemeler dengesi istatistikleri aylık, üçer aylık, yıllık gibi belli bir dönem aralığında yurtdışında yerleşik kişilerle gerçekleştirilen ekonomik akımları ölçmektedir. Bu istatistikler yayınlanırken kullanılan hesap birimi, ekonominin kendi para birimi veya uluslararası piyasalarda geçerliliği olan başka bir para birimi olmaktadır. Para birimi seçiminde diğer para birimlerine göre istikrarlı olmasına dikkat edilir.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
Ekonomik işlemler kapsamında şu ana gruplar sayılabilir.
- mal, hizmet ve gelirle ilgili işlemleri,
- finansal varlık ve yükümlülüklerle ilgili işlemleri,
- bir ekonomide yerleşik kişilerden diğer bir ekonomide yerleşik kişilere karşılıksız olarak reel ya da finansal kaynakların sağlandığı transferleri kapsar.
Ödemeler dengesi tanımında iki temel kavram bulunmaktadır. Bunlar ''ekonomi'' ve ''yerleşiklik''tir.
''Ekonomi'' sözcüğü bir hükümet tarafından idare edilen coğrafi bölgeyi ifade eder.
''Yerleşikler'' deyimi ile bir ekonomide bir yıldan fazla süre ile devamlı ve düzenli olarak ikamet eden, o ekonomi içerisinde faaliyette olan kurum ve kişiler ifade edilmektedir.
Ödemeler dengesi istatistikleri aylık, üçer aylık, yıllık gibi belli bir dönem aralığında yurtdışında yerleşik kişilerle gerçekleştirilen ekonomik akımları ölçmektedir. Bu istatistikler yayınlanırken kullanılan hesap birimi, ekonominin kendi para birimi veya uluslararası piyasalarda geçerliliği olan başka bir para birimi olmaktadır. Para birimi seçiminde diğer para birimlerine göre istikrarlı olmasına dikkat edilir.
*Kaynak: TC Merkez Bankası
13 Şubat 2011 Pazar
Ödemeler Bilançosundaki Eksiklikler
Ödemeler bilânçosu bir ülkenin dış ekonomik ilişkilerinin oldukça kullanışlı bir göstergesi olmaktadır. *Dış ödemeler dengesine bakarak, ithalatın dış dünya gelirleriyle karşılanabilir düzeyde mi olduğunu, yoksa bu amaçla borçlanmakta veya döviz rezervlerini mi kullanmakta olduğunu anlayabiliriz. Sanayileşmeye bağlı dış ticaret değişimini analiz etme imkanı sunmaktadır. Bu ve benzeri sorulara ödemeler bilânçosundaki bilgilerle cevaplar bulabilmekteyiz.
Diğer taraftan, ödemeler bilânçosu bilgilerinin taşıdığı bazı sorunlar mevcuttur. Öncelikle istatistik biliminin bir gerçeği olarak verilerin doğruluğu konusunda net bir şey söylemek söz konusu olmaz. Mallar sınırdan geçerken kayıtlarını tutmak kolaydır, fakat hizmet hareketleri, portfolyo ve doğrudan sermaye yatırımlarını aynı şekilde kayıt altına alabilmek kolay olmamaktadır.
Ayrıca bu sakınca giderilmiş olsa bile ödemeler bilânçosu tekniği kaynaklı bazı sınırlandırmalar bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
Ödemeler bilânçosu, belirli bir ana kadar ülkenin birikmiş dış borç ve alacaklarını göstermez. Özetle, ödemeler dengesi bir akım kavramıdır. Yalnızca bir yıl içindeki ekonomik ve mali işlemlerin doğurduğu net açık veya fazlayı ortaya koyar, geçmişteki borç veya alacakla ilgilenmez.
Bir ülkenin o güne kadar birikmiş dış borç ve dış alacaklarını gösteren tabloya ise “uluslararası borçluluk dengesi” (balance of indebtedness) denilmektedir. Uluslararası borçluluk dengesi, dış borç veya varlıkları sürelerine, türlerine göre alacaklı ve borçlu olarak sınıflandırır.
Örnek olarak, özel dış borçların (varlıkların) hangi oranlarda doğrudan yatırımlardan, portfolyo yatırımlarından (tahvil ve hisse senedi) veya kısa süreli sermaye araçlarından oluştuğunun bilinmesinde yarar vardır. Daha sonra, resmi borç ve varlıkların ne kadarının diğer ülke ya da uluslararası kuruluşlarla ilgili olduğunu, bunların hangi yabancı paralara bağlı bulunduklarını bilmek de büyük önem taşımaktadır.
Sözü edilen bilgiler ödemeler bilânçosu istatistiklerinden elde edilemez. Bu bilgiler için uluslararası borçluluk dengesi göstergesini oluşturmak gereklidir.
Bu açıklamalara istinaden söylenebilir ki, ödemeler dengesi açık ve fazlaları dış ekonomik ilişkilerdeki “gerçek” bir dengesizliği de göstermemektedir. Ülkeler gümrük tarifeleri, kotalar ve kambiyo denetimi gibi kısıtlamalar vasıtasıyla uluslararası mal ve sermaye akımlarını sınırlandırabilirler. Bu nedenle ödemeler dengesinin gösterdiği açıklar “fiili” (görünür) açıklar olmaktadır. “Potansiyel” açıkların saptanabilmesi için ödemeler dengesi kayıtlarının ötesine geçmek gereklidir, yani uygulanan ticaret ve kambiyo politikalarının kısıtlayıcı etkilerini tahmin etmek gereklidir.
Ödemeler bilânçosu dış ticaretin bileşimi ve ülkelere göre dağılışı konusunda da bilgi vermemektedir. Ancak bir ülke, bölge veya para alanlarıyla yapılan ticaretlerin incelenmesi bu bağlamda büyük faydalar sağlayabilir.
Bunun yanısıra, ödemeler bilânçosundan elde edilecek bilgilerden dış ticaretin içindeki değişmeler de izlenemez. Fakat, kalkınan bir ülkede, ihracatta sanayi ürünlerinin payının arttırılması, ithalatta ağırlıklı olarak tüketim malları yerine hammadde ve yatırım mallarına yönelme gibi gelişmelerin incelenmesi arzulanmaktadır.
Diğer taraftan, ödemeler bilânçosu bilgilerinin taşıdığı bazı sorunlar mevcuttur. Öncelikle istatistik biliminin bir gerçeği olarak verilerin doğruluğu konusunda net bir şey söylemek söz konusu olmaz. Mallar sınırdan geçerken kayıtlarını tutmak kolaydır, fakat hizmet hareketleri, portfolyo ve doğrudan sermaye yatırımlarını aynı şekilde kayıt altına alabilmek kolay olmamaktadır.
Ayrıca bu sakınca giderilmiş olsa bile ödemeler bilânçosu tekniği kaynaklı bazı sınırlandırmalar bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
Ödemeler bilânçosu, belirli bir ana kadar ülkenin birikmiş dış borç ve alacaklarını göstermez. Özetle, ödemeler dengesi bir akım kavramıdır. Yalnızca bir yıl içindeki ekonomik ve mali işlemlerin doğurduğu net açık veya fazlayı ortaya koyar, geçmişteki borç veya alacakla ilgilenmez.
Bir ülkenin o güne kadar birikmiş dış borç ve dış alacaklarını gösteren tabloya ise “uluslararası borçluluk dengesi” (balance of indebtedness) denilmektedir. Uluslararası borçluluk dengesi, dış borç veya varlıkları sürelerine, türlerine göre alacaklı ve borçlu olarak sınıflandırır.
Örnek olarak, özel dış borçların (varlıkların) hangi oranlarda doğrudan yatırımlardan, portfolyo yatırımlarından (tahvil ve hisse senedi) veya kısa süreli sermaye araçlarından oluştuğunun bilinmesinde yarar vardır. Daha sonra, resmi borç ve varlıkların ne kadarının diğer ülke ya da uluslararası kuruluşlarla ilgili olduğunu, bunların hangi yabancı paralara bağlı bulunduklarını bilmek de büyük önem taşımaktadır.
Sözü edilen bilgiler ödemeler bilânçosu istatistiklerinden elde edilemez. Bu bilgiler için uluslararası borçluluk dengesi göstergesini oluşturmak gereklidir.
Bu açıklamalara istinaden söylenebilir ki, ödemeler dengesi açık ve fazlaları dış ekonomik ilişkilerdeki “gerçek” bir dengesizliği de göstermemektedir. Ülkeler gümrük tarifeleri, kotalar ve kambiyo denetimi gibi kısıtlamalar vasıtasıyla uluslararası mal ve sermaye akımlarını sınırlandırabilirler. Bu nedenle ödemeler dengesinin gösterdiği açıklar “fiili” (görünür) açıklar olmaktadır. “Potansiyel” açıkların saptanabilmesi için ödemeler dengesi kayıtlarının ötesine geçmek gereklidir, yani uygulanan ticaret ve kambiyo politikalarının kısıtlayıcı etkilerini tahmin etmek gereklidir.
Ödemeler bilânçosu dış ticaretin bileşimi ve ülkelere göre dağılışı konusunda da bilgi vermemektedir. Ancak bir ülke, bölge veya para alanlarıyla yapılan ticaretlerin incelenmesi bu bağlamda büyük faydalar sağlayabilir.
Bunun yanısıra, ödemeler bilânçosundan elde edilecek bilgilerden dış ticaretin içindeki değişmeler de izlenemez. Fakat, kalkınan bir ülkede, ihracatta sanayi ürünlerinin payının arttırılması, ithalatta ağırlıklı olarak tüketim malları yerine hammadde ve yatırım mallarına yönelme gibi gelişmelerin incelenmesi arzulanmaktadır.
8 Şubat 2011 Salı
Ödemeler Bilânçosunun Özellikleri
Balance of Payments
Ödemeler Bilânçosu *bir ülkede yerleşik kişilerin belirli bir dönem boyunca yabancı ülkede yerleşik tüm kişilerle yaptıkları bütün ekonomik işlemlerin sonucunu gösteren sistematik bir kayıt olarak tanımlanabilir.
Ödemeler bilânçosu kayıtları genellikle bir yıllıktır. Ancak bu kayıtları daha kısa süreler için hazırlayan ülkeler de vardır. Örnek vermek gerekirse, ABD’de ödemeler bilânçosu üç aylık (3 months) olarak yayımlanmaktadır.
Ödemeler bilânçosunun belirli bir dönem süresince gerçekleşen işlemleri göstermesi, bu durumun stok değil, akım kavramı ile ilgili olduğunu göstermektedir. Örneğin, ödemeler bilânçosu, ülkenin birikmiş dış borç veya varlıklarının tutarını göstermemektedir. Onun yerine, bunlardaki yıllık değişmeleri göz önüne sermektedir.
Diğer taraftan örneğin, bir yıla ait dış ödeme açıkları o yıl sonunda ülkenin dış borçlarının artmasına veya dış fazlalarının azalmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda dış ödemeler bilânçosu kavramı ticari işletmelerin bilânçolarına değil, kâr-zarar hesaplarına benzerler.
Ödemeler Bilânçosu açısından bazı kavramları irdeleyelim.
a. Ekonomik İşlem ve Ülkede Yerleşik Olma
Ödemeler bilânçosu tanımındaki şu iki kavram dikkat çekmektedir. Bunlar; Ekonomik İşlem (economic transaction) ve Ülkede Yerleşik Olanlar (residents)’dır. Uluslarası ekonomik işlemler, ele alınan ülke ile dış dünya arasındaki mal, hizmet ve faktör akımlarını kapsamaktadır. Faktör akımları da sermaye, emek ve teknolojiden oluşmaktadır.
Geleneksel olarak uluslararası ekonomik işlemlerde mal ve hizmet ticareti ilk sırada anılmaktadır. Fakat özellikle iletişim olanaklarının gelişmesi ve sermaye piyasalarındaki küreselleşme ile birlikte, çoğu ülke için sermaye akımları da ticaret akımları kadar önem taşımaya başlamıştır.
Uluslarası ekonomik işlemlerin sonucunda genel olarak parasal bir ödeme söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda; *mal, hizmet veya teknoloji ihraç eden veya sermaye ithal eden bir ülkeye döviz girecektir. Tersi durumda, *yani mal, hizmet veya teknoloji ithal eden veya sermaye ihraç eden bir ülkeden ise döviz çıkacaktır.
Bununla birlikte, bilinmesi gerekir ki tüm ekonomik işlemler karşılığında bir ödeme yapılmayabilir. Buna örnek olarak, uluslarası şirketin şubeleri arası mal gönderimi veya en basitinden gıda yardımı gibi hibeler gösterilebilir.
Ödemeler bilânçosu tanımı bağlamında, dış dünya ile yapılan ekonomik işlemler ister parasal bir ödeme gerektirsin, isterse gerektirmesin, ödemeler bilânçosuna kaydedilmelidir. Bu durum nedeniyle, dış ödemeler bilânçosu deyimi bu kullanış amacına uygun düşmemektedir. Bu maksatla, uluslararası literatürde bu terim uluslarası ekonomik işlemler dengesi (balance of international economic transactions) olarak kullanılmaktadır. (balance of payments)
Ödemeler bilânçosu tanımında yer alan “ülkede yerleşik olma” (located in the country) deyiminden normal olarak anlaşılan ekonomik faaliyetleri yürüten kişilerin söz konusu ülkede bulunuyor olması anlamı çıkmaktadır.
Hatırlanması gereken nokta, yerleşik olma ile vatandaşlık arasında farkın bulunduğudur. Bir kimse ülkenin vatandaşı olmadığı halde, sürekli oturdukları veya işlerini yürüttükleri yerde yerleşmiş kabul edilebilir. Bu kavramın anlaşılması açısından örnek vermek gerekirse, Almanya’da uzun süreli bir Türk işçi bu ülkede yerleşmiş kabul edilir. Fakat, bu ülkede turist olarak bulunan kişiler ise o ülkeye yerleşik kabul edilmezler. O yüzden o ülkede yapılan harcamaları bir dış ekonomik işlem sayılacak ve ilgili ülkenin ödemeler bilânçosuna kaydedilecektir.
Bununla birlikte, ülkede yerleşik olma durumunun istisnaları da mevcuttur. Bunlar, sürekli olarak görev yapan diplomatlar ve yabancı silahlı kuvvetler mensupları gibi kişiler olmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları harcamalar aynen turist harcamaları gibi değerlendirilir.
Şirketler bağlamında yerleşme durumuna bakarsak, şirketler tüzel kişilikleri gereği kurulduğu ülkede yerleşmiş sayılırlar. Ana merkez dışındaki her şube bulunduğu ülkede yerleşmiş olarak değerlendirilecektir. Buna istinaden, Türkiye’de kurulan bir yabancı şirketin, ödemeler bilânçosunda yerli şirketlerle aynı kefede olacağını bilinmesi önemlidir. *(Yani bu şirketlerin Türkiye’de yaptığı şatışlar Türkiye açısından ithalat kabul edilmez, bu şirketlerin yabancı ülkelere hatta ana merkez ülkesine yaptığı satışlar da Türkiye’nin ödemeler bilânçosuna kayıt edilecektir.)
b. Alacaklı ve Borçlu İşlemler
Yazımızın ilk kısmında belirttiğimiz gibi bir ülkenin dış dünya ile yaptığı her türlü ekonomik işlem ödemeler bilânçosuna kayıt edilmektedir. Fakat, tahmin edilebileceği gibi bir ülke açısından bu rakamlar çok yüksek olabilmektedir.
Bu dağınıklığa karşın, tüm ödemeler sınıflandırma açısından ortak noktalara sahiptir. Öncelikle, bir işlem iki ayrı gruptan birine ait olmak zorundadır. Yani ya bir alacak hakkı, ya da bir borç doğuracaktır.
Birinci gruptakiler “alacaklı işlemler” (credit items)’dir. Bu işlemler ödemeler bilânçosunun aktif kısmına kaydedilirler.
Diğerleri ise “borçlu işlemler” (debit items) olmaktadır. Bunlar da pasif kısımda yer alırlar.
Genel olarak alacaklı işlemler ülkeye bir döviz girişi sağlamaktadırlar. Örnek olarak mal ve hizmet ihracı verilebilir. Bazen ise alacaklı bir işlem yapıldığı halde ülkeye döviz yerine mal girmesi veya ülkede yerleşik birinin dışarıda bir alacak hakkı elde etmeleri gibi durumlar da söz konusu olabilmektedir.
Borçlu işlemler ise genellikle ülkeden döviz çıkışı sonucunu doğurmaktadır. Örnek olarak mal ve hizmet ithali verilebilir.
Sonuç olarak, ödemeler bilânçosu, alacaklı ve borçlu işlemlerin kaydedildiği genel bir hesap görünümünde olmaktadır.
Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta, dış ödemeler bilânçosunun tanımlamasında bir ölçüde karışıklık mevcut olmaktadır. Bunun nedeni vereceğimiz örnekle daha net anlaşılacaktır. Bazen ödemeler bilânçosu, farklı ülkelerde yerleşik kişiler arasında yapılması gerekmez. Örneğin, merkez bankasının piyasada yaptığı döviz satışları yine o ülkedeki kişilere veya mali kurumlara yönelik olmaktadır. Bu tür durumlar gösteriyor ki, ülkenin mali piyasalarına yatırılan yabancı para fonlarının her zaman yurtdışından giriş yaptığı doğru olmamaktadır. Kısaca, o ülkedeki tasarrufçular da dövizle yatırım yapmakta olabilirler. Türkiye’de yerleşik kişilerin bankalarda Döviz Mevduat Hesabı açtırabilmeleri buna bir örnektir. Bu tür yabancı para fonları da, aynen yurtdışından gelen sermaye gibi ödemeler bilânçosuna kaydedilmelidir.
Diğer yandan, ilke olarak aynı grup içinde yer alan işlemlerden alacaklı ve borçlu nitelikte olanlar ödemeler bilânçosuna ayrı ayrı kayıt edilirler. Örneğin, mal ticaretinde hem ihraç, hem de ithal edilen malların gösterilmesi söz konusudur. Merkez bankasında ise rezervlerdeki net değişme gösterilir, yani giren çıkan dövizler ayrı ayrı belirtilmez.
c. Uluslarası Ticari İşlemlerin “İkilik” Özelliği
Her uluslarası ekonomik işlem, ilgili ülkelerden birine fiziki mal ve hizmetlerin devrini, diğerine de bunun karşılığı olan parasal kaynakları talep etme hakkı vermektedir.
Örnek olarak, *mal ihracatı durumunda, ihracatçı ülke ödemenin yapılmasını, ithalatçı ülke de malın devrini isteme hakkına sahip olmaktadır. Aynı şekilde, yabancı tasarruf sahipleri ulusal sermaye piyasasında tahvil alınca, yabancı ülke bu değerli kağıdın mülkiyetini elde ederken, ev sahibi ülke de bunun karşılığı olan dövizleri elde eder.
Bu açıklamalar bağlamında, uluslarası ekonomik ve mali işlemlerin çoğunda böyle bir “ikilik” (duality) olduğunu görebilmekteyiz. Yani bir kayıt tekniği olarak, ödemeler bilânçosu “Çift Kayıtlı Muhasebe Sistemi”ne (double entry book keeping) göre tutulmaktadır.
Bu yöntemde ikilik özelliğine uygun olarak bir borçlu işlem, ilgili hesabın borçlu yanına kaydedildikten sonra, başka bir hesabın da alacaklı kısmına kaydedilir. Aynı şekilde bir alacaklı işlemde hesabın alacaklı kısmına kaydedildiğinde, başka bir hesabın da borçlu kısmında gösterilmiş olacaktır. Neticede, aynı işlemin iki ayrı hesabın ters yanlarına kaydedilmesi gerçekleşmektedir. Bu durum bu işlemlerin denkleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Özet olarak belirtmek gerekirse, çift kayıtlı muhasebe tekniğinin bir özelliği olarak ödemeler bilânçosunun alacaklı kısmın toplamı borçlu kısmın toplamına eşit çıkmalıdır. Bunun anlamı ödemeler bilânçosunun muhasebe kayıtları bağlamında her zaman denk olması demektir. Fakat, elbette ki bu, ekonomik anlamda dış dengenin sağlanmış olduğu anlamına gelmeyecektir. Ekonomik anlamda ödemeler dengesi açığı veya fazlasının bulunabilmesi için, bazı teknik işlemler yapılmalıdır.
d.Otonom ve Denkleştirici İşlemler
Ödemeler bilânçosunun temel hesap grupları, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı ve Resmi Rezervler Hesabı olarak sıralanabilir. Ayrıca İstatistik Farklar diye bilinen tek kalemlik bir hesapta yer almaktadır.
Cari işlemlere mal ve hizmet akımlarıyla ilgili işlemler kaydedilir. Sermaye hesabına da sınır ötesi sermaye işlemleri kaydedilir. Resmi rezervler hesabı ise merkez bankasının piyasaya müdahalede bulunarak yaptığı döviz alım ve satımları sonucu ülkenin resmi uluslararası rezervlerindeki net değişmeyi göstermektedir.
Bu açıklamalara göre cari işlemler ve sermaye hesabı kaydedilen işlemler otonom niteliktedir. Çünkü bunların yapılış nedenleri ödemeler bilânçosu dengesini sağlamak değildir. Aksine ekonomik hayatın normal işleyişine göre yapılan işlemlerdir. Ödemeler bilânçosunda ekonomik anlamda bir açık veya fazla ortaya çıkaran işlemler bunlar olmaktadır. Bu açıdan bu işlemlere “otonom işlemler” (autonomous transactions) denilmektedir. Bazen de “dengesizlik doğuran işlemler” (gap making transactions) denildiği olur.
Diğer taraftan, resmi rezerv değişmeleri “denkleştirici işlemleri” (accommodating transactions) oluşturmaktadır. Merkez Bankasının bu tür işlemler yapması dış dünya ile yürütülen mal, hizmet ve sermaye akımlarının (otonom işlemlerin) sonucuna bağlı olmaktadır. Eğer bir dengesizlik söz konusuysa, doğal olarak Merkez Bankasının müdahalelerine gerek duyulmaktadır. Merkez Bankasının müdahaleleri resmi döviz rezervlerinde net bir artış veya azalış şeklinde sonuçlar doğurmaktadır.
Mesela, *mal ve sermaye biçimindeki otonom işlemlerin neticesinde piyasada döviz talebi döviz arzını aşıyor olsun. Bu duruma istinaden kurlar yükselmeye başlayacaktır. Merkez Bankası kurların bu ölçüde yükselmesini önlemek amacıyla resmi döviz rezervlerini kullanma yoluna gidecektir. Sonuç olarak Merkez Bankası kurlarda yükselmeyi durdurmak için piyasada döviz satışı yapacak ve döviz rezervlerini azaltmış olacaktır.
Tersi durumda, *yani döviz arzının döviz talebini aştığı durumda ise, merkez bankası bu sefer döviz fazlasını satın alarak ülkenin resmi rezervlerini arttırmış olacaktır.
Ülkenin resmi rezerv bulundurması ve iç ve dış piyasa değişikliklerine göre bu rezervlerin yönetimini gerçekleştirmesi Merkez Bankasının normal görevleri arasında sayılmaktadır. Bir ülkenin uluslarası rezervleri genellikle döviz, altın, SDR veya IMF net rezerv pozisyonu şeklinde olmaktadır. Altın ve öteki döviz dışı rezervlerin piyasaya müdahale amacıyla kullanılması için öncelikle döviz dönüştürülmeleri gerekmektedir.
Özet olarak ifade etmek gerekirse, Merkez Bankası müdahaleleri, piyasada bağımsız olarak yürütülen otonom işlemlerin doğurduğu dengesizlikleri gidermek için yapılmaktadır. Bu nedenle, bu tür döviz işlemlerine denkleştirici ve “dengesizlik giderici” (gap-filling) işlemler denilmektedir. Ödemeler bilânçosunda dönem boyunca yapılan tüm müdahaleler teker teker gösterilmez, bunun yerine hepsinin net sonucu olarak resmi rezervlerde bir artış veya azalış olarak gösterilir.
Ödemeler bilânçosu hesaplarında bazen işlemlerin nitelik farklarını göstermek için otonom ve denkleştirici işlemler arasına bir çizgi çekildiği varsayılmaktadır. Otonom işlemler bu çizginin üst kısmında, Denkleştirici işlemler ise bu çizginin altına kaydedildiği tasavvur edilir. Bu nedenle literatürde otonom işlemler için “çizgi üstü” (above the line) işlemleri, denkleştirici olanlar için ise “çizgi altı” (below the line) işlemleri deyimleri de kullanılmaktadır.
Ödemeler dengesi işlemlerinin bu şekilde ayrılması dış açıkların ve dış fazlaların belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü bir dengesizlik doğuran işlemler otonom işlemlerdir. Denkleştirici olanlar ise bu dengesizliklere bağlı olarak Merkez Bankasının gerçekleştiği dış rezervleri doğrudan etkilemektedir. Önümüzdeki günlerde konu hakkında daha detaylı yazıları blogumuzda yayınlayacağım.
Ödemeler Bilânçosu *bir ülkede yerleşik kişilerin belirli bir dönem boyunca yabancı ülkede yerleşik tüm kişilerle yaptıkları bütün ekonomik işlemlerin sonucunu gösteren sistematik bir kayıt olarak tanımlanabilir.
Ödemeler bilânçosu kayıtları genellikle bir yıllıktır. Ancak bu kayıtları daha kısa süreler için hazırlayan ülkeler de vardır. Örnek vermek gerekirse, ABD’de ödemeler bilânçosu üç aylık (3 months) olarak yayımlanmaktadır.
Ödemeler bilânçosunun belirli bir dönem süresince gerçekleşen işlemleri göstermesi, bu durumun stok değil, akım kavramı ile ilgili olduğunu göstermektedir. Örneğin, ödemeler bilânçosu, ülkenin birikmiş dış borç veya varlıklarının tutarını göstermemektedir. Onun yerine, bunlardaki yıllık değişmeleri göz önüne sermektedir.
Diğer taraftan örneğin, bir yıla ait dış ödeme açıkları o yıl sonunda ülkenin dış borçlarının artmasına veya dış fazlalarının azalmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda dış ödemeler bilânçosu kavramı ticari işletmelerin bilânçolarına değil, kâr-zarar hesaplarına benzerler.
Ödemeler Bilânçosu açısından bazı kavramları irdeleyelim.
a. Ekonomik İşlem ve Ülkede Yerleşik Olma
Ödemeler bilânçosu tanımındaki şu iki kavram dikkat çekmektedir. Bunlar; Ekonomik İşlem (economic transaction) ve Ülkede Yerleşik Olanlar (residents)’dır. Uluslarası ekonomik işlemler, ele alınan ülke ile dış dünya arasındaki mal, hizmet ve faktör akımlarını kapsamaktadır. Faktör akımları da sermaye, emek ve teknolojiden oluşmaktadır.
Geleneksel olarak uluslararası ekonomik işlemlerde mal ve hizmet ticareti ilk sırada anılmaktadır. Fakat özellikle iletişim olanaklarının gelişmesi ve sermaye piyasalarındaki küreselleşme ile birlikte, çoğu ülke için sermaye akımları da ticaret akımları kadar önem taşımaya başlamıştır.
Uluslarası ekonomik işlemlerin sonucunda genel olarak parasal bir ödeme söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda; *mal, hizmet veya teknoloji ihraç eden veya sermaye ithal eden bir ülkeye döviz girecektir. Tersi durumda, *yani mal, hizmet veya teknoloji ithal eden veya sermaye ihraç eden bir ülkeden ise döviz çıkacaktır.
Bununla birlikte, bilinmesi gerekir ki tüm ekonomik işlemler karşılığında bir ödeme yapılmayabilir. Buna örnek olarak, uluslarası şirketin şubeleri arası mal gönderimi veya en basitinden gıda yardımı gibi hibeler gösterilebilir.
Ödemeler bilânçosu tanımı bağlamında, dış dünya ile yapılan ekonomik işlemler ister parasal bir ödeme gerektirsin, isterse gerektirmesin, ödemeler bilânçosuna kaydedilmelidir. Bu durum nedeniyle, dış ödemeler bilânçosu deyimi bu kullanış amacına uygun düşmemektedir. Bu maksatla, uluslararası literatürde bu terim uluslarası ekonomik işlemler dengesi (balance of international economic transactions) olarak kullanılmaktadır. (balance of payments)
Ödemeler bilânçosu tanımında yer alan “ülkede yerleşik olma” (located in the country) deyiminden normal olarak anlaşılan ekonomik faaliyetleri yürüten kişilerin söz konusu ülkede bulunuyor olması anlamı çıkmaktadır.
Hatırlanması gereken nokta, yerleşik olma ile vatandaşlık arasında farkın bulunduğudur. Bir kimse ülkenin vatandaşı olmadığı halde, sürekli oturdukları veya işlerini yürüttükleri yerde yerleşmiş kabul edilebilir. Bu kavramın anlaşılması açısından örnek vermek gerekirse, Almanya’da uzun süreli bir Türk işçi bu ülkede yerleşmiş kabul edilir. Fakat, bu ülkede turist olarak bulunan kişiler ise o ülkeye yerleşik kabul edilmezler. O yüzden o ülkede yapılan harcamaları bir dış ekonomik işlem sayılacak ve ilgili ülkenin ödemeler bilânçosuna kaydedilecektir.
Bununla birlikte, ülkede yerleşik olma durumunun istisnaları da mevcuttur. Bunlar, sürekli olarak görev yapan diplomatlar ve yabancı silahlı kuvvetler mensupları gibi kişiler olmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları harcamalar aynen turist harcamaları gibi değerlendirilir.
Şirketler bağlamında yerleşme durumuna bakarsak, şirketler tüzel kişilikleri gereği kurulduğu ülkede yerleşmiş sayılırlar. Ana merkez dışındaki her şube bulunduğu ülkede yerleşmiş olarak değerlendirilecektir. Buna istinaden, Türkiye’de kurulan bir yabancı şirketin, ödemeler bilânçosunda yerli şirketlerle aynı kefede olacağını bilinmesi önemlidir. *(Yani bu şirketlerin Türkiye’de yaptığı şatışlar Türkiye açısından ithalat kabul edilmez, bu şirketlerin yabancı ülkelere hatta ana merkez ülkesine yaptığı satışlar da Türkiye’nin ödemeler bilânçosuna kayıt edilecektir.)
b. Alacaklı ve Borçlu İşlemler
Yazımızın ilk kısmında belirttiğimiz gibi bir ülkenin dış dünya ile yaptığı her türlü ekonomik işlem ödemeler bilânçosuna kayıt edilmektedir. Fakat, tahmin edilebileceği gibi bir ülke açısından bu rakamlar çok yüksek olabilmektedir.
Bu dağınıklığa karşın, tüm ödemeler sınıflandırma açısından ortak noktalara sahiptir. Öncelikle, bir işlem iki ayrı gruptan birine ait olmak zorundadır. Yani ya bir alacak hakkı, ya da bir borç doğuracaktır.
Birinci gruptakiler “alacaklı işlemler” (credit items)’dir. Bu işlemler ödemeler bilânçosunun aktif kısmına kaydedilirler.
Diğerleri ise “borçlu işlemler” (debit items) olmaktadır. Bunlar da pasif kısımda yer alırlar.
Genel olarak alacaklı işlemler ülkeye bir döviz girişi sağlamaktadırlar. Örnek olarak mal ve hizmet ihracı verilebilir. Bazen ise alacaklı bir işlem yapıldığı halde ülkeye döviz yerine mal girmesi veya ülkede yerleşik birinin dışarıda bir alacak hakkı elde etmeleri gibi durumlar da söz konusu olabilmektedir.
Borçlu işlemler ise genellikle ülkeden döviz çıkışı sonucunu doğurmaktadır. Örnek olarak mal ve hizmet ithali verilebilir.
Sonuç olarak, ödemeler bilânçosu, alacaklı ve borçlu işlemlerin kaydedildiği genel bir hesap görünümünde olmaktadır.
Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta, dış ödemeler bilânçosunun tanımlamasında bir ölçüde karışıklık mevcut olmaktadır. Bunun nedeni vereceğimiz örnekle daha net anlaşılacaktır. Bazen ödemeler bilânçosu, farklı ülkelerde yerleşik kişiler arasında yapılması gerekmez. Örneğin, merkez bankasının piyasada yaptığı döviz satışları yine o ülkedeki kişilere veya mali kurumlara yönelik olmaktadır. Bu tür durumlar gösteriyor ki, ülkenin mali piyasalarına yatırılan yabancı para fonlarının her zaman yurtdışından giriş yaptığı doğru olmamaktadır. Kısaca, o ülkedeki tasarrufçular da dövizle yatırım yapmakta olabilirler. Türkiye’de yerleşik kişilerin bankalarda Döviz Mevduat Hesabı açtırabilmeleri buna bir örnektir. Bu tür yabancı para fonları da, aynen yurtdışından gelen sermaye gibi ödemeler bilânçosuna kaydedilmelidir.
Diğer yandan, ilke olarak aynı grup içinde yer alan işlemlerden alacaklı ve borçlu nitelikte olanlar ödemeler bilânçosuna ayrı ayrı kayıt edilirler. Örneğin, mal ticaretinde hem ihraç, hem de ithal edilen malların gösterilmesi söz konusudur. Merkez bankasında ise rezervlerdeki net değişme gösterilir, yani giren çıkan dövizler ayrı ayrı belirtilmez.
c. Uluslarası Ticari İşlemlerin “İkilik” Özelliği
Her uluslarası ekonomik işlem, ilgili ülkelerden birine fiziki mal ve hizmetlerin devrini, diğerine de bunun karşılığı olan parasal kaynakları talep etme hakkı vermektedir.
Örnek olarak, *mal ihracatı durumunda, ihracatçı ülke ödemenin yapılmasını, ithalatçı ülke de malın devrini isteme hakkına sahip olmaktadır. Aynı şekilde, yabancı tasarruf sahipleri ulusal sermaye piyasasında tahvil alınca, yabancı ülke bu değerli kağıdın mülkiyetini elde ederken, ev sahibi ülke de bunun karşılığı olan dövizleri elde eder.
Bu açıklamalar bağlamında, uluslarası ekonomik ve mali işlemlerin çoğunda böyle bir “ikilik” (duality) olduğunu görebilmekteyiz. Yani bir kayıt tekniği olarak, ödemeler bilânçosu “Çift Kayıtlı Muhasebe Sistemi”ne (double entry book keeping) göre tutulmaktadır.
Bu yöntemde ikilik özelliğine uygun olarak bir borçlu işlem, ilgili hesabın borçlu yanına kaydedildikten sonra, başka bir hesabın da alacaklı kısmına kaydedilir. Aynı şekilde bir alacaklı işlemde hesabın alacaklı kısmına kaydedildiğinde, başka bir hesabın da borçlu kısmında gösterilmiş olacaktır. Neticede, aynı işlemin iki ayrı hesabın ters yanlarına kaydedilmesi gerçekleşmektedir. Bu durum bu işlemlerin denkleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Özet olarak belirtmek gerekirse, çift kayıtlı muhasebe tekniğinin bir özelliği olarak ödemeler bilânçosunun alacaklı kısmın toplamı borçlu kısmın toplamına eşit çıkmalıdır. Bunun anlamı ödemeler bilânçosunun muhasebe kayıtları bağlamında her zaman denk olması demektir. Fakat, elbette ki bu, ekonomik anlamda dış dengenin sağlanmış olduğu anlamına gelmeyecektir. Ekonomik anlamda ödemeler dengesi açığı veya fazlasının bulunabilmesi için, bazı teknik işlemler yapılmalıdır.
d.Otonom ve Denkleştirici İşlemler
Ödemeler bilânçosunun temel hesap grupları, Cari İşlemler Hesabı, Sermaye Hesabı ve Resmi Rezervler Hesabı olarak sıralanabilir. Ayrıca İstatistik Farklar diye bilinen tek kalemlik bir hesapta yer almaktadır.
Cari işlemlere mal ve hizmet akımlarıyla ilgili işlemler kaydedilir. Sermaye hesabına da sınır ötesi sermaye işlemleri kaydedilir. Resmi rezervler hesabı ise merkez bankasının piyasaya müdahalede bulunarak yaptığı döviz alım ve satımları sonucu ülkenin resmi uluslararası rezervlerindeki net değişmeyi göstermektedir.
Bu açıklamalara göre cari işlemler ve sermaye hesabı kaydedilen işlemler otonom niteliktedir. Çünkü bunların yapılış nedenleri ödemeler bilânçosu dengesini sağlamak değildir. Aksine ekonomik hayatın normal işleyişine göre yapılan işlemlerdir. Ödemeler bilânçosunda ekonomik anlamda bir açık veya fazla ortaya çıkaran işlemler bunlar olmaktadır. Bu açıdan bu işlemlere “otonom işlemler” (autonomous transactions) denilmektedir. Bazen de “dengesizlik doğuran işlemler” (gap making transactions) denildiği olur.
Diğer taraftan, resmi rezerv değişmeleri “denkleştirici işlemleri” (accommodating transactions) oluşturmaktadır. Merkez Bankasının bu tür işlemler yapması dış dünya ile yürütülen mal, hizmet ve sermaye akımlarının (otonom işlemlerin) sonucuna bağlı olmaktadır. Eğer bir dengesizlik söz konusuysa, doğal olarak Merkez Bankasının müdahalelerine gerek duyulmaktadır. Merkez Bankasının müdahaleleri resmi döviz rezervlerinde net bir artış veya azalış şeklinde sonuçlar doğurmaktadır.
Mesela, *mal ve sermaye biçimindeki otonom işlemlerin neticesinde piyasada döviz talebi döviz arzını aşıyor olsun. Bu duruma istinaden kurlar yükselmeye başlayacaktır. Merkez Bankası kurların bu ölçüde yükselmesini önlemek amacıyla resmi döviz rezervlerini kullanma yoluna gidecektir. Sonuç olarak Merkez Bankası kurlarda yükselmeyi durdurmak için piyasada döviz satışı yapacak ve döviz rezervlerini azaltmış olacaktır.
Tersi durumda, *yani döviz arzının döviz talebini aştığı durumda ise, merkez bankası bu sefer döviz fazlasını satın alarak ülkenin resmi rezervlerini arttırmış olacaktır.
Ülkenin resmi rezerv bulundurması ve iç ve dış piyasa değişikliklerine göre bu rezervlerin yönetimini gerçekleştirmesi Merkez Bankasının normal görevleri arasında sayılmaktadır. Bir ülkenin uluslarası rezervleri genellikle döviz, altın, SDR veya IMF net rezerv pozisyonu şeklinde olmaktadır. Altın ve öteki döviz dışı rezervlerin piyasaya müdahale amacıyla kullanılması için öncelikle döviz dönüştürülmeleri gerekmektedir.
Özet olarak ifade etmek gerekirse, Merkez Bankası müdahaleleri, piyasada bağımsız olarak yürütülen otonom işlemlerin doğurduğu dengesizlikleri gidermek için yapılmaktadır. Bu nedenle, bu tür döviz işlemlerine denkleştirici ve “dengesizlik giderici” (gap-filling) işlemler denilmektedir. Ödemeler bilânçosunda dönem boyunca yapılan tüm müdahaleler teker teker gösterilmez, bunun yerine hepsinin net sonucu olarak resmi rezervlerde bir artış veya azalış olarak gösterilir.
Ödemeler bilânçosu hesaplarında bazen işlemlerin nitelik farklarını göstermek için otonom ve denkleştirici işlemler arasına bir çizgi çekildiği varsayılmaktadır. Otonom işlemler bu çizginin üst kısmında, Denkleştirici işlemler ise bu çizginin altına kaydedildiği tasavvur edilir. Bu nedenle literatürde otonom işlemler için “çizgi üstü” (above the line) işlemleri, denkleştirici olanlar için ise “çizgi altı” (below the line) işlemleri deyimleri de kullanılmaktadır.
Ödemeler dengesi işlemlerinin bu şekilde ayrılması dış açıkların ve dış fazlaların belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü bir dengesizlik doğuran işlemler otonom işlemlerdir. Denkleştirici olanlar ise bu dengesizliklere bağlı olarak Merkez Bankasının gerçekleştiği dış rezervleri doğrudan etkilemektedir. Önümüzdeki günlerde konu hakkında daha detaylı yazıları blogumuzda yayınlayacağım.
2 Şubat 2011 Çarşamba
Kur Değişmeleri ve Dış Ödemeler Bilançosu Dengesizlikleri
Bir ülkenin ödemeler bilançosu kısaca, ülkenin tüm gelir sağlayan ve gider doğuran işlemlerinin (mal, hizmet ve sermaye) kaydedildiği bir tablosu demektir.
Bu sözü edilen işlemlerle ülkenin döviz piyasasındaki toplam döviz talebi ve arzı arasında yakın bir ilişki mevcuttur.
Kabaca, ödemeler bilançosunun borçlu işlemleri (dış harcamalar) döviz talebini, alacaklı işlemleri (döviz gelirleri) ise döviz arzını temsil etmektedir. Ancak bunun yaklaşık bir gösterge olduğu unutulmamalı, çünkü ödemeler bilançosuna alacak veya borç işlemi olarak kaydedilen döviz piyasasını etkilemeyen birçok işlem gerçekleşmektedir.
Bu hatırlatmadan sonra, ödemeler bilançosu borçlu işlemlerin ülkenin döviz talebini, alacaklı işlemlerin de döviz oluşturduğunu varsaydığımız durumda, *döviz arz ve talep eşitliğinin sağlandığı kur düzeyinde ödemeler bilançosu da dengeye ulaşmış olacaktır. Kısaca, aşağıdaki grafikte döviz arz eğrisinin SS, döviz talep eğrisinin de DD olduğu durumda, E noktasının karşılığı olan R0 düzeyinde ülkenin dış dengesi sağlanmış olmaktadır.
Aynı doğrultuda, serbest değişken kur sistemi altında döviz talebi eğrisinin D’D’ ye kayması ile döviz kurunun E1 noktasına karşılık gelen R1 düzeyine çıkması sonucu tekrar dış denge oluşmuş olacaktır.
Dış ödemelerde dengesizlik konusuna bakarsak, eğer hükümet döviz talebi D’D’ biçiminde kaydıktan sonra da kur düzeyinin eskisi gibi R0 olarak kalmasını isterse (sabit kur sistemi varsayımı), bu durumda ödemeler bilançosunda EK (veya M0M2) miktarında bir açık oluşacaktır. (döviz talebi artarken döviz kurunu sabit tutma isteği)
Merkez bankası *söz konusu açığı karşılamak için piyasada buna eşit miktarda döviz satışında bulunması gerekmektedir.
Merkez bankası bazen kuru sabit tutmak yerine sınırlı müdahale yaparak kurun belli oranda değişmesine de izin verebilmektedir. (yönetimli dalgalanma) (ayarlanabilir dalgalanma) Bu durumda belli oranda hem dış açık hem de kur değişmesi ortaya çıkacaktır.
Genel olarak ifade edilmesi gerekirse, dış dengeyi sağlamak amacıyla merkez bankasının piyasaya yaptığı müdahalelerle kur değişmeleri arasında ters bir ilişki mevcuttur.
Örneğin *döviz talebinin döviz arzını aştığı bir durumda merkez bankası ne derece döviz kurlarındaki değişmelere izin verirse, döviz satışında bulunmak üzere piyasaya yapacağı müdahaleler de o derece azalmaktadır.
Serbest dalgalanan kur sistemlerinde kurlar kendiliğinden ve gerekli ölçülerde değişebildiği için merkez bankasının piyasa müdahaleleri söz konusu değildir. Aynı doğrultuda, bir döviz arzı fazlalığı karşısında da bu mekanizma tersine işler; yani kurlar serbestçe yükselme gösterdikçe merkez bankasının piyasadan döviz satın alışlarına olan ihtiyaç o derece azalır.
Bununla birlikte uygulamada sınırsız bir serbest değişken kur sistemini görmek oldukça zordur. Hükümetler, uluslarası ticaret ve mali ilişkilerde belirsizlikler doğurması ve enflasyonu hızlandırması nedeniyle döviz piyasalarına müdahale ederek aşırı dalgalanmayı önlemeye çalışırlar.
Hükümet müdahalesi; kurlar yükselirken merkez bankasının serbest piyasada döviz satması (arz yaratması) şeklinde olurken, kurlar düşerken de piyasadan döviz satın alması (talep yaratması) şeklinde olmaktadır.
Müdahalelerin derecesi kurlarda arzulanan istikrarın ölçüsüne bağlı olarak belirlenir. Sıkı bir sabit kur politikasında müdahalelerin derecesi yüksek olurken, gevşek bir kur politika durumunda ise, müdahalelerin derecesi düşük seviyede olmaktadır.
Ancak belirtmek gerekir ki, her ne şekilde olursa olsun, özellikle kur yükselişleri karşısında merkez bankasının etkili bir müdahale politikasını gerçekleştirebilmesi için ülkenin resmi döviz rezervleri yeterli düzeyde olmalıdır.
Bu sözü edilen işlemlerle ülkenin döviz piyasasındaki toplam döviz talebi ve arzı arasında yakın bir ilişki mevcuttur.
Kabaca, ödemeler bilançosunun borçlu işlemleri (dış harcamalar) döviz talebini, alacaklı işlemleri (döviz gelirleri) ise döviz arzını temsil etmektedir. Ancak bunun yaklaşık bir gösterge olduğu unutulmamalı, çünkü ödemeler bilançosuna alacak veya borç işlemi olarak kaydedilen döviz piyasasını etkilemeyen birçok işlem gerçekleşmektedir.
Bu hatırlatmadan sonra, ödemeler bilançosu borçlu işlemlerin ülkenin döviz talebini, alacaklı işlemlerin de döviz oluşturduğunu varsaydığımız durumda, *döviz arz ve talep eşitliğinin sağlandığı kur düzeyinde ödemeler bilançosu da dengeye ulaşmış olacaktır. Kısaca, aşağıdaki grafikte döviz arz eğrisinin SS, döviz talep eğrisinin de DD olduğu durumda, E noktasının karşılığı olan R0 düzeyinde ülkenin dış dengesi sağlanmış olmaktadır.
Aynı doğrultuda, serbest değişken kur sistemi altında döviz talebi eğrisinin D’D’ ye kayması ile döviz kurunun E1 noktasına karşılık gelen R1 düzeyine çıkması sonucu tekrar dış denge oluşmuş olacaktır.Dış ödemelerde dengesizlik konusuna bakarsak, eğer hükümet döviz talebi D’D’ biçiminde kaydıktan sonra da kur düzeyinin eskisi gibi R0 olarak kalmasını isterse (sabit kur sistemi varsayımı), bu durumda ödemeler bilançosunda EK (veya M0M2) miktarında bir açık oluşacaktır. (döviz talebi artarken döviz kurunu sabit tutma isteği)
Merkez bankası *söz konusu açığı karşılamak için piyasada buna eşit miktarda döviz satışında bulunması gerekmektedir.
Merkez bankası bazen kuru sabit tutmak yerine sınırlı müdahale yaparak kurun belli oranda değişmesine de izin verebilmektedir. (yönetimli dalgalanma) (ayarlanabilir dalgalanma) Bu durumda belli oranda hem dış açık hem de kur değişmesi ortaya çıkacaktır.
Genel olarak ifade edilmesi gerekirse, dış dengeyi sağlamak amacıyla merkez bankasının piyasaya yaptığı müdahalelerle kur değişmeleri arasında ters bir ilişki mevcuttur.
Örneğin *döviz talebinin döviz arzını aştığı bir durumda merkez bankası ne derece döviz kurlarındaki değişmelere izin verirse, döviz satışında bulunmak üzere piyasaya yapacağı müdahaleler de o derece azalmaktadır.
Serbest dalgalanan kur sistemlerinde kurlar kendiliğinden ve gerekli ölçülerde değişebildiği için merkez bankasının piyasa müdahaleleri söz konusu değildir. Aynı doğrultuda, bir döviz arzı fazlalığı karşısında da bu mekanizma tersine işler; yani kurlar serbestçe yükselme gösterdikçe merkez bankasının piyasadan döviz satın alışlarına olan ihtiyaç o derece azalır.
Bununla birlikte uygulamada sınırsız bir serbest değişken kur sistemini görmek oldukça zordur. Hükümetler, uluslarası ticaret ve mali ilişkilerde belirsizlikler doğurması ve enflasyonu hızlandırması nedeniyle döviz piyasalarına müdahale ederek aşırı dalgalanmayı önlemeye çalışırlar.
Hükümet müdahalesi; kurlar yükselirken merkez bankasının serbest piyasada döviz satması (arz yaratması) şeklinde olurken, kurlar düşerken de piyasadan döviz satın alması (talep yaratması) şeklinde olmaktadır.
Müdahalelerin derecesi kurlarda arzulanan istikrarın ölçüsüne bağlı olarak belirlenir. Sıkı bir sabit kur politikasında müdahalelerin derecesi yüksek olurken, gevşek bir kur politika durumunda ise, müdahalelerin derecesi düşük seviyede olmaktadır.
Ancak belirtmek gerekir ki, her ne şekilde olursa olsun, özellikle kur yükselişleri karşısında merkez bankasının etkili bir müdahale politikasını gerçekleştirebilmesi için ülkenin resmi döviz rezervleri yeterli düzeyde olmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)